(tr) DAF, Meydan Gaztesi'nin #48 - Queer Teori Tartışmaları(1): Kimliklerin Reddi mi Stratejik Özcülük mü? - Mercan Doğan

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
1 Mayıs 2019 Çar 08:32:37 CEST


Queer Teori Tartışmaları yazı dizimizin ilk bölümünde bu teoriyi kimliksizleşme olarak 
yorumlayan, buna karşı kimlikleri yapıbozuma uğratma olarak tanımlayan ve queerin 
özcülük/kimlik karşıtı politik duruşunu eleştirel bir bakış açısıyla ele alan düşüncelerin 
birkaçına yer vereceğiz. ---- Queer teori terimini ortaya koyan Teresa de Lauretis, 
araştırmalarının merkezine cinsiyet kadar ırk kavramını da koymuştu. Ancak queer teori, 
günümüzde var olan queer teorilerinin çok azının ırktan bahsediyor olması gerekçesiyle 
eleştirilir. Eleştirinin temellerinden biri de belli başlı teorisyenlerin çoğunun beyaz 
olmasıdır ve teorinin beyazlaştırıcı olduğunu söyleyenler vardır. ---- "Sabit cinsel 
kimlik kategorilerini reddetmeye çağrı yapan queer düşünceler, kişinin hayatta kalması 
için elzem olan geleneksel toplumsal kimlikleri ve toplumsal bağları göz ardı ediyormuş 
gibi görünüyor." diyen queer teorisyen Cathy Cohen, queer alanındaki teorik araştırmalarda 
ırkın da en az toplumsal cinsiyet ve cinsellik kadar dikkatle ele alınması konusunda 
Lauretis'e katılıyordu. Cohen'in düşüncesinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli 
ayrımcılık ile ırk ve sınıf ayrımcılığı aynı şekilde ele alınmalıdır.

Queer teorisyen Gloria Anzaldua, ırk kategorilerinin, insanların tanımlanıp 
denetlenmesinin en önemli biçimlerinden biri olduğunu söyler ve ona göre ırk, bireylerin 
yaşamları için en az cinsiyet kadar belirleyici bir kimliktir.

Kimliksizleşme ya da Kimlikleri Yapıbozuma Uğratma?

Queer teorinin bilinen isimlerinden Michael Warner'a ve daha birçoklarına göre queer, "özü 
olmayan bir kimlik" olsa da başka birçok queer teorisyene göre kimliğin ya da özcülüğün 
dışlayıcı bir etkisi vardır. Butler başta olmak üzere birçoklarının karşı çıktığı da bu 
dışlayıcı etkidir. Bahsi geçen kimliğin kimleri temsil ettiği, kimleri dışarıda 
bıraktığıdır asıl sorun.

Butler siyah, beyaz, kahverengi, gey, lezbiyen, kadin, erkek vb. tanimlarin kullanilmasina 
karsi degildir ama bu tanimlarin kullaniminda daima risklerin açiga çiktiginin farkinda 
olunmasi gerektigini söylemistir. "Siyah kadin" olmak ile "beyaz kadin" olmanin ayni sey 
oldugunu kabul eder. Ona göre, bu tanimlarin tarif ettigi kaliplar kabul edilmemelidir, 
sinirlari siliklesmelidir yoksa mutlaka birileri dislanir. Önerdigi tam olarak 
kimliksizlesme degil -kendi tabiriyle- kimlikleri yapibozuma ugratmaktir.


"Stratejik Özcülük"

Eleştirel queer teorisyen Gayatri Chakravort Spivak ise -sadece ırksal olarak değil- her 
türlü gerekçeyle marjinalleştirilmiş grupların zaman zaman kendilerini 
özselleştirmelerinin geçici bir avantaj sağlayabileceği düşüncesine dayanarak "stratejik 
özcülük" kavramını geliştirmiştir. Ortaya çıkışının ardından "post" teorilerde sıkça 
kullanılmaya başlayan stratejik özcülük, grupların içindeki bireyler arasında farklılıklar 
ve anlaşmazlıklar olsa da amaçlarına ulaşmak ya da asimilasyonu engellemek için bazen grup 
kimliklerinin öne çıkarılabileceğini, özselleşmenin bir yöntem olabileceğini anlatır. 
Spivak bu kavramın ortaya çıkışından bu yana özcülüğü destekler gibi kullanılmaması 
gerektiğini vurgulamıştır.

Spivak, günümüzde her kimliğin yapısının radikal bir şekilde yeniden çözümlenebileceğini; 
bu kimliklerin özcülüğünün apaçık hayal ürünü olduğu gerçeğinin farkındalığındadır. Hayal 
ürünü de olsa dünya hala bu özcü kimliklerle dönüyorken gerçek değişimler ortaya koymak 
amacıyla politik bir çıkar için stratejik olarak kullanmayı önermiştir.

Stratejik özcülük sabit kimlikleri yeniden tartıştırmıştır. Alan Sinfield, kimlik 
politikaları temelinde yapılan LGBTİ hakları kampanyalarının "kazanım"larından bahsederek 
belki de kullanılabileceklerini; Elizabeth Grosz ve bazı başka teorisyenler ise politik 
olarak "kazanım" isteniyorsa hem kimlik hem de queer politikasının kullanılması 
gerektiğini iddia eder.

Gayatri Spivak'ın 1988'te yazdığı "Madun Konuşabilir mi?" kitabındaki "kahverengi 
kadınları kahverengi adamlardan koruyan beyaz erkekler" tespitini bir adım öteye taşıyan 
ve kendisini kahverengi queer bir feminist olarak tanımlayan Sara Ahmed "kahverengi 
kadınları kahverengi adamlardan koruyan beyaz kadınlar"dan bahsederek hakim feminist 
algıyı eleştirir. Spivak'ın kavramı bu noktada girer devreye; kahverengi kadınları 
kahverengi ya da beyaz adamlardan korumanın kahverengi kadınlar tarafından 
gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu savunur. Meydan Gazetesi'nin 7. sayısında 
"Hindistan'ın Pembe Giymiş Kadınları: Gulabi Çetesi" başlıklı yazıda anlatılan Gulabi 
Çetesi, Spivak'ın önerdiğine; madunlar için stratejik özcülüğe örnek verdiği bir 
örgütlenme modelidir. (Spivak madun kavramıyla "yurttaşlık yapılarına erişimi olmayan 
kişi"yi kasteder.)

Hindistan'ın en yoksul bölgesi olan Banda ve civarında yaşayan, kastın en altında olmaları 
sebebiyle ezilen, kadın olmaları sebebiyle de iki kez ezilen kadınlar tarafından 2006 
yılında kurulan Gulabi Çetesi, kadınlara şiddet uygulayan erkekleri bambu dallarından 
yonttukları sopalarla döverek tüm dünya tarafından bilinen bir örneğe dönüştü. Spivak için 
örgütlenip seslerini duyurmaya başladıkları anda madunluktan çıkmış sayılan çete, madun 
grupların, maduniyetlerinin farkındalığıyla mücadele ettiklerinde politik öznelere 
dönüşebilmelerinin mümkün olabileceğini gösteriyor. Ayrımcılık konusunda Gulabi çetesinin 
aştığı eşik onlara toplumsal hiyerarşide daha üst bir konum sağlamıyor. Aksine bu 
hiyerarşinin kendisine karşı çıkan madunlar kendilerini gerçekleştirebilme, var olabilme 
imkanı kazanıyorlar.

Bu yazı  Meydan Gazetesi'nin 48

https://meydan.org/gundem/2019/03/queer-teori-tartismalari1-kimliklerin-reddi-mi-stratejik-ozculuk-mu-mercan-dogan/


A-infos-tr mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi