(tr) DAF, Meydan #43 - Sinema: "Kutsal Geyiğin Ölümü" - Zeynel Çuhadar

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Sat Mar 3 09:45:10 CET 2018


Yunan mitolojisinde Truva savaşını başlatan; bütün kötülüklerin, acının ve gözyaşının 
sebebi güzeller güzeli Helen'dir. Agamemnon'un kardeşi Menelaos, Helen'le evlenmiştir 
evlenmesine, ancak Helen Truva Kralı'nın oğlu Paris'e aşıktır. Paris, evliliğin şerefine 
verilen bir davette Helen'i kaçırır. Yorgos Lanthimos'un iki yıllık bir aradan sonra 
vizyona giren yeni filmine zemin oluşturan Agamemnon efsanesi işte böyle başlamıştır. 
Menelaos kardeşinden yardım ister, böylece Spartalılar Helen'i geri almak üzere yola 
çıkarlar, ancak bu sefer de Artemis'in lanetiyle karşı karşıya kalacaklardır. ---- Yorgos 
Lanthimos; olsa olsa bir bilimkurgu filmindeki robotlara yakıştıracağınız diyalogları, 
seyir boyunca tepede tuttuğu gerilimi ve gerçek dünyanın gerçek insanlarının yaşadığı akıl 
almaz senaryolarıyla sinema tarihine adını çoktan yazdırdı. 2009 yılında çektiği 
Kynodontas (Köpekdişi) ile adından söz ettirmeye başlayan, ardından Alpeis (Alpler), The 
Lobster (Istakoz) ve şimdi de The Killling of a Sacred Deer'le (Kutsal Geyiğin Ölümü) 
sinemadaki rahatsız edicilik sınırlarını zorlayan yönetmenin son filmi birçok farklı 
yorumcudan birbirine neredeyse taban tabana zıt tepkilerle karşılaştı.

Beğenmeyenin yerden yere vurduğu, beğenenlerin ise anlata anlata bitiremediği filmin bu 
kadar konuşulmasına sebep olan bir şeyler vardı elbette.

Adaletin Bedeli Olur Mu?

"İntikam fikrini içeren eski adalet anlayışı yavaş ve derin bir dönüşüm geçirdi, intikamın 
yerini tazminat aldı."

Pyotr Kropotkin

İntikam duygusunun adaleti sağlamaktaki işlevi ya da daha genel bir başlık altında adalet 
duygusu üzerine etik tarihçileri uzun yıllar yazıp çizdiler. Kutsal Geyiğin Ölümü'nü 
gündemimize sokan; Lanthimos'un karanlık evrenine ilişkin bir vicdan muhasebesinde taraf 
olmaktan öte, filmin katil ve maktul, suç ve ceza, adalet ve adaletsizlik gibi ikilemlere 
dair sorduğu ahlaki sorular oldu. Yaşadığımız coğrafyada iktidarın her geçen gün daha çok 
üzerimize geldiği, kendi dilini, kendi kültürünü, kendi ahlakını dayattığı günlerde bu tür 
sorular üzerine kafa yormak, belki de mevcudiyetimizi korumak için geliştirdiğimiz 
toplumsal bir refleks hepimiz için, kim bilir?

Filmin açılışında bir çift el ve bir kalp ameliyatının yakın plan görüntüsüyle 
karşılaşırız. Kamera yavaş yavaş uzaklaşır. Birazdan doktorun "kalbini" açacağımızı 
bilmeden, hastanın kan pompalayan kalbine yoğunlaşırız. Modern bir hastanedeyizdir, 
etrafımızdaki hiçbir şeye yabancılık çekmeyiz; her şey çok normaldir, herkes çok 
profesyoneldir. Hikaye, olması gerektiği gibi ilerlemektedir. Baş karakterimiz başarılı 
doktor Steven'ın, Martin isimli bir gençle kurduğu ilişkide işin vicdani boyutu, doktor ve 
yaşamını yitiren hastanın yakını arasındaki ilişkinin açığa çıkmasıyla belirginleşir.

Steven'ı canlandıran Colin Farrell, film yayınlandıktan sonra The Playlist'e verdiği 
röportajda, senaryoyu okurken midesinin bulandığını söylüyor ve devam ediyor; "Lanthimos 
kullandığı her karenin anlamı hakkında kesin fikri olan biri, fakat her izleyici hepsini 
farklı yorumlayabilir. Çünkü film herkesin bilinçaltı ile hesaplaşmasını tetikliyor." The 
Lobster'dan sonra yönetmenin kara mizah öğesini düşürüp gerilim dozunu arttırdığı film 
hakkında yazılıp çizilenler, Farrell'ı doğrular nitelikte. Kimileri için film insan 
doğasının kötü olduğu üzerine izleyiciye sert bir ders vermeye çalışırken, kimileri için 
masum bir gencin haklı intikamını gözler önüne seriyor.

Film devam ediyor ve Martin'in, Steven ile kurduğu ilişkide muhtaç olan değil, -vicdan 
azabını dindirmeye olanak tanımasıyla- muhtaç olunan karakter olduğunun farkına varıyoruz. 
İlk bakışta Martin'in, babasını öldüren doktora annesiyle evlenmesi konusundaki ısrarı 
anlamsız görünse de, Martin karakteriyle simgelenen ahlak anlayışının derinine indiğimizde 
anlam arayışımıza karşılık bulabiliriz. Zira Martin'in isteği küçük bir çocuğun babasının 
yerini doldurma arzusundan ziyade; yaşama saldırmadan adaleti sağlamak için aklına gelen 
yegane çözüm yoludur.

"Çoğu durumda, katil tazminatı ödeyemiyordu. Öyle ki zarara uğrayan ailenin, katilin 
pişmanlığı karşısında onu evlat edinmekten başka çaresi kalmıyordu. Şimdi bile, bazı 
Kafkas kabilelerinde, iki aile arasındaki bir düşmanlık son bulduğunda, saldırgan 
dudaklarıyla, kabilenin en yaşlı kadınının memesine dokunur ve saldırıya uğrayan ailenin 
tüm erkeklerinin "süt kardeşi" olur. İnsan yaşamına önem vermeme gibi bir tavırları 
olmayan barbarlar, korkunç cezalandırmaları da bilmiyorlardı."

Pyotr Kropotkin - Karşılıklı Yardımlaşma

Agamemnon efsanesindeki kutsal geyik, Martin'in babasıdır. Bütün hikaye kutsal geyiğin 
öldürülmesiyle başlar. Hikaye derinleştikçe filmi Martin'in toplumsal statüsünün getirdiği 
bir öfkenin yansıması olarak okumaya da olanak sağlayacak verilerle karşılaşırız. Murphy 
ailesini ilk ziyaretinde "pek de iyi olmayan bir semtte, iyi olmayan bir evde" yaşadığını 
söyler. Martin, sigara içer. Koltuk altı kıllarını gösterir, Steven'dan da göğüs kıllarını 
göstermesini ister, Martin'in yarattığı hayali gerçeklik, reddedilerek yok edilebilecek 
bir şey değildir. Kehanete yönelik her tepki ters teper, ana tanrıçanın istekleri 
karşılanmak zorunda, aileden biri feda edilmek zorundadır.

Martin, son çare kısasa kısas ilkesine başvurur, başka çaresi yoktur. O, rasyonelliğe 
koşulsuz şartsız biat eden, modern toplumun ahlakını başarıyla içselleştirmiş "kazanan" 
bir ailenin ahlakına karşı, ilkel toplumun ahlak ilkesini simgeler. Yönetmen, hayali 
evreninde kara büyüyü ve bilimsel bilgiyi karşı karşıya getirir, zaferi bu sefer tarihin 
mağluplarına layık görür. Ancak Martin'in çözümü de izleyiciyi mutluluğa ulaştırmaz. 
Hikaye nihayete erdiğinde bir tamamlanmamışlık hissederiz.

Agamemnon'un eşi Klytaimnestra, Anna'dır. Iphigenia ise Kim Murphy... Kehanetin karşı 
konulamazlığı, soyut anlamıyla Murphy ailesinin dağılışını da beraberinde getirir. Ailenin 
bütün fertleri kendi canını kurtarmanın peşine düşer. Steven içinde kaldığı ikilemi ve 
çözmek zorunda bırakıldığı problemi -tıpkı Agamemnon gibi- toplumdan uzak çözmeye çalışır. 
Yaşadıklarını toplumun geri kalanına anlatmaya tenezzül etmez, ne kadar onu hayal 
kırıklığına uğratsalar da yüzünü meslektaşlarına döner.
Filmin üzerinde durduğu karşıtlıklardan biri de gerçek dünya ve fantastik hikaye 
ikilemidir. Bu karşıtlık, birazdan bahsedeceğimiz modern dünyanın ahlakına karşı, ilkel 
ahlakın temsilinde olduğu gibi ait olduğu kişiye atfediliyor. Olağanüstü hikayelere olan 
inanç geçmişin toplumuna ait öğelerdendir. Bu yüzden büyü yapma gücü, yani fantastik olan, 
Martin karakterinde cisimleşiyor.

Ne İlkel, Ne Modern

Etik anlayışları birbirinden tamamen farklı iki karakterin karşı karşıya kaldığı ahlaki 
sorunun, bizler için de bir çözümü var elbet. Ama öncesinde birkaç söz ekleyip filme dair 
bahsi kapatmak gerek.
Steven'ın, Martin'le olan mücadelesi şans faktörünün devreye sokulmasıyla öznelerinden 
uzaklaştırılır. Her hastalığa bir reçetesi olan doktor figürünün, adalet ihtiyacıyla karşı 
karşıya kaldığında çaresizce boyun eğmesi ve işini şansa bırakması filmi izleyenler için 
çileden çıkmaya yetiyor. "Aynı şey burada olsa kimse bu kadar sakin kalmazdı" şeklindeki 
yorumlar ise sıklıkla filmin batılı yaşam biçimine bir eleştirisi olarak okunmasını açıklıyor.

Film yorumlanırken özellikle Alman yönetmen Michel Haneke'yle ortaklıklar kurulması, 
izleyiciye beklediği hiçbir şeyin verilmemesi noktasında birleşiyor. Ne Steven ailesini 
koruyabiliyor, ne de Martin adaleti arzu ettiği şekliyle yerine getirebiliyor. Referans 
hikaye, biraz da bu kaygıdan olsa gerek, filmde biraz deformasyona uğruyor. Lanthimos'un 
evreninde bıçak birdenbire gökten inen bir geyiği kurban etmiyor. Steven'ın silahından 
çıkan kurşun, iradeye değil şansa bırakılmış bir biçimde, ailenin en genç bireyini 
öldürüyor ve hikayeyi sona erdiriyor.

Filmin konu edindiği soruna ilişkin mantıklı cevap Farrell'ın röportajında belirttiği gibi 
birden fazla olabilir. Ancak bana kalırsa en bilgece çözüm Akhilleus'un birkaç cümlesinde 
saklı;
"Kötülükler karşısında hiddetimi, büyük mutluluklar karşısında da sevincimi dizginlemeyi 
bilirim, çünkü böyle hareket eden insanlar sağduyulu ve ölçülü bir hayat yaşar. Bazı 
durumlarda bütün ayrıntıları düşünmekten kaçınmak iyiyken, bazen her şeyi düşünmek 
gerekebilir. (...)Sizi acılarınızdan kurtarmak üzere büyük bir mücadeleye girmeye hazırım."
Steven ve Martin'e ilişkin kapsayıcı bir formül geliştirmek ne kadar zor olsa da, 
Akhilleus'un vurguladığı şekliyle, sağduyu ve ölçülülük rehberimiz olabilir. Ne günümüzün 
toplumundaki cılız ancak özünü koruyan şekliyle, ne de Martin'de bütünlenen ilkel 
toplumdaki en yalın, en acımasız haliyle. İntikamı tamamen ortadan kaldırarak, ancak 
adaletsizliklere de mahal vermeyerek çözülebilir bütün bir düğüm.

Yani bütün bu adaletsizliklere karşı isyan ederek, Akhilleus gibi mücadele ederek!

Zeynel Çuhadar

zeynelcuhadar at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 43. sayısında yayınlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2018/02/sinema-kutsal-geyigin-olumu-zeynel-cuhadar/


More information about the A-infos-tr mailing list