(tr) DAF, Meydan Gaztesi'nin #48 - Bu Oyunu Nasıl Oynarız- Özlem Arkun

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
27 Nis 2019 Cmt 11:06:02 CEST


"Çocukların oyununu engelleyerek dünyayı değiştiremezsiniz, dünyayı değiştirmek için 
dünyayı değiştirmeniz gerekir." ---- Peter Gray ---- "Oyun oyundur ve oyun ciddiye 
alınmaktan çok uzak bir yerdedir. Zaten oyun ciddi olduğunda oyun olmaz" diyorsanız haksız 
olduğunuzu söyleyemem ama bana soracak olursanız (sorduğunuzu varsayıyorum) oyun "ciddi" 
bir meseledir. Hatta biraz daha ileri gidersem oyun, hayati bir meseledir. ---- Tüm 
memeliler oyun oynar. Hayatta kalmak için gereken sosyal beceriler karmaşıklaştıkça 
oyunlar da karmaşıklaşır. Etçil memeliler boğuşma ve yakalama becerilerini geliştiren 
oyunlar oynarken, otçul memeliler koşma/kaçma temalı oyunlar oynarlar. İnsan yavruları da 
içinde bulundukları topluluğun faaliyetlerini ve kültürünü taklit eder, etraflarında olup 
biteni oynayarak keşfetmeye çalışır; böylece içinde bulundukları toplumun davranışlarını 
ve kültürünü anlamlandırmaya çalışır. Avcı toplayıcıların çocukları doğdukları andan 
itibaren etraflarında olup biten her faaliyeti oyunlarına uyarlar; avlanma, et kesme, 
işleme gibi gündelik faaliyetler çocukların gözleri önünde yapılır. Çocukların bu kesici 
aletlere hatta zehirli oklar gibi istisnalar dışında av silahlarına erişimi kısıtlanmaz. 
Çocuklar çevrelerini gözlemleyip taklit ederek bu faaliyetleri oyuna dönüştürürler. 
Barınak yapma, tırmanma, ritüeller... Her biri oyun olarak başlar, çocuklar büyüdükçe 
"ciddi" faaliyetlere dönüşür ama hala oyundur. Tam da bu nedenle gündelik faaliyetler ve 
kültür farklılaştıkça oyunlar da farklılaşır. Nasıl mı?

1911 yılının yazı, İngiltere'nin Hull şehrinde kıt kanaat geçinen tersane işçileri, 
dokumacılar ve madenciler greve gittiler. Diz boyu yoksulluk içinde yaşayan işçiler o yaz 
boyunca yüzlerce grev ve yürüyüş düzenledi. Ve bütün bir yaz boyunca anne ve babalarının 
sokaklarda slogan atarak yürüyüş yaptığını ve bu şekilde hakları olanı alabileceklerini 
gören çocuklar aynı yılın sonbaharında bir isyan başlattılar ve sokaklara döküldüler. 
Çocuklar pankartlar taşıyor, slogan atıyor ve taleplerini her yere tebeşirlerle 
yazıyorlardı. Çünkü talepleri vardı ve bu talepler karşılanmalıydı. Çalışma yaşında 14 yaş 
sınırı olsun, okul saatleri kısaltılsın, daha fazla tatil olsun, ev ödevi kaldırılsın, 
kayışla dövme yasaklansın, bedava kalem ve silgi verilsin... Talepler böyle uzayıp 
gidiyordu...

Ne var ki tablo her zaman böylesine olumlu olmuyor...

1940'lı yıllarda Auschwitz'de de birçok çocuk vardı. Bu çocuklar insanlığın o güne dek 
görmediği ve asla bir daha görmek istemeyeceği sahnelere tanıklık ettiler. Tüm olup 
bitenlere tanıklık ettiler ve bunların öznesi oldular. Her gün aç bırakıldılar, dayak 
yediler, "tıbbi" işkencelere maruz kaldılar... Her gün gözlerinin önünde başka insanlara, 
anne ve babalarına ya da başka çocuklara işkence edildiğine ya da çocukların öldürüldüğüne 
tanık oldular. Bu durumu anlamlandırabilmek kolay değildi.

Auschwitz'de oynanan oyunlar da hiçbir zamankine benzemiyordu. Oyunların bazılarını şöyle 
sıralayabiliriz; yeraltı sığınaklarını patlatmaca, ölülerin giysilerini çalmaca, 
katletmece, yahudiler ve gestapo cansız bedenlerini gıdıklama... Bu oyunlardan biri de 
klepsi-klepsi. Bu oyun şöyle: Ebe olan çocuğun gözleri bağlanır, çocuklardan biri ebeye 
tokat atar, ebenin gözündeki bağ çıkartılır ve ebe kendisini kimin tokatladığını bulmaya 
çalışır. Bugün okurken içimizde tarifsiz bir boşluk duygusu yaratan bu oyun, o dönemin 
Auschwitz'inde hayatta kalabilmek için kazanmanız gereken becerileri geliştirmeye yönelik 
bir oyundu, çünkü biraz ekmek çaldıysanız ya da birinin kaçış planını biliyorsanız bir 
kandırmaca uzmanı olmak zorundaydınız.

Oyunun, içinde bulunan (fiziksel ya da psikolojik) durumla başa çıkma yolları 
geliştirmenin bir aracı olduğuna da yeri gelmişken değinmek gerek. Örneğin Winnicott; 
anaokulunun bahçesinde oynarken, ölümlü bir trafik kazasına şahit olan çocukların bir sene 
boyunca "ölüm" olgusunu içeren oyunlar oynadıklarını belirtmişti.

Çağlar boyunca değişen kültürle oyunlar ve oyuncaklar da şekilden şekile girmiş durumda. 
Peki bugün geldiğimiz noktada çocukların içinde bulundukları kültürü anlamlandırmak için 
kullandıkları araçları nasıl tanımlamak gerekir? Örneğin "oyuncak" silahlar, tanklar ve 
arabalarla büyüyen bir erkek çocuğu ya da pembiş mutfak takımları ve süslü barbielerle 
büyüyen bir kız çocuğunu düşünelim.

Farkındalıkları "yüksek" insanlar olarak, bu çocukların ebeveynleri hakkında (bu kişi biz 
olsak bile) çok olumlu düşünceler besleyemeyeceğimizi düşünüyorum. Elbette oyuncak 
dünyasında bile kız çocuklarının ikincil bir pozisyona, gerçek dışı bir beden algısına ve 
sonsuz bir tüketim kuyusuna itilmesi ya da erkek çocuklarının güç uygulama ve teslim alma 
ilişkisinin tam ortasına çekilmesi midemize kramplar girmesine neden oluyor olabilir. Yine 
her gün kulağımıza çalınan, belki de aklımızdan geçen belli cinsiyet kalıplarının "ben 
erkek çocuğuna alıyorum ama bunun mavisi yok muydu?" gibi ifadelerle yeniden üretilmesi 
tüylerimiz diken diken ediyor olabilir. Peki ne yapacağız? Bu oyuncakların olmadığı bir 
çocuk odası yaratarak bu "günah"tan sıyrılabilir miyiz?

Çocuklar kendi evlerinin içindeyken bile televizyon, videolar ve misafirler sayesinde 
onları korumaya çalıştığımız bu propagandaya maruz kalıyorlar. Evin dışına çıkar çıkmaz 
gördüklerini saymıyorum bile... Çocukları bu rollere sıkıştırarak, potansiyellerini 
kısıtlamak ve onları sakatlamak acımasızca ama çocuğun hayatından tüm bunları 
sansürleyemeyeceğimize ve aslında bu "sterilizasyonun" başka türlü bir soyutlanmayı da 
beraberinde getireceğini düşünerek ne yapacağız?

Ya da soruyu başka türlü soralım: Auschwitz'deki çocukların birbirlerine "şiddet 
uygulamalarına" engel olarak, var olan şiddetin ortadan kalmasını sağlayabilir miydik?

Çocukların oyununa engel olarak dünyayı değiştirebilir miyiz? En başa dönecek olursak bu 
oyunu nasıl oynarız?

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 48

https://meydan.org/gundem/2019/03/bu-oyunu-nasil-oynariz-ozlem-arkun/


A-infos-tr mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi