(tr) DAF, Meydan #49 - Devletlerin IŞİD Bakiyesi - Emrah Tekin

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
30 Mayıs 2019 Per 06:20:36 CEST


Irak ve Suriye'yi birbirinden ayıran sınır kapısını 2014 Haziranı'nda ele geçiren IŞİD, bu 
olaya ilişkin yayınladığı videoda dünyaya şöyle meydan okuyordu: "Sykes-Picot Antlaşması 
burada yırtılmıştır." Yaklaşık 100 yıl önce devletlerin Ortadoğu'daki haritaları kendi 
iktisadi ve politik çıkarları çerçevesinde belirlediği Sykes-Picot'yu kendi yöntemleriyle 
hükümsüz kılan IŞİD, sonraki 4 yılı aşkın süreçte gerçekleştirdiği katliamlarla bu meydan 
okumaya paralel biçimde dünyaya korku salacaktı. Hilafet ilan ettiği Irak ve Suriye'de, 
Belçika büyüklüğünde bir toprak parçasına hükmeden, dahası bu bölgelerde, petrol gelirleri 
başta olmak üzere kendi ekonomisi, yargı sistemi, 8 milyonluk nüfusa ulaşan sosyal yapısı, 
hatta diplomasisi olan ve tüm bu özellikleri nedeniyle BM'de temsil edilmek dışında bir 
devlete dair tüm özelliklere sahip olan ve zamanla İslam Devleti (İD) olarak ismini 
değiştiren IŞİD, 2014 yılı ortalarından itibaren ABD'nin öncülüğündeki koalisyonun 
hedefindeydi.

Bugünlerde Suriye'nin küçük bir kasabası olan Bağuz'a sıkışan ve gelen bilgilere göre "son 
kalıntılarının" buradan da çıkarıldığı söylenen IŞİD'in gelecekteki askeri ve siyasi 
varlığına dair tartışmalar ve soru işaretleri ise geçerliliğini koruyor. Hilafet ilan 
ettiği topraklardaki hakimiyetinin sona ermesi nedeniyle "bitti" denilen IŞİD, Ortadoğu'da 
halen canlılığını koruyan mezhepsel kırmızı çizgiler nedeniyle -belki de farklı adlarla- 
geri dönebilir mi? Mensuplarının, "hilafetin" gücünün doruğunda olduğu dönemde 
sloganlaştırdıkları gibi "devlet" (İD) "baki" kalacak mı?

ABD'nin 2003'te Irak işgali sonrası bölgede harekete geçen mezhepçi fay hatlarının bir 
sonucu olarak ortaya çıkan cihatçı terör çetelerinden biri olan IŞİD'in kuruluşu 2004'te 
Irak el Kaidesi adını alan Tevhid ve Cihat Cemaati adlı örgüte dayanıyor. Bu örgütün 
kurucuları arasındaki Ürdünlü cihatçı Ebu Musab ez Zerkavi'nin önceki yıllarda 
Afganistan'daki SSCB işgaline karşı ABD destekli cihatçı çetelerin safında savaşması, IŞİD 
ve benzeri örgütlerin, devletlerin "birtakım" politikaları sonucu üretildiği gerçeğini 
gösteriyor. Bu bağlamda, bölgede cihatçı çetelerin "can suyu" bulmasında tarihsel olarak 
SSCB ve ABD'nin Afganistan ile Irak'ı işgallerinin belirleyici dönüm noktaları olduğunun 
altı çizilmeli. Aynı şekilde, selefi cihatçı çeteleri harekete geçiren bir başka dinamik 
ise Şiilik-Sünnilik ekseninde 600 yılı aşkındır devam eden iktidar çekişmesini daha üst 
boyuta taşıyan 1979'da İran'da Molla rejiminin iktidara gelmesiydi. Ortadoğu'da 
devletlerin dahil olduğu tüm bu denklemlerin, aradan geçen on yıllara rağmen üç aşağı beş 
yukarı güncelliğini koruduğunu belirtmek gerek.

Geldiğimiz noktada bir başka ve asıl büyük problem ise direndiği son bölge olan Bağuz'dan 
çıkarılan IŞİD'in bir dönem onbinlerle ifade edilen üyesinin, nereye gittiği ya da 
gideceğidir.

Küresel cihat ideolojisini benimsemiş bir örgütün varlığının sonlanmasına dair baştan beri 
yapılan alan hakimiyetinin bitirilmesi yaklaşımı, bu bağlamda IŞİD hakkındaki temel 
yanlışlardan birini oluşturuyor. Bu gerçeği görmek için IŞİD'in eski gücünden çok uzakta 
olduğu 2018'de tam 3670 saldırıyı üstlendiği verisi, açıklayıcı bir veridir. Bu 
saldırıların, IŞİD'in "küresel cihat" ideolojisini destekler nitelikte Irak ve Suriye 
dışında Mısır, Afganistan, Yemen, Filipinler gibi çok geniş bir coğrafyada gerçekleştiği 
belirtilmeli. 2018'deki bu rakamlarda yer alan Fransa, Belçika, Kanada ve Avustralya'daki 
"küçük çaplı" bıçaklı saldırılar, önceki yıllarda Manchester, Barcelona, Nice, Las Vegas 
gibi batı metropollerinde katliamlar gerçekleştiren IŞİD'in bu potansiyel ve 
motivasyonunun halen mevcut olduğunu gösteriyor.

11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırıları sonrası dönemin ABD Başkanı George W. Bush "teröre 
karşı küresel savaş" adlı doktrinini açıklamıştı. Bundan sonra Irak'ı işgal eden ABD'nin, 
Ortadoğu politikalarındaki "şahin" başkanı, işgal sonrası 1 Mayıs 2003'te ABD Donanması'na 
bağlı USS Abraham Lincoln uçak gemisinde, arkasında "görev tamamlandı" pankartı dururken 
bir "zafer konuşması" yapacaktı. Ancak Bush'un tabiriyle "tamamlanan" görevin ne olduğunu 
anlamak için dünya, IŞİD ve benzerleri gibi birçok cihatçı çete ile "tanışmak" ve bu 
tanışmanın bedellerini ödemek zorunda kaldı. Aynı şekilde bugünlerde, sığındığı son nokta 
olan Bağuz'da, ABD tarafından IŞİD'e karşı ilan edilen "zafer" 2003'ten bugüne yaşananlar 
göz önünde bulundurulduğunda devletlerin benzer politikaları paralelinde tarihin tekerrür 
etme olasılığını barındırıyor. Daha da ötesinde ise bir başka olasılığın, IŞİD ve benzeri 
gibi cihatçı çetelerin kullanışlılığını her zaman değerlendiren kimi bölgesel devletlerin, 
alan hakimiyeti ortadan kalkan IŞİD'in, küresel cihada hazırlanan bakiyesini Ortadoğu'da 
bir süre daha "misafir etmeye" istekli olabileceği unutulmamalı.

Emrah Tekin

emrahtekin at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 49. sayısında yayınlanmıştır

https://meydan.org/gundem/2019/04/devletlerin-isid-bakiyesi-emrah-tekin/


A-infos-tr mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi