(tr) DAF, Meydan Gaztesi'nin #48 - Bechdel'in Ölçüsündeki Cinsiyetçilik- Gizem Şahin

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
23 Nis 2019 Sal 08:42:00 CEST


Bechdel, sinemada cinsiyetçiliği ölçmek için uygulanan bir test. Ama filmler bu testi 
geçse de geçmese de sonuç aynı. ---- Oscar olarak bilinen Akademi Ödülleri, 24 Şubat'ta 
Los Angeles'ta düzenlenen bir törenle verildi. Bu yıl 91. kez verildi bu ödül, hemen hemen 
her yıl tartışmaları da beraberinde getirdi. Çoğu zaman ayrımcılığın ve cinsiyetçiliğin 
ödüllendirildiği seçimler oldu. ---- Bugüne dek Oscar alan filmlerin yarısından fazlası, 
filmlerde cinsiyet eşitsizliğini ölçmek için başvurulan bir test olan Bechdel Testi'ne 
göre sınıfta kalmış durumda. ---- Bechdel Testi, ismini, Alison Bechdel'in çizdiği ve 1985 
yılında yayımlanan bir karikatürden alıyor. Karikatürde iki kadın sinemaya gitmeyi 
düşünüyor ama kadınlardan biri olan Mo Tesla karakteri, film seçimini yaparken 3 kurala 
uygun olmasına dikkat ettiğini söylüyor. Bu kurallar, karikatürde "filmde en az iki 
kadının olması, bu kadınların birbirleriyle konuşuyor olması ve bu konuşmanın erkekler 
hakkında değil başka herhangi bir konuda olması gerektiği" olarak anlatılıyor.

İşte sonradan Bechdel Testi ya da Mo Kanunu olarak isimlendirilecek olan testin kriterleri 
de buradan doğuyor. Yalnız ilk kural, filmdeki kadınların isimlerini bilmemiz de gerektiği 
şeklinde güncelleniyor ve öyle uygulanıyor.

Kadınları Erkekler Üzerinden Var Eden Filmler

Filmlerdeki kadınların durumuna ve konuşmalarına dayanarak cinsiyet eşitsizliği ile ilgili 
bir değerlendirme yapılıyor. Kadının aktif bir özne mi, yoksa erkekler üzerinden var olan 
bir nesne mi olduğu sorusuna cevap aranıyor.

Elbette yalnızca Oscar alan filmlere değil diğer filmlere de bu test uygulanıyor. Walter 
Hickey, 1970 ile 2013 yılları arasında çekilen ve gösterime giren 1794 filme bu testi 
uyguluyor ve sonuç tahmin edileceği gibi olumsuz, büyük çoğunluk bu testi geçemiyor. 
Beklendiği üzere Rocky, Braveheart ya da Gladiatör gibi filmlerin yanı sıra Yüzüklerin 
Efendisi, Harry Potter da bu testi geçemeyenler arasında.

Değişik bir örnek olarak, bir korku-bilimkurgu filmi olan Alien (Yaratık) filmi Bechdel 
testini geçmişe benziyor. En azından filmde kahramanlardan Ripley ve Lambert yaratıklar 
üzerine bir konuşma yapıyorlar ve bu özellik ile testin 3 kriteri de "başarıyla" 
tamamlanıyor. Tabii yaratıkların erkek ya da kadın olduklarını görmezden gelerek!

Ama uzay üzerine bir başka bilim kurgu olan Star Wars (Yıldız Savaşları) filminde ise 
adları olan üç kadın karakter (Prenses Leia Organa, Beru ve Mon Mothma) olmasına rağmen 
film serisinin hiçbir bölümünde bu kadınlar kendi aralarında bir konuşma gerçekleştirmiyorlar.

Kadınlar Konuşabilseydi Savaşlar Dururdu

Benzer biçimde Yüzüklerin Efendisi filminde Arwen, Eowyn ve Galadriel isimli kadın 
karakterler, filmin toplam 10 saati aşan serisinde hiç birbirleriyle konuşma imkanı 
bulamıyorlar! Kadınların, Orta Dünya'da bir yüzük yüzünden başlayan savaşları durdurmak 
için bir kez olsun bir araya gelmemeleri çok anormal değil mi? Bu durum da, filmin testi 
geçememesinin yanı sıra senaristin ve yönetmenin de cinsiyetçilik testinden geçemediğini 
göstermeye yetiyor.

Avatar filminde de iki kadının birbiriyle sohbet ettiği tek sahne Neytiri ile annesinin 
konuştuğu sahne. Ama bu sohbet Jack üzerine olduğundan Avatar da bu testi geçmeyi başaramıyor.

