(tr) DAF, Meydan #45 - Marksizmin UPDATE'i - Basit Bir Marksizm Eleştirisi II. (3/3)

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Fri Jun 22 07:01:40 CEST 2018


DAVID HARVEY ---- Britanyalı bir coğrafyacı ve antropolog olan, son dönemlerde kent 
üzerine yaptığı çalışmalarla kendinden söz ettiren David Harvey; marksizmden etkilenip 
kendisine Marksist demeyen ama Marksist kent kuramcıları dendiğinde ilk akla gelen 
isimlerden. ---- Harvey, "mekân"ı, ontolojik bir kategori olarak ele almamakta; mekansal 
ilişkilerin bağımsız niteliklere sahip olduğunu reddetmekte ve mekanı, insanı 
biçimlendiren ve onun tarafından biçimlendirilen toplumsal bir boyut olarak tariflemiştir. 
Mekan, kentsel mekan üzerine Lefebvre ile birlikte marksist kuramda ciddi değişikler, 
eklemeler gerçekleştiren isimlerden biridir. ---- Marksist Kuramın Mekansallaştırılması 
---- Harvey'in önce Sosyal Adalet ve Şehir ardından Sermayenin Sınırları çalışmalarında 
belirlediği gündemlerden biri "marksist kuramın mekansallaştırılması ya da toplumsal mekan 
sorununun marksist kurama bağlanması ve karmaşık kapitalist kentsel sürecin anlaşılması" 
olmuştur.

Harvey'in Sermayenin Sınırları kitabındaki sınır kavramının ikili anlamı vardır. "İlkinde 
sınırlar sermayenin diyalektik gelişimiyle ilgili iken ikinci durumda ise Marks'ın 
Kapital'inin sınırları ifade edilmiştir." Harvey'e göre "toplumsal mekan" sorunu 
marksizmde de başlangıcından beri geri plana atılmıştır.

Harvey'in tüm çalışmalarında başvurduğu sermaye akımları ve yatırım döngüleri, toplumsal 
mekanın üretilmesi, dönüştürülmesi ya da yıkılmasında, eşitsiz coğrafi gelişmede, temel 
kuramsal araçlardır. Harvey'e göre Marks'ın sermaye kuramının eksikliği de zaten sermaye 
dolaşımındaki mekansal olguyu ele almamış olmasıdır.

Marks Kapital'de sermayeyi bir süreç olarak görmüştür ama bu sermaye kavramı mekansal 
boyut içermez. Onun için Kapital'de doldurulacak "boş kutular" ile açılması gereken 
"pencereler" bulunmaktadır. Kısacası, Harvey'in önerdiği şey marksist kuramın mekansal 
olgu ve süreçler dahil edilerek geliştirilmesidir: "Siyasi stratejimizin merkezine 
devrimin kentleşmesini koymaktan başka bir seçeneğimiz bulunmuyor."

Kapitalist Kriz ve Kent

Harvey'in kapitalist kriz ve kent mekanı üzerindeki söylemleri de marksizmin kapitalist 
kriz söylemine ve genel olarak marksizme önemli eklemlemeler içermektedir.

Harvey, yapılı bir çevre olarak kent mekanının kapitalizmin doğurduğu krizin 
atlatılmasında önemli ve merkezi bir rol oynadığını söylese de kente kapitalist birikim 
süreçlerinden bağımsız bir yapı ve özgünlük atfetmenin yanlış olduğunu söyleyerek kente 
dair yorumlarında marksist kapitalist birikim teorisinden çok da "bağımsız"laşamamıştır.

Harvey'e göre marksist öngörünün aksine, kapitalizmin krize meyilli yapısı karlılığın/kar 
oranlarının düşmesinden daha çok üretim sonucu elde edilen artı değerin tekrar üretime 
çevrilememesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, kapitalizmin krizden kurtulup kendini 
devam ettirebilmesinin koşulu artı değerin kent mekanında sürekli olarak üretim döngüsüne 
dâhil edilmesinden geçmektedir. Kentleşme hem tüketimin arttırılması yoluyla artı ürünün 
soğurulmasını hem de, büyük çaplı yatırımlar isteyen altyapı-üstyapı faaliyetleri 
vasıtasıyla, artı değerin yeniden üretim döngüsüne dâhil edilmesini sağlamaktadır.

MARKSİZMİN KADIN UPDATE'İ

İdeoloji, felsefe, mücadele yöntemi olarak da görülen bir ekonomik modelin; marksizmin, 
özünde neredeyse hiç değinmediği, değindiğindeyse tek bir açıdan -ekonomik açıdan- ele 
aldığı için derinlemesine yorumlayamadığı, dolayısıyla çözüm üretmekten uzak kaldığı, ne 
kadar güncellense de yetemediği kadın özgürleşmesi konusuna dair update'lerini incelemek 
bu yazının ereğidir.

Marks ve Engels'te Kadın Update'leri

Marks, başlangıçta -bir çok on dokuzuncu yüzyıl sosyalisti gibi- kadınların ikincil 
konumuyla, bu ikincillikten toplumun genel durumunu sembolize etmek için yararlandığı 
ölçüde ilgilendi. 1843'te yazdığı Yahudi Sorunu Üzerine adlı kitabında ve 1844 El 
Yazmaları'nda kadın- erkek arasındaki ilişkiyi, "toplumsal gelişme" düzeyini temsil ettiği 
iddiasıyla tartışma konusu yaptı. Özel mülkiyet ve sahiplik ilişkisinin hakim olduğu 
yerde, "tür ilişkisinin kendisi, erkekle kadın arasındaki ilişki vs. bir ticaret nesnesine 
dönüşür. Kadın alınıp satılır." diyordu.

1845'te yayınlanan Kutsal Aile'de ise Genç Hegelciler'e mizahi bir atıfta bulunan başlığa 
rağmen, aile konusuna değinmemişti. Ancak birkaç pasajda, erkeğin kadınla olan ilişkisi 
hakkında yaptığı vurgunun değiştiği gözlenebilir. Bu vurgunun, marksizmde kadına ilişkin 
ilk update olduğu söylenebilir. Fourier'in kadının durumunu toplumsal ilerlemenin koşulu 
olarak sunduğu sözünü serbestçe alıntılayarak "tarihsel bir çağdaki değişim daima 
kadınların özgürlüğe doğru ilerleyişi tarafından belirlenebilir, çünkü burada, kadının 
erkekle, zayıfın güçlüyle olan ilişkisinde, insanal doğanın yabanıllık karşısındaki zaferi 
açıktır. Kadının özgürleşme derecesi, genel özgürlüğün doğal ölçüsüdür." sözleriyle 
Fourier'in aksine, kadının durumunu toplumsal ilerlemenin ölçüsü olarak betimlemiş; 
kadını, sıradan bir örnekten bir şeylerin ölçüsü olma konumuna taşımıştır.

Marks ve Engels, Komünist Manifesto'da, kadın erkek ilişkilerini şöyle değerlendirmiştir: 
"Burjuva için karısı üretim aracıdır. Bu nedenle o, ortaklaşa mülkiyet deyince kadınların 
da ortaklaşmasını anlar. Oysa bugün burjuva evlilik kadınların ortaklaşa kullanılışıdır 
zaten. Biz olsa olsa kadınların ortaklaşa kullanılmasını açığa çıkarmış olmakla ve açık 
gizli fuhuşun ortadan kaldırılmasını hedeflemiş olmakla suçlanabiliriz..." Proletarya 
cephesinde ise yine aynı metinden alıntıyla: "Cins ve yaş farklarının işçi sınıfı için 
artık hiçbir toplumsal geçerliği yoktur. Yalnızca, yaş ve cins farklarına göre farklı 
giderlere yol açan emek araçları vardır." Temel ayrım hala sadece burjuvazi ile proletarya 
arasındadır.

Yıllar sonra Alman İdeolojisi'nde "Bütün bu çelişkileri içeren ve kendisi ailedeki kaba iş 
bölümüne ve toplumun tek tek ve birbirine karşıt ailelere ayrılmasına dayanan iş bölümü 
ile, aynı zamanda iş bölümünün ve ürünlerinin paylaşımı, üstelik hem nitel ve hem de nicel 
eşitsiz paylaşımı, ve kadının ve çocukların erkeğin kölesi olduğu ailede çekirdeği, ilk 
biçimi bulunan mülkiyet doğdu." gibi bir çok pasajla, cinsiyete dayalı iş bölümü tanımı 
yapmış ve bu tanımı özel mülkiyetin kaynağıyla ilişkilendirmiştir. Ancak bununla sınırlı 
kalmıştır; belirlenim ve analizler ne yazık ki sorunun çözümü için yeterli değildir.

Kapital'de Marks "Emekçi kendine aittir ve zorunlu yaşamsal işlevlerini üretim sürecinin 
dışında gerçekleştirir. ...emekçinin kendini yeniden üretmesi için onun öz savunma ve 
türünü sürdürme güdülerine güvenebilir... Sermaye ev içi alanıyla ilgilenmez." demiş, 
derinleştirmediği için yüzyıllarca defalarca yeniden update edilecek update'lerden birine, 
"ev içi emek" meselesine değinilmiştir.

Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabında ifade ettiği "Kadının 
kurtuluşunun ilk koşulu, bütün kadın cinsinin yeniden toplumsal üretime dönmesidir ve bu 
koşul, karı-koca ailesinin, toplumun iktisadi birimi olarak ortadan kaldırılmasını 
gerektirir." sözleriyle, "kadın sorunu" olarak nitelenen ataerki sorununun çözümüne 
yönelik indirgemeci yaklaşımı gözler serilmiştir. Aynı kitapta Engels'in görüşlerinde, 
dönemin kadın hareketlerinin yükselmesinin etkisi, Engels'in kendi update'i de açıkça 
görülmektedir: "Erkeklerin artık kurulmuş olan tartışmasız egemenliğinin ilk etkisi, o 
sırada ortaya çıkan ataerkil ailenin ara biçiminde kendini gösterdi." Salt sınıfsal 
çelişkinin, kadın sömürüsünün kökenini açıklamakta yeterli olmayabileceği endişesiyle yeni 
analizler yapma ihtiyacı hissedilmiş ancak yapılmamıştır.

Proleter Kadın Hareketi'nin Aklama Update'leri

"Elbette, Marks kadın sorunuyla ‘doğrudan', ‘yalnız onun üzerinde durarak' uğraşmadı. 
Bununla birlikte, kadının hak eşitliği için eşsiz olanı, en önemli olanı yaptı. 
Materyalist tarih kavramıyla bize kadın sorunu üzerine eksiksiz formüller vermediyse de, 
daha iyisini verdi; onları bulmak ve kavramak için doğru, güvenilir yöntemi..."

Clara Zetkin

Marks ve Engels'in, yazılarında "kadın sorunu" dedikleri meseleyi derinlemesine 
irdelemediği, marksist kadınlar tarafından dahi kabullenilen bir gerçektir. Marks ya da 
Engels'in "kadın özgürleşmesi" meselesinde yol göstermekle yetinerek kadınlardan kendi 
yollarını çizmelerini istediklerini düşünmek, ya fazlaca saflık olacaktır ya da devamcısı 
olduğu teorisyenleri aklama çabası...

İkinci seçenekten taraf olanların, açıkça ekonomik bir öncelik koyan Engels'i aklama 
çabalarında yaptıkları alıntılar, elbette bu söz gibi apaçık olanlar değildir: "Kadınlar 
ile erkekler arasındaki gerçek eşitliğin, ancak her ikisinin de sermaye tarafından 
sömürülmesi ortadan kalktığı ve ev işi kamusal bir sanayiye dönüştürüldüğü zaman 
gerçekleşebileceği inancındayım." Üstü kapalı sözleri yorumlayarak farklı anlamlar 
çıkarmak, özellikle bir dönemin Proleter Kadın Hareketi'ni kuran kadın ve erkeklerin(!) 
benimsediği yöntemlerdendir.

Marks, Engels ve Lenin'den seçme pasajları içeren Kadın ve Aile kitabına yazdığı önsözde 
Clara Zetkin Lenin için "Savaşım ve kuruluş sırasında bir tek gücün fazla olmadığını ve 
her şeyin devrime ve komünizme yararlı kılınabileceğini kuvvetle duyuyordu." der. 
Kadınların özgürleşmesinin değil, proleter devrimin başarısının hedeflendiğini vurgulamak 
yerine kadınları mücadeleye katılmaya teşvik ettiği gerekçesiyle Lenin'i över.

Kadın özgürlük hareketinin etkisini arttırdığı bir dönemde ortaya çıkan Proleter Kadın 
Hareketi, 19. yüzyılda SPD ve SDAPR gibi sosyal demokrat partiler etrafında toplanmıştı. 
Düzenledikleri etkinlikler, proleter kadınların yaşam standartlarını daha iyi hale getirme 
amacını taşımaktaydı; çalışma saatlerinin kısaltılması, sağlık sigortası, işsizlik... 
Kadınların hem evde, hem de iş yerinde çalışıyor olmaları da konulaştırılarak o güne dek 
ilgilenilmeyen başlıklar, update'lerle marksizmin temellerindenmiş gibi gösterilmeye 
çalışıldı.

Bu hareketin teorisyenleri arasında öncelikli olarak Clara Zetkin, August Bebel ve 
Aleksandra Kollontay sayılabilir. Rosa Lüksemburg ise, marksistlerin kimine göre bu 
ekipteyken kimine göre değildir. Lüksemburg feminizm karşıtıdır, kadınların kurtuluşunu 
belirgin bir biçimde sosyalizmin kurulmasına endekslemiştir. Ancak kadınların sosyal ve 
ekonomik haklarını da savunmuş, örneğin kadınlara oy hakkı konusunda teoriyi update 
etmiştir. Reformizmi sonuna kadar eleştiren bir marksistin, tarihteki büyük toplumsal 
değişimlerinin hiçbirinin oy vererek gerçekleşmemiş olduğunu görmezden gelerek "evrensel 
oy hakkı"nı savunması, bu update'in en büyük çıkmazıdır.

Clara Zetkin'se -Lenin‘i oldukça tedirgin eden- 1970'lerin "bilinçlendirme grupları"na 
benzer gruplar oluşturarak işçi sınıfından kadınlarla yaptığı çalışmaları ile tanınır. 
Kadın örgütlenmesi update'ini onun getirdiği söylenebilir.

Kollontay, ismi geçen kişiler arasında meseleye en eleştirel yaklaşan, kadınlarla evlerde 
yaptığı toplantılarla işçi kadın kongrelerinin belki de temellerini atan kadın olarak 
kendi partisindeki erkeklerle bu meselelerde en çok çarpışandır. Ancak "...Oysa gerçekten 
özgür olabilmek için kadın, bugünkü biçimiyle zaman aşımına uğramış ve engelleyici hale 
gelmiş olan ailenin ona yüklediği zincirlerinden kurtulmak zorundadır. Kadın için aile 
sorununun çözümü, ekonomik bağımsızlığın tam olarak elde edilmesi ve siyasal eşitliğin 
kazanılmasından daha az önemli değildir." gibi eleştirileriyle update'ler getirmeye 
çalıştığı marksizmin eksikliğini yamamaya çalışır.

Marksist Feministler ve Sosyalist Feministlerin Kesişim Update'leri

Proleter Kadın Hareketi'nden sonraki en keskin dönemeç 60'lı yılların sonunda yer alır. 
Bahsi geçen bu dönemeçte politize olan pek çok kadın, marksist kuramı keşfettikleri 
dönemde, yükselmekte olan "kadınların özgürlük mücadelesi"nin de etkisi altındaydı. Kısa 
zaman içinde karşılarına büyük bir sorun çıktı; marksist kuramda "kadın sorunu" adı 
verilen meselenin incelenmesi ve bu meseleye değinen belli başlı on dokuzuncu yüzyıl 
metinleri üzerine yapılan okumalar, kuramsal geleneğin oldukça hatalı, çelişkili ve 
yetersiz olduğunu gözler önüne serdi.

Başlangıçta pek çokları, marksizmin temellerinin "kadınların özgürlüğü" savunucularının 
sorduğu soruları yanıtlayacak şekilde genişletilmesinin yeterli olacağını düşündü. "Ancak 
bunun fazlaca mekanik bir çözüm olduğu ve geriye açıklanması gereken pek çok nokta 
bıraktığı kısa sürede kavranıldı. Karşımızda duran Marksist kuram ve kadınların 
ezilmişliğine dair sosyalist çalışma mirası, kapsamlı bir dönüşüm ihtiyacı sergiliyordu. 
Durumun kavranmasıyla birlikte, bazıları Marksizm'den büsbütün koptu. Bazılarıysa Marksist 
kuramı, sosyalist geleneğin yetersizliklerini aşacak bir ‘sosyalist-feminist' sentez 
geliştirmek üzere kullanmakta ısrarcı oldu. Ben Marksist kuramı genişletmek şeklindeki ilk 
amaca sadık kaldım." sözleriyle anlatıyordu yaşanan ayrışmaları ve kendi ‘tarafını' Lise 
Vogel, Marksizm ve Kadınların Ezilmişliği isimli kitabında.

Feminizmin kimi özelliklerini marksizme eklemleyen marksist feminizmde asıl amaç, yine 
marksizmdeki gibi, işçi sınıfıyla birlikte kapitalizmin üstesinden gelebilmektir. 
Geleneksel Komünist Parti ya da Sosyal Demokratların sol kanadına da yakınlığıyla bilinen 
marksist feminizmin update'lerinden biri, kadının temel üretici fakat ikincil tüketici 
olarak tanımlanmasıdır. Kadının özgürleşmesi için çocukların yetiştirilmesinden ve ev 
işlerinden kurtulması gerektiğini savunurlar. Bunun yolu, onlara göre ev işlerinin 
sosyalleştirilmesinden geçmektedir.

Getirdikleri diğer update ise ev içi üretimin üretici bir faaliyet olmadığı görüşüne karşı 
çıkmalarından doğar. Bu görüşe göre, kadının üreticiliği erkeğin üreticiliğinin temelidir. 
Sermaye birikiminin de temelinde kadının ev içi emeğinin yattığını savunurlar. Kadının 
ücretli işçi haline getirilmesi projesi ile sınıfsız topluma geçiş için işçi sınıfına 
katılmak hedeflerindendir. Ayrıca, kadının ucuz emek gücü haline getirilmesinin, erkek 
egemenliğinin getirilerinden faydalanan erkek işçilerin tepkilerini soğuran bir mekanizma 
olduğunu söylerler.

Öncülleri gibi onlar da, kadını "proleter" ortak kimliği içinde tanımladıklarından ötürü, 
erkek egemenliği gibi kadını ezen devasa iktidar biçimini ve baskı mekanizmalarını 
görmezden gelmişlerdir.

Sosyalist feministlerden Heidi Hartmann, Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği yazısında 
onları "Marksizmle feminizmin evliliği, kocayla karısının İngiliz örfi yasasında 
tanımlanan evliliği gibi olmuştur. Marksizmle feminizm tek bir şeydir ve o bir şey de 
Marksizmdir... çünkü bunlar, feminist savaşımı, sermayeye karşı yürütülen o ‘daha büyük' 
savaşımın içine katmaktadırlar... Gereksinmemiz olan ya daha sağlıklı bir evlilik ya da 
boşanmadır." sözleriyle, marksist feminizmin net bir eleştirisini yapmıştır:

"Üstelik, bizim Marksizm türümüzde, bir ‘kadın sorunu' yok, çünkü biz kadınları asla 
öncelikle ‘üstyapıya' ya da başka bir yere kompartımanlaştırmadık."

Barbara Ehrenreich'in 1975 yılında "olduğu şey olması için çok kısa bir tanımlamadır, 
nihayetinde, gerçekten sosyalist, enternasyonalist, ırkçılık ve heteroseksizm karşıtı 
feminizm" olarak tanımladığı sosyalist feminizm, toplumsal sınıflaşmayı kadınların 
yaşamlarının odağında görür, aynı zamanda cinsiyetçi ve ırkçı baskıyı ekonomik sömürüye 
indirgememeye çalışarak marksizme yeni bir update getirir. Radikal feministlerin sıklıkla 
kullandıkları "kişisel olan politiktir!" sloganını sahiplenir, aile içi olay denilerek 
kadına yönelik cinsiyetçi tahakkümün geçiştirilemeyeceğine inanırlar. "Sınıf çelişkisi"nin 
yanı sıra toplumsal yapıyı şekillendiren, toplumun kurucu bir ilişkisinin bir başka 
hakimiyete, toplumsal cinsiyet hakimiyetine yer açmadığı için marksizmi eleştirseler ve 
Marks'ı kimi zaman "cinsiyet körü" olarak niteleseler de, marksizmi kurtarma çabası 
içindelerdir.

Marksizmin temel kavramlarını kadınların durumunun analizine uygulamaya ve bu kavramlara 
yeni bir içerik kazandırmaya çalışır. Hayatlarının farklı alanlarının, birbirinden 
ayrılmaz ve sistematik bir şekilde bağlı olduğunu söyler ve bu bağlılığı tanımlamak için 
"kesişim" kavramını kullanırlar. Heidi Hartmann ve Christine Delphy'ye göre kadınlar 
ataerki altında ortak biçimde ezilirler ve bu ortak ezilmişlikleri kadınları bir sınıf 
haline getirir. Sosyalist feminizm, marksizme "kadınların sınıfı" update'ini getirmiştir.

Josephine Donovan, gerçekte marksist feminizmin artık katışıksız bir marksizmden çok 
temelde radikal feminizm tarafından değiştirilmiş bir marksizmi temsil ettiğine işaret 
etmek için artık ikisinin orta yolunun sosyalist feminizm olarak adlandırılmasının uygun 
olacağını belirtmiştir.

İki kuramdan da alıntıyla oluşturulan "kapitalist ataerkillik" kavramıyla ataerkil 
pratiklerin, toplumsal ilişkilerin ve ideolojilerin, zihniyet yapılarının aile içindeki ve 
dışındaki ekonomik sömürüyü nasıl yoğunlaştırdığını açıklamaya çalışan update'leri de; 
marksizmin temelleriyle çeliştiğini bile bile girişilen kurtarma çabalarındandır.

Marks ve Engels'ten günümüz marksizminin farklı eğilimlerine kadar farklı dönemlerde, 
sayamadığımız birçok kadın update'i getirilmiştir marksizme. Yaşamın her alanındaki bütün 
adaletsizliklerin temelini ve çözümünü ekonomide gören, politik ve sosyal iktidar 
biçimlerini yok sayan ve iktidarın kendisini bir sorun olarak görmekten ziyade sahiplenen 
bir ideolojinin update'lerle sıvanarak varlığını sürdürmekten ya da yok olmaktan başka 
şansı yoktur.

MARKSİZMİN LGBTİQ UPDATE'İ

Almanya'da Nasyonal Sosyalist Parti, 1928'de LGBTİ meselesine bakışını açıklamıştı: 
"Erkekler ya da kadınlar arası aşkı onaylayanlar düşmanımızdır." 1933'te Hitler'in siyasi 
iktidarı ele geçirmesinin ardından "cinsel açıdan yozlaşmış" denilenler -tarihçilerin 
kimilerine göre 10 bin, bazılarına göre 50 bin, diğerlerine göre 100 bine yakın kişi- 
eşcinsel oldukları gerekçesiyle toplama kamplarına gönderildi ve büyük çoğunluğu türlü 
aşağılamayla, işkenceyle ölene kadar çalıştırıldı, eşcinselliği ortadan kaldırmaya yönelik 
araştırmalarda denek olarak kullanıldı, katledildi.

1936'daki İberya Devrimi'nin ardından General Franco'nun faşist İspanyası'nda "geleneksel 
değerler"e geri dönüldü; eşcinsellere karşı geleneksel düşmanlığa. Eşcinseller çeşitli 
yasalara göre (aleni rezillik, serserilik ve adice davranış) yargılanıp hapsediliyordu. 
Eşcinselleri çeşitli tiksindirme terapileri (kusturucu ilaçlar, elektroşok ve türlü 
işkence yöntemi) ile "tedavi" etme çalışmaları yapılıyordu.

Yukarıda bahsi geçen faşistlerin her yönüyle karşısında olma, faşizmin panzehiri olma 
iddiasındaki örneklerinse faşizmle ve faşizan yöntemlerle uzlaştığı en önemli nokta 
LGBTİ'ler konusundaydı.

(Latin Amerika'dan Ortadoğu'ya, İngiltere ve ABD'den Rusya'ya kadar tüm devletler ve resmi 
ideolojiler bu konuda benzer yaklaşımlar gösteriyordu. Biz bu yazıda marksizmin LGBTİ+ ve 
queer update'ini konu edindiğimiz için, marksizmi resmi ideolojisi ilan eden devletlerden 
örnekleri ele alıyoruz.)

Rusya'da 1905 ile 1917 Şubatı arasında, gey kültürü/ edebiyatı ve politikasının yeşerdiği 
kısa bir dönem yaşandı. 1920'lere gelindiğindeyse bu hareket zayıflamıştı. Ne Lenin ne de 
Troçki'nin eşcinsellik fikrini desteklediği olmuştu. Yeni Sovyet Rejimi eşcinselliği 
tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görüyordu. Günden güne yükselen düşmanlık, 
1933'te çıkarılan, 34'te tüm sovyetlerde yürürlüğe giren bir yasa ile zirveye vardı. Bu 
yasayla erkekler arasında cinsel ilişki yasaklandı ve beş yıl ağır çalışma cezası 
getirildi. Stalin döneminin Sovyet hukuku eşcinselliği kamu ahlakına karşı bir suç haline 
getirdi ancak bununla yetinmedi. On çocuk doğuran kadınlara madalya veren Stalin'in cinsel 
çeşitliliğin tamamen karşısında olması pek şaşırtıcı olmamalıdır. Eşkiyalık, karşı 
devrimci çalışmalar, sabotaj ve casusluk gibi devlete karşı işlenen suçlardan biri ilan etti.

Maocu Çin'in uygulamaları da oldukça katıydı. 1949 Devrimi'nden sonra Çinli geyler 
toplanıp vuruldular. Lezbiyenler göç etmek zorunda bırakıldılar. Eşcinselliğin "var 
olmadığı" resmi olarak ilan edildi.

Küba Devrimi'nin ilk yıllarında Sosyalist Küba Devrimi Birleşik Partisi, toplumsal 
cinsiyet rolleriyle kalıplaşmış heteroseksüel kadın ve heteroseksüel erkeğin dışındaki 
bütün cinsel kimlik ve yönelimlere karşı ön yargıları besledi. Castro, bunları "yozlaşmış 
Batista döneminin bir kalıntısı" olarak kınıyordu, yok edilmeleri gerekiyordu. Birinci 
Ulusal Eğitim ve Kültür Kongresi'nde "eşcinsel sapıkların sosyal patolojik karakteri" ele 
alındı ve "eşcinsel sapıkların tüm dışavurumlarının kesin bir şekilde reddedilmesi ve 
yayılmalarının önlenmesi"ne kadar verildi, geyler rehabilitasyon kamplarına kapatıldı. 
1983'te ise "toplumda istenmeyen unsurlar"ın Küba'dan ABD'ye gönderildiği Mariel 
sürgünüyle uzaklaştırıldılar.

Sayılabilecek örneklerin bir kısmını sıraladıktan sonra vurgulamamız gereken bir nokta 
var. Marksistlerin de dediği gibi, bir ideoloji yalnızca pratikteki "yanlış uygulamalar" 
üzerinden eleştirilemez.

Marksizmin Temelinde LGBTİ'lere Bakış

Öncelikle belirtilmelidir ki, iddia edilenin aksine, Marks ve Engels'in kitaplarında, 
mektuplarında ya da başka metinlerinde LGBTİ "mücadelesi"nin esamesi okunmaz. İki 
yüzyıllık bu ideolojide, bu konuda farklı kesimlerin farklı görüşleri olmuştur, fikir 
birliği yoktur.

Marksizmin kuramsal kurucularından Karl Marks ve Friedrich Engels yayınlanmış 
çalışmalarında LGBTİ konusuna dair çok az şey söylediler ve genel olarak cins, cinsiyet, 
cinsel kimlik ve yönelim ya da cinselliğe nadiren yorum yaptılar; yaptıklarında da 
çoğunlukla ekonomiyle ilişkilendirerek. Örneğin Marks, "özgür kişilikten kastın, insanın 
kendi manevi ve erotik güçlerinin bilincine vararak, onları ‘dengeli' bir tarzda 
kullanması" demek olduğunu söyler. Marks'a göre kapitalist ilişkilerin özgür ve özgün 
kişiliği engellediği ortadadır. Hatta gelişmiş meta ekonomisinde, ancak bazı insanlar, o 
da özel ve uygun koşullarda, kişilik kazanabilir.

Engels ise Anti Dühring'de şunu söyler: "Kapitalizm, insanların arasındaki her türden 
doğal ve insani ilişki yanında, cinsler arası ilişkileri de yıkıma uğratmaktadır." Çoğu 
metninde -o dönemde bu şekilde adlandırılmasa dahi- heteronormativitenin de keskin bir 
savunucusudur. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabında, "İlk iş bölümü, 
erkekle kadın arasında, döl verme bakımından yapılan iş bölümüdür." der ve ekler "Tarihte 
kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın 
karı-koca evliliği içindeki gelişmesiyle ve ilk sınıf baskısı da dişi cinsin erkek cins 
tarafından baskı altına alınmasıyla düşümdeştir." Bununla birlikte Engels'in erkek 
eşcinselliğini eleştirdiği ve bu durumu "antik Yunan oğlancılığı" ile ilişkilendirdiği 
yazıları, mektupları da mevcuttur.

İçinde bulundukları dönemde, Weimar Cumhuriyeti'ndeki Alman Komünist Partisi, Magnus 
Hirschfeld'in önerdiği yetişkinler arasındaki özel ve rızalı eşcinsel ilişkileri 
yasallaştırma çabalarını desteklemek amacıyla sosyal demokrat gruplarla bir araya 
gelmiştir. Engels, Marks'a yazdığı 22 Haziran 1869 tarihli mektubunda bu olaydan şöyle 
bahseder: "Doğu Avrupa'da Ulrichs ve Hirschfeld önderliğindeki eşcinsel hakları 
hareketleri midemi bulandırıyor. Eşcinseller doğaya karşı çıkan sapkın asalaklardır ve yok 
edilmeleri gerekir. Çünkü komünal hayatın devamı için gereken yeni bireylerin üretimini 
gerçekleştiremezler. Komünistler ve bu sapıklar asla bir ittifak yapamaz." Bu ve benzeri 
örneklerle Engels'in metinlerinde sıklıkla karşılaşılabilir ancak bütün örnekleri 
sıralamak gibi bir niyetimiz yoktur.

"Marks ve LGBTİ" başlığında bulunabilecek olanın, bu konu üzerinde düşünüp taşınmayı 
reddediş, "Engels ve LGBTİ"de karşılaşılanın ise dahil olan bireylere açıkça düşmanlık 
olduğu açıktır.

Gökkuşağının Kızılı mı, Kızıla Gökkuşağı Update'i mi?

"Aşkta özgürlük, sekste özgürlük demek değildir."

Lenin

Marksist geleneğin devamcılarının neredeyse tümü, 1960'lara dek eşcinselliği ve 
heteronormatif ailenin sınırlarına girmeyen bütün cinsel yönelimleri "ahlaksızlık" ya da 
"hastalık" olarak görmeyi sürdürdü. 68'in ardından bu durumun yüzde yüz değişip 
değişmediğiyse başka bir tartışmanın konusudur.

LGBTİ ve Queer hareketlerinin öncülü diyebileceğimiz eşcinsel hareketi, 1960'lara 
gelindiğinde radikal ve yüzünü toplumsallaşmaya dönen bir hareket haline geldi. 1969 
Haziranı'nda New York'taki Stonewall Barı'nın polis tarafından basılması olayında, 
eşcinseller saatlerce polisle çatıştı. Literatürümüze "Stonewall İsyanı" olarak giren bu 
olay, yüzlerce-binlerce örgütlenmenin doğmasında ve cinsel özgürlüğün toplumsal değişimin 
maddelerinden biri haline gelmesinde oldukça etkili oldu.

Güncel duruma bakıldığındaysa gökkuşağının kızılı benzetmesinden marksizm ve LGBTİ 
mücadelesi başlıklarına, ve hatta queer marksizm denilen bir kurama dair pek çok şey yazıp 
çiziliyor. LGBTİ ve queer mücadeleleri, sınıf gibi çok daha büyük(!) temelleri ve amaçları 
olduğu iddia edilen marksizme eklemlenmeye çalışılıyor; bu update'lerin teorisyenleri, 
"Marks ve Engels'in ...[LGBT'nin]ezilmesinin analizi ve buna karşı verilecek başarılı bir 
savaş için gerekli kavramsal araçları sağladığı"nı bile iddia edebiliyor.

Marksizmin eşcinsellik kavrayışının "burjuva toplumundaki bozulmanın ve çöküşün ifadesi" 
olarak işaretlenmekten çoğu zaman öteye gidememişken yükselen ve toplumsallaşan 
hareketlerin etkisiyle, yükselme ve toplumsallaşma kaygısının getirdiği bir popülizmle 
LGBTİ+ ve queer update'lerine ihtiyac duyduğunu söyleyebiliriz.

LGBTİ hareketin Marksizme yönelttiği belki de en temel eleştirilerden biri, her türden 
çatışmanın ancak sınıf çatışmasıyla ilişkilendirilmesi üzerineydi. Son derece yeni 
diyebileceğimiz yukarıda sayılan update'lerin en büyük çelişkisi ise, yıllardır yapılan 
eleştirileri hala karşılayamıyor oluşunun yanında sorulması gereken soru şu: "İki 
yüzyıllık teorinin üzerine teorinin temeliyle tamamen çelişen update'ler getirilerek bu 
çelişkinin aşılması mümkün müdür acaba?"

MARKSİZMİN EKOLOJİ UPDATE'İ

Son yarım yüzyılda ekolojiyi gündemleştirenler, marksizmin ekoloji mücadelesini 
kapsadığını iddia edenler ve marksizmin ekolojiyle ilişkisini genişletme eğiliminde olup 
ekososyalizm ya da ekolojist marksizm savlarını ortaya atanlar, bir bütün olarak 
marksizmin ekoloji update'ini gerçekleştirmişlerdir. Savlarını dayandırdıkları nokta, 
doğrudan Marks'ın yazdıkları olduğu için, biz de bu yazımızın merkezine Marks'ı, onun 
savunucularını ve eleştirisini aldık. Bu update'in güncel toplumsal hareketlenmelerden 
uzak kalmamak, eski hareketliliğe yeniden ulaşmak, yeni ve yerel örgütlenmeler başlatarak 
toplumsallaşmaktan başka bir amacının olabileceğini iddia etmek pek mümkün değildir.

Marksizmi Yeşile Boyamak

"...Özgürlük ancak doğanın kör güçlerinin önüne katılmak yerine, doğayla olan karşılıklı 
ilişkilerini rasyonel bir biçimde düzenleyen ve doğayı ortak bir denetim altına sokan 
toplumsal insan, ortaklaşa üreticiler tarafından gerçekleştirilebilir..."

Marks

Kapital III. Cilt

Marks'tan alıntılanan sözdeki "kör" ve "bilinmeyen