(tr) DAF, Meydan #49 - Seçimler Üzerine

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
16 Mayıs 2019 Per 08:58:48 CEST


İki aylık süre boyunca her meselenin yerel seçimlerle beraber değerlendirildiği, siyasete 
propaganda malzemesi edildiği yerel seçim sürecini geride bıraktık. Bu yerel seçimlerin, 
yerellikten uzak ve genel seçim gibi geçeceğinin bilindiği bir ortamda belediye seçimleri 
gerçekleşti. Seçim gündeminin ana figürleri bu iki aylık süre boyunca, belki de genel 
seçimlerde olmadıkları kadar çok göründü, konuştu, propaganda yaptı. ---- 31 Mart günü 
yapılan oylama, 24 Haziran sonrası başlayan başkanlık sisteminde gerçekleşen ilk seçimdi. 
Bu süre zarfında merkezin siyasal figürü olan ama yerelle bağlarını "muhtarlar toplantısı" 
gibi toplantılarla besleyen Tayyip Erdoğan, devlet iktidarının yüzü olarak süreç boyunca 
en çok görünen figürdü. Bu durum, bundan sonraki yerel seçimlerin de benzer bir şekilde 
genel seçim havasında geçeceğinin açık göstergesiydi.

Bu süreçte bu kadar belirgin aktör olması, yerel seçimleri varolan anlamının çok daha 
ötesine taşıdı. Bu anlam taşması, yerel seçim sürecinin bir türlü bitmemesinin sebepleri 
içerisinde yer alıyor.

Bitemeyen Seçimler

Her ne kadar fiili olarak seçim süreci geride bırakılsa da, özellikle İstanbul'da seçim 
sonuçlarına AKP'nin yaptığı itirazlar ve oyların yeniden sayım aşamasının sonuna 
gelinmedi. Yerel seçimlerin bir türlü bitememe durumu, seçimin taşıdığı politik anlamlarla 
ilişkili. AKP daha önce Gezi İsyanı sonrası yapılan ilk seçim olan 30 Mart 2014'te 
başlattığı, esas olarak ise başkanlık sistemine geçiş için parlamentoda anayasayı 
değiştirme çoğunluğunu işaret eden "400 vekili verin" söylemiyle 7 Haziran 2015 
seçimlerinde belirginleştirdiği, seçimleri iktidarının oylandığı/onaylandığı 
referandumlara dönüştürme fiilini 31 Mart'ta da sürdürdü. Kaldı ki 31 Mart seçimlerinin 
başkanlık sistemine geçiş sonrası ilk seçim olması, kendi doğalında, bir referandum havası 
yaratmaya yetti.

AKP-MHP koalisyonuyla oluşan Cumhur İttifakı'nın seçim süresince muhalefete yönelik 
karalama kampanyaları ve devletin bekası vurgusu; seçimler öncesinde özellikle ekonomik 
krizle ilişkili olmak üzere yaşanan toplumsal rahatsızlığın farkında olunduğunun ve bu 
rahatsızlığın daha öncelerde olduğu gibi milliyetçi-muhafazakar retorikle aşılma 
stratejisinin işletildiğinin en açık göstergesiydi. Özellikle "savaş siyaseti"nin olumlu 
geri dönüşünü 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra fazlasıyla alan AKP, 7 Haziran 
seçimlerinden bu yana işlettiği stratejisini bu seçimlerde de sürdürmeye çalıştı.

Tabi ki bu strateji sadece söylemsel düzeyde değildi. Yine aynı şekilde 7 Haziran 
seçimlerinden bu yana sürdürdüğü OHALvari uygulamalar, devlet kurumlarını elinde 
bulundurmanın avantajından yararlanarak seçim öncesinde tutukladığı, adaylığını iptal 
ettiği, iptal etmekle tehdit ettiği, itibarsızlaştırmaya çalıştığı muhalefet karşıtı 
stratejisini bu seçimlerde de işletmekten geri kalmadı. "Düşman" ve "terörist" 
söylemleriyle, kendisi gibi siyasal gerçekliğin içinde bulunan partileri ve politikacıları 
siyasal alanın dışına itmeye çalıştı.

Ancak siyasal iktidar, şu ana kadar (seçimden bir hafta sonrasına kadar), İstanbul ve 
Ankara dahil olmak üzere büyük şehirlerde istediği başarıyı elde edemedi. Adana ve Antalya 
gibi şehirlerin dışında birçok büyükşehir ve belediye ya ittifak ortağı MHP'ye ya da 
CHP'ye geçti.

Belediyelerde Başkanlık Sistemi

Seçimlerde kim kazandı sorusuna doğrudan verilebilir bir cevap olmamasına karşın, MHP'nin 
ittifaktan yana karlı çıktığı sonucu çıkarılabilir. Manisa Büyükşehir, Iğdır, Osmaniye, 
Bartın, Erzincan, Karaman, Amasya, Çankırı, Kastamonu, Karabük, Kütahya ve Bayburt'ta MHP 
adayları kazandı. Seçimlerin hemen ertesinde Devlet Bahçeli'nin belediye başkanlığı 
sistemine yönelik değişiklik önerisiyse akılları karıştırdı. Bir önceki yerel seçimlere 
göre daha fazla şehirde kazanan MHP'nin, bu yeni olumlu tablodan yola çıkarak yerel 
seçimlerin şeklini değiştirme önerisi çok tartışılmadan gündemden düştü. Devlet Bahçeli, 
Büyükşehir ve merkezleri kazanan belediye başkanlarının, diğer ilçe belediyelerindeki 
başkanları belirlediği bir sistem önerdi. İlçe belediyelerinin atanmasına dayanacak bu 
sistemin, MHP'nin şu anki pozisyonuna yarıyor olduğu düşünülse bile, ittifak ortağı olan 
AKP'nin -özellikle Ankara ve İstanbul'da içinde bulunduğu durumda- bu öneriyi 
onaylamayacağı bir gerçek.

Özellikle Tayyip Erdoğan'ın seçim gecesi Ankara'da gerçekleştirmiş olduğu balkon 
konuşmasında yaptığı "büyükşehir belediyelerinin CHP'nin elinde olmasına rağmen ilçelerin 
AKP'nin olduğu" vurgusu aslında bu öneriyle taban tabana zıttı. Bahçeli'nin ve MHP'nin bu 
önerisinin ne anlama geldiği şimdilik meçhul!

Olmadı Baştan Say!

Seçim sonuçlarının açıklandığı süre içerisinde CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu'na verilen 
oylarla AKP adayı Binalı Yıldırım'a verilen oylar arasındaki farkın kapandığı anlarda 
Anadolu Ajansı'nda veri girişinin olmamasının gündem edilmesiyle başladı aslında 
İstanbul'daki başkanlık tartışmaları.

Seçimin ertesi günü sabahına kadar, alınan veriler noktasında belirsizlik sürdü. Bu 
belirsizliğin kaynağı Anadolu Ajansı'ndan bir süre sonra Yüksek Seçim Kurulu'na geçti. YSK 
açıklamalarının öncesinde önce Binalı Yıldırım bir teşekkür konuşması yaptı.

Muhalefetin adayı İmamoğlu, her 2-3 saatte bir basın toplantısı düzenledi, elindeki 
verilerin kendi lehine olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar sırasında AKP İl Başkanı'nın 
açıklamaları ve Tayyip Erdoğan'ın balkon konuşması gerçekleşti. Erdoğan'ın balkon 
konuşmasında açık açık "kazandık" vurgusu yapmaması, İmamoğlu'nun verilerini daha 
inanılası kıldı. Keza YSK ertesi gün İmamoğlu lehine bir oy tablosu açıkladı.

Bütün bunlara rağmen, seçim sonuçlarına ilişkin olumsuz bir durum olduğunun iddiasıyla 
oyların tekrar sayımı meselesi gündeme geldi. AKP İstanbul'daki 15 ilçede geçersiz 
oyların, 1 ilçede de tüm oyların sayılması talebiyle Yüksek Seçim Kurulu'na başvurdu.