Bu test sonuçları, örneğin İsveç'te, film eleştirmenlerinin film değerlendirmelerinin de 
vazgeçilmezi haline geliyor. Gene bu testler televizyon dizilerine de uygulanabildiğinden 
İsveç televizyonlarında Bechdel Testi kuşağı var ve belirli saat dilimlerinde yalnızca bu 
testi geçmiş film ya da dizilere yer veriliyor.

Genellikle kadın öyküleri çeken Sofia Coppola, ki kendisi Lost in Translation (Bir 
Konuşabilse) filmiyle En İyi Özgün Senaryo Oscar'ı da almış bir yönetmendir, İsveç'e kadar 
yayılan bu testi duymadığını söylüyor bir röportajında. Coppola, yönettiği The Beguiled 
(Kadın Affetmez) filmi her ne kadar Clint Eastwood'un 1971 yılında çektiği filmin kadın 
bakışından bir uyarlaması olarak takdir toplamışsa ve her ne kadar Coppola'nın hiç 
duymadığını söylediği Bechdel'den geçer not almış olsa da, öykünün orijinalinde ve filmin 
daha önceki versiyonunda yer alan siyah hizmetçi karakterine yer vermediğinden ırkçılık 
eleştirilerine maruz kalmıştı. Yani, bu film örneğinde olduğu gibi kadına bolca yer 
verilse, testi başarıyla geçmiş olsa da, hatta o filmi bir kadın çekse de, burada sistemin 
algısıyla hareket edilip edilmediği belirleyici oluyor.

Gerçekten de, 2008 yılında ilk Oscar alan kadın yönetmen Kathryn Bigelow, The Hurt Locker 
(Ölümcül Tuzak) filmiyle Bechdel Testi'ni geçemediği gibi, Irak'ı işgal eden ABD'nin 
politikalarına uygun bir öykü ve kahraman askerler ile sistemin erkek bakışından başka bir 
yerde durmadığını göstermiş oldu.

1929'dan bu yana verilen Oscar'ın kime gideceğini belirleyen Akademi Jürisi, sinema 
sektöründe bugüne dek pek çok başarılı işler çıkarmış kadınları hep yok saydı, görmezden 
geldi. Aslında benzer bir test bu jüriye ve hatta sektörde çalışanlara uygulansa, çıkacak 
sonuç hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Elbette yalnızca Oscar değil diğer büyük festivallerde de, ödüller almış pek çok film bu 
testi geçemiyor. Ama işin ilginç kısmı, alternatif ya da bağımsız olarak nitelenen 
filmlerin çoğunda da benzer durum yaşanıyor. Bu ayrımcılığı yalnızca film endüstrisine 
endeksli okumak da yanıltıcı. Yani ayrımcılık ince ince her yere yayılmış, herkese sızmış 
durumda. Bu kadar çok tekrarlanan bu durumu kabullenmek oldukça kolaylaşıyor.

Kadınlar Filmlerde de Yaşamda da Yok Sayılıyor

Oysa Virginia Wolf'un "kadınların olmadığı, yok sayıldığı bir edebiyat ne kadar da kuru 
olurdu, ne Hamlet Hamlet olurdu, ne de Sheakspeare Sheakspeare" sözündeki gibi, bu durum 
böyle sürecek olursa filmler film olmaktan çıkacaklar; çünkü kadınların olmadığı, 
konuşmadığı, düşüncelerini ve duygularını paylaşmadığı hikayeler ne kadar da kuru!

Son yıllarda tacize uğrayan ya da katledilen kadınların sayısındaki artışla, 
televizyonlarla evlerimize, mobil cihazlarla hayatımızın her anına giren film ve 
dizilerdeki kadın temsilleri arasında belli bir ilişki var elbette. Filmlerde kadınlar 
sürekli olarak konuşmayan, repliği olmayan, arkadaşı olmayan ve hatta adı dahi olmayan 
karakterler olarak resmedildikçe gerçek yaşamdaki kadınların da adı siliniyor, 
görünmezleşiyor. Duygusuz, düşüncesiz nesnelere dönüştürülen kadın imgesi, ona yapılan 
saldırıların da bir gerekçesi ya da mazereti oluyor.

Bu test, filmlerdeki cinsiyet eşitsizliği meselesini çözmeye yetmiyor. Ama bu konunun en 
azından tartışılmaya açılmasının önemli olduğu düşüncesi de mevcut. Tabi yalnızca bu 
testin sonuçlarına bakarak filmleri ya da dizileri değerlendirmek bizi çoğu zaman yanlış 
yargılara da ulaştırabiliyor. Örneğin Disney yapımı ve kadınların hep prenses olduğu, 
buram buram cinsiyetçilik fışkıran filmler bu testi rahatlıkla geçiyor! Bu da aklımıza, 
acaba bu testi Disney destekliyor mu sorusunu getiriyor. Kim bilir!

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 48.

https://meydan.org/gundem/2019/03/bechdelin-olcusundeki-cinsiyetcilik-gizem-sahin/


A-infos-tr mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi