(tr) DAF, Meydan #44 - Apatikleşiyoruz - Saliha Gündüz

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Sat Mar 31 08:44:50 CEST 2018


Genovese sendromu ---- Tarih, 13 Mart 1964. Yer, New York'un Queens Bölgesindeki Kew 
Gardens. Saat, gecenin üçü. Birazdan, Amerikan kamuoyunu sarsacak ve sonra da tüm sosyal 
psikoloji kitaplarına girecek bir cinayet işlenecektir. Kitty Genovese adındaki genç 
kadın, evine doğru yürümektedir. Genç kadının arkasından tecavüz amaçlı yaklaşan bir 
erkek, bıçağıyla Kitty Genovese'i tehdit eder. Kitty karşı koyar ve bağırarak yardım 
ister. Tecavüzcü Kitty'yi bıçaklar ve kaçar. Etraftan ses çıkmadığını gören tecavüzcü, 
tekrar Kitty Genovese'in yanına gelir. Sürünerek evine doğru gitmeye çalışan genç kadın 
tekrar bağırır. Bu bağırmanın ardından sokaktaki evlerin bazılarının ışıkları yanar. 
Bundan korkan saldırgan, Kitty Genovese'i tekrar bıçaklar ve kaçar. Ancak, yardıma kimse 
gelmez. Bundan cesaret alan tecavüzcü, Kitty Genovese'in yanına tekrar gelerek tecavüz 
eder, bağırarak yardım istemekte olan genç kadına son bıçak darbelerini de indirir ve 
karanlıkta kaybolur.

İlk bakışta, New York gibi bir şehirdeki olağan cinayetlerden biri gibi görünmektedir. 
Nitekim kayıtlara da bir tecavüzcünün saldırısı ve cinayet olarak geçer. Winston Moseley 
ismindeki katil kısa sürede yakalanır.

Polis raporlarına göre, genç kadının ölümünden yirmi dakika sonra, cinayeti gören bir kişi 
polis karakolunu aramış ve aramasından iki dakika sonra da polis olay yerine gelmiştir. 
Polislerin görgü şahitleri ile yaptığı konuşmalarda, 38 kişinin olayı gördüğü ortaya 
çıkmıştır. Rapordan anlaşılmaktadır ki, Kitty Genovese'in yardım için ilk bağırışının 
duyulması ile tecavüzcünün genç kadını en son bıçaklayıp kaçması arasında otuz beş dakika 
geçmiştir. Kadın bu süre içinde devamlı yardım istemiş ama kimse yardıma gelmemiştir. 
Rapora göre 38 kişiden hiç kimse polise saldırı hakkında ihbar için telefon açmamıştır.

Times'ın yazarlarından Rosendal olayı detayları ile birlikte gazetesine taşır. Cinayet 
olayı Amerikan kamuoyunu epey meşgul eder. Haber diğer TV, gazete ve radyo kanallarına 
yayılır. Başlıklar, Amerikan toplumunun değerlerini sorgulamaya yöneliktir. Nasıl olur da 
38 görgü şahidinden hiçbiri olayı telefonla polise ihbar etmemiştir? Amerikan halkı, 
giderek daha mı umursamaz ve duyarsız bir toplum haline gelmektedir? Bazı gazete ve TV'ler 
görgü şahitlerinin korktukları için ihbarda bulunmadıklarını bildirirler. TV 
kanallarındaki açık oturumlarda ve haberlerde, TV'deki şiddet görüntülerinin toplumu 
duyarsızlaştırdığından, büyük kentlerde yaşamanın insanları yabancılaştırdığından 
bahsedilir. Olayı gazetesine taşıyan Rosendal dahi, şahitlerin ihbarda bulunmamasını; 
yabancılaşmaya ve kayıtsız kalmaya bağlayarak değerlendirir.

Kişilerin, Kitty Genovese ve benzeri olaylara seyirci kalması nedeniyle bu olay Seyirci 
Etkisi (Bystander Effect) şeklinde isimlendirilmiş, sosyal psikoloji biliminin içine ayrı 
bir konu olarak girmiştir.

Apatikleşen Toplum

Apati, çevreye anormal derecede ilgisizlik anlamına gelir. Yanı başında yaşanan bir olaya 
karşı duyarsızlık, kayıtsızlıktır. Birinin, tanık olduğu bir olaya -katkısının olacağını, 
yardım sağlayabileceğini bilse bile- müdahil olmaya karşı duyduğu isteksizlik ve 
duygusuzluktur.

Amerika'da yaşanan bir kadın cinayetinin ardından sosyal psikoloji alanının konusu haline 
gelen bu olayın üzerinden uzun yıllar geçti. İnsan doğasında olmadığını iddia 
edebileceğimiz şiddet eğilimi, neden toplumdaki her bireyi potansiyel birer tecavüzcüye ve 
katile dönüştürmekte? İşte bu soru oldukça önemli ve cevabı oldukça tartışmalı.

Bireysel şiddet içeren cinsel işkence, taciz ve tecavüz, cinayet gibi vahşice işlenen 
suçların faillerine baktığımızda, bu tip davranış kalıplarını uygulamalarının altındaki 
zihinsel ve ruhsal yapıyı hazırlayan faktörlerin ortak özellikler taşıdığını görürüz. 
Şiddetin failleri sadece hastalıklı ve sapkın diye tabir ettiğimiz kişiler değildir. Bu 
kişiler benzer ortak yaşam öykülerine de sahip değildir. Üstelik şiddetin faillerinin en 
yakınımızdaki kişiler olması da bir tesadüf değildir; bu, toplumsal şiddeti ve toplumun 
yaşanan şiddet olaylarına karşı geliştirdiği davranışları anlamada önemli birer veridir. 
Davranış kalıpları olarak tariflenen bu ortak özellikler çevreye karşı duyarsız, umursamaz 
ve kayıtsız, şiddete maruz ya da seyirci kalındığında hiçbir şey olmamış gibi yaşamını 
sürdürmeye devam eden bireylerden oluşan bir toplum yapısının sonucu olarak karşımıza 
çıkmaktadır. Diyebiliriz ki şiddetin failleri toplumu oluşturan herkes ise, bahsedilen 
ortak özellikler de toplumdaki tüm bireylerde mevcuttur.

Toplumdaki bireyler apatiktir ve toplum git gide apatikleşmektedir. Psikolog John Darley 
ve Bibb Latane "seyirci etkisi" adını verdikleri deneylerde toplu kayıtsızlık durumunun 
gerçek olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır. Yapılan bir deneyde yardıma muhtaç bir insanla 
yalnız kalındığında oldukça hızlı bir şekilde kurbana yardımcı olmaya çalışılırken, 
bireylerin yanlarında 3-4 kişi daha varsa yardım etme ve olaya müdahale etme ihtimali 
düşmektedir. Darley ve Latane, araştırmalarının sonucunda bu durumu iki ana nedene 
bağlamışlardır. İnsanların bu tür davranışlar karşısındaki kayıtsızlığı korkudan ziyade 
toplum içinde yardım etme sorumluluğunun paylaşıldığının düşünülmesi ve gerçekten müdahale 
edilmesi gereken bir durum olup olmadığı ikilemidir.

Kadın cinayetlerinde, tecavüz-taciz vakalarında, çocuklara yönelik cinsel şiddet 
durumlarında da toplu kayıtsızlıklar açığa çıkmaktadır. Şahit olunan ya da yaşanılan bir 
şiddet karşısında "Görmedim, duymadım, bilmiyorum" davranış kalıbı neredeyse günümüz 
toplumunun bütününde hakimdir. Sonuç olarak toplumdaki bu kayıtsızlaşma, beraberinde 
bireysel şiddeti ve şiddete eğilimi meşru kılmakta, toplumsal ilişkilerde şiddeti 
olağanlaştırmaktadır.

Peki ne yapmalıyız? Apatikleşen toplumun bir parçası olarak ve apatik bireyler olarak 
yaşamayı sürdürecek miyiz?

Apatikleşmeyelim ki Yaşayalım

Bunların dışında "sürü psikolojisi" olarak tanımlanan "diğerleri ne yaparsa sen de onu 
yap" durumu da kayıtsızlığın bir başka açıklaması olabilir. Asch deneyi, 1953'te 
yayımlanan insanın karar verme sürecinde, çevre etkisinin ne denli önemli olduğunu 
anlamaya çalışan bir deneydir. Bu deneyde kişi, gözüyle gördüğü doğru seçeneği bilse de 
içgüdüsel olarak çoğunluğa uyma dürtüsüyle yanlış yanıt vermektedir. Çünkü bireyin en 
büyük korkularından birisi -doğru yolda bile olsa- izole edilmek, dışlanmak ve ayrıksı 
kalmaktır. Derler ki, "Doğru bildiğin yolda tek başına kalsan da yürü!", işte bunu 
yapabilenlerin sayısı çok fazla değildir. Ayrıca Asch deneyindeki denekler yanlış yanıtlar 
verdikçe, odaklanılan esas deneğin özgüveni kırılmakta ve o da kendisinden şüphe 
etmektedir. Dolayısıyla "yanlış yap, ama sürünün içinde kal" felsefesidir bu.

Apatikleşen toplumun bir parçası olmayı ve apatik bireyler olarak yaşamayı reddetmek 
mümkün. Toplumda egemen olana itaat etmenin belirgin kurallarla işlediği bir sistemde tek 
de olsa bir ses olabilmek çok önemli. Yaşadığımız sistemde iktidarların dayattığı zorunlu 
kabullenmeyi ve ataerkinin dayattığı toplumsal cinsiyet rollerini reddetmemiz de mümkün. 
En önemlisi yaşamlarımızı elimizden alan tüm bu mekanizmalara karşı kayıtsız kalmadan 
mücadele etmek de mümkün. Görmek, duymak, bilmek ve şiddeti yenmek mümkün.

Evet. Ataerkinin olduğu her yerde her koşulda şiddetin her türlüsüne maruz kalıyoruz ve 
çoğu zaman kaçamıyoruz! Güpegündüz yürürken ya da çalıştığımız yerde ya da güvenli 
olduğunu düşündüğümüz bir yerde ya da kalabalıkların ortasında, gözler önünde; üstelik 
tanıklarımız da her yerde...

Yeter ki susmayalım, kayıtsız kalmayalım; kalmayalım ki yaşayalım!

Saliha Gündüz

sgunduz at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 44. sayısında yayınlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2018/03/apatiklesiyoruz-saliha-gunduz/


More information about the A-infos-tr mailing list