Geçersiz oyların tamamının baştan sayılması sonrası aradaki farkın İmamoğlu lehine 14-15 
bin bandında kalması, AKP'yi yeni bir hamle yapmaya itti. İstanbul genelinde kullanılan 
tüm oyların yeniden sayılması yönündeki bu itiraz hamlesinin YSK'den dönmesi üzerine ise 
AKP şapkasından -"Osmanlı'da oyun bitmez" sözüne uygun- yeni bir tavşan çıkardı: 
"Olağanüstü İtiraz". 15 Temmuz 2016- 19 Temmuz 2018 arası  "resmi olarak" yürürlükte olan 
ancak fiiliyatta halen devam eden ve bu süreçte muhalefetin itirazlarına karşın bir 
referandum ile bir seçimin yapıldığı OHAL'i de çağrıştıran "olağanüstü itiraz" için, 
adayın seçimi kazandığı ilan edilerek mazbatasını almasından sonra 7 gün içinde başvuruda 
bulunulması gerekiyor. Olağanüstü itiraza da olumsuz yanıt alması halinde ise AKP'nin 
önünde tek seçenek olarak İstanbul seçimini iptal ettirmek kalıyor.

AKP içinde AKP

Ancak gelinen aşamada süreç, İstanbul'daki seçimlere itirazdan -giderek 7 Haziran 2015'e 
benzeyen bir şekilde- sonuçları tanımama ve iktidarın sayısal çoğunluğu elde ettiği 1 
Kasım'da olduğu gibi tekrar ettirme aşamasına doğru ilerledi. Erdoğan'ın 31 Mart gecesi 
yaptığı ve sonuçları, il/ilçe oranlarının lehlerine olduğu vurgusuyla "fiilen" tanıyan 
açıklamasına tezat olarak, 1 Nisan günü itibariyle AKP cenahından itiraz sesleri 
yükselmeye başladı. İlk emaresinin, daha önce AKP güdümündeki STK'lardan SETA'da 
yöneticilik yapmış, şimdi de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olan Fahrettin Altun'un 
paylaştığı sosyal medya mesajı ile görülmeye başlandığı itiraz/sonuçları tanımama 
sürecinin yürütücülüğünü AKP  içindeki "Pelikan Grubu" olarak bilinen klik yapıyor. 
Arkasında Berat Albayrak ile grubun "merkez yayın organı" Sabah gazetesinin de içinde 
bulunduğu Turkuvaz Medya'nın sahibi Serhat Albayrak'ın olduğu bilinen Pelikan, kamuoyunda 
adını ilk kez Mayıs 2016'da internette paylaştıkları ve dönemin başbakanı Ahmet 
Davutoğlu'nu sert sözlerle hedef alan dosya ile duyurmuştu.

ABD'li yazar John Grisham'ın iki yüksek yargıcın öldürüldüğü ve cinayetlerde hükümete 
uzanan ilişkileri konu alan romanına atıfla Pelikan Dosyası adıyla yapılan paylaşım 
sonrası Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlıktan azledilmesi, söz konusu kliğin siyasi gücünün 
nelere kadir olduğunu gösterdi. Ancak kendilerini "Erdoğan için canını feda edecek 
reisçiler" şeklinde tanımlayan Pelikancıların, bu siyasi gücünün yanı sıra iktidarın 
çeşitli "devasa projeleriyle" bağlantılı, son derece güçlü ekonomik ilişkilere de sahip 
olduğu biliniyor.

Bosphorus Global adlı STK görünümündeki iktidar aparatı üzerinden sosyal medyada 
manipülasyon kanalları bulunan Pelikancıların iktisadi rant ilişkilerinin merkezinde ise 
Turkuvaz Medya ile paydaş olan Kalyon İnşaat yer alıyor. Kalyon İnşaat'ın yüklenici olduğu 
ve iktidarın da propagandasını yapmaktan geri durmadığı projeler arasında Mahmutbey- 
Mecidiyeköy metro hattı, Başakşehir Stadyumu inşaatı, Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi 
inşaatı, Hasköy Tüneli, İstanbul- Şile/Ağva yolu inşaatı var. Şirketin bu iktidar 
projeleri dışında 3. Havalimanı inşaatı üzerinden İBB'ye bağlı şirketlerle geliştirdiği 
ilişkiler de İstanbul'daki seçimlere itiraz/sonuçları tanımama sürecini Pelikancıların 
tarafından niçin bu yükseltildiği noktasında önemli bir veri sunuyor.

AKP içinde "yeni paralel devlet" olarak adlandırılan Pelikancılar, İstanbul seçimlerine 
itiraz ve başlarda temkinli yaklaşıldığı gözlenen bu söylemin sahiplenilmesi üzerinden 
AKP-MHP iktidar bloku cenahında giderek bir "konsolidasyon" sağlamış görünüyor. Ancak 
medyadaki "tartışma programlarına" kimin katılacağından AKP teşkilatlarındaki yönetim 
değişikliklerine kadar her şeye müdahil olduğu ve bu nedenle parti içinde "homurdanmalara" 
neden olduğu bilinen Pelikancıların, daha önce aynı şekilde adlandırılan ve sonrasında 
"darbe girişimi sorumlusu, terör örgütü" nitelemesi şeklinde bir akibete uğrayan 
benzerleriyle aynı sonu yaşayıp yaşamayacağını, iktidar sarmalındaki diğer kliklerin 
gelecekte gerçekleşmesi muhtemel hamleleriyle göreceğiz.

Yeni Bir Lider Doğuyor

Seçimin hemen ertesinde Anıtkabir ziyareti gerçekleştiren Ekrem İmamoğlu'nun ziyaret 
defterini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla imzalaması kadar, siyasal iktidar 
kanadının gündeminde İmamoğlu'nun BBC röportajı da yer alıyordu. Gelecek cumhurbaşkanlığı 
seçimlerinde aday olacak mısınız sorusuna "Allah bilir." cevabını veren İmamoğlu'nun, 
CHP'lilerin "kazanan lider" boşluğunu doldurduğu farklı kesimler tarafından 
dillendirilmeye şimdiden başlandı.

Kısa süre içerisinde elde ettiği başarı, özellikle seçim süresince takındığı tavır ve 
süreç yönetimi İmamoğlu'nu CHP'nin özlem duyduğu lider olarak yükseltti. O kadar yükseltti 
ki toplumsal muhalefet içerisinde yer alıp İmamoğlu'nu eleştirenler, eleştirilerini 
özeleştiriye dönüştürdü ve İmamoğlu'nu geleceğin lideri ilan etti.

İmamoğlu'nu yerel seçimlerin yıldızı yapan neydi? Aslında İmamoğlu'nun böyle ön plana 
çıkmasına neden olan şey, ne üç ayda kendini iyi tanıtması ve sevdirmesiydi ne de seçim 
gecesi takındığı kararlı tutumuydu. İmamoğlu bir "anti" adaydı. AKP'nin belirlediği adayın 
karşısına çıkacak herhangi bir adayın, İmamoğlu kadar bir şansı vardı. İmamoğlu'na oy 
verenler, İmamoğlu geleceğin lideri olduğu için değil AKP adayının başkan olmaması için oy 
vermişti.

İmamoğlu'nun yükseltilmesinin gizlediği bazı durumları açıkça ifade etmek gerekiyor. 
Öncelikle, İmamoğlu sadece CHP tabanına hitap eden bir aday değildi, İP'nin de 
desteklediği aday milliyetçi kesimin hoşuna gidecek açıklamalardan kaçınmadı, tersine 
özellikle milliyetçi-muhafazakar seçmenlere hoş gelecek açıklamalar ve eylemler içine 
girdi. Kılınan namazlar, okunan dualar, milliyetçi ve muhafazakar siyasetlerle özdeşleşmiş 
Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş paylaşımları...

Tabi ki popülist bir siyasi partinin kendini sol değerlerle özdeşleştirdiği iddiasına 
rağmen buna benzer "açılımları" çok şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, kendine devrimci 
diyen siyasi parti ve grupların, bu yükselen "yıldızın" kuyruğuna sorgusuz sualsiz 
takılmasıdır.

Gizlenen başka bir durum ise HDP'nin verdiği destektir. Sanki İmamoğlu HDP seçmenlerinin 
etkisi olmadan bu kadar oy almış gibi gösterilerek sevimli gözükülmeye çalışılan 
milliyetçi-muhafazakar çevrelerin lanetlemelerinden uzak duruluyor. Bu anti-adayın, 
havuzunda farklı çevrelerden gelen destek eritilerek Millet İttifakı'nın (yoğun olarak 
CHP'nin) başarısıymış gibi pazarlanıyor.

Bu gerçekliğe ısrarla gözünü yumanlar, kendi "tek adam"larını bulduklarını ilan edip 
başarılı politika izlediklerine kendilerini inandırıyorlar; kendilerini kandırıyorlar. 
Oysa ki "tek adam" zihniyeti ve işleyişinden dem vuranlar, anti-adaylarıyla başka bir "tek 
adam" yaratmayı hedeflediklerini ve bununla siyasi iktidarın anlayışına eklemlendiklerini 
idrak edemiyorlar.

Çoğunluk Değil Çoğulculuk Kazandı!

Seçimin hemen ertesinde, çoğunluğu esas alan anlayışın yerine çoğulculuğu esas alan 
anlayışın kazandığının; çoğunluk yaratmak ve gücü ele geçirmenin artık ülkedeki siyaset 
anlayışını belirlemedeki etkisini yitirdiğinin; toplumun farklı kesimleriyle uzlaşmanın 
önemli olduğunun altını çizen bir dizi yorum yapıldı. Yorum yapanlar, kuşkusuz ki 
İmamoğlu'nun "açıklanamayan galibiyetini" AKP-MHP bloğuna geri adım arttırmada önemli bir 
adım olarak görmekte.

Toplumsal algıda değişim olduğunu düşünenler, yeni bir siyaset biçiminin doğduğunu tespit 
edenler tüm bunları söylemekte -AKP'nin İstanbul'daki Belediye Seçimleri'ne yönelik YSK'ya 
yaptığı itirazla- aceleci davranmış oldu.

Siyasette güçlü olmanın parayla, devlet imkanlarıyla, medya gücüyle oluşan bir şey 
olmadığının propagandasını yapan parlamenter demokrasi sevdalıları, iktidarın esas 
kaynağının ne olduğunu görmemekte ısrar ediyor.

Sonun Başlangıcı mı?

Her ne olursa olsun, seçimler tekrarlanıp Binalı Yıldırım seçilse dahi AKP'nin siyasi bir 
karizma yitimi yaşadığı gerçeği önümüzde olgusal bir gerçeklik olarak duruyor. Aslında 
meselenin her geçen gün dallanıp budaklanıyor oluşu (Büyükçekmece'de orada ikamet etmediği 
düşünülen seçmenlerin evlerine polis baskınları; gün içerisinde bakanlarından il 
başkanlarına, Binalı Yıldırım'dan Tayyip Erdoğan'a sonu gelmeyen açıklamalar; CHP 
kanadının karşı açıklamaları...) AKP kanadının söylem ve iddialarının meşruluğunu 
yitirmesine neden oluyor. Benzer bir şekilde seçim sonuçlarına yönelik itirazlarda yaşanan 
adaletsizlik, demokrasicilik oyunuyla kazanılamayacağının en açık göstergesi.

AKP'yi geriletmek için farklı koalisyon kombinasyonlarından imtina etmeyenlerin açıkça 
görmesi gereken, temsili demokratik alternatiflerle işlerin yoluna koyulamayacağıdır. 
Seçim süreçlerinde kendi başına AKP karşıtlığını bile "ilerici" tayin edenler, "ilerici" 
ittifaklarıyla içinde bulunulan genel sömürü ve baskı durumuna kestirme yollardan çözüm 
aramaktadır. Tekrar edelim; çözüm, yakınılan sisteme türlü manevralarla eklemlenmek değildir.

Bitemeyen bir seçim sürecinin içerisindeyiz. Oyunu hazırlayanların kendi kurallarına 
uymadığını anlamak için bir başka genel ya da yerel seçime ihtiyaç yok. Hileli seçim 
potansiyeliyle karşılaşıldığı, seçimleri organize eden siyasal yapının meşruiyetini 
yitirdiği, siyasal temsilcilerin temsilci olma durumlarını yitirdikleri noktalarda boykot 
siyasal bir alternatif olarak belirir!

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 49. sayısında yayınlanmıştır.

https://meydan.org/gundem/2019/04/secimler-uzerine/


A-infos-tr mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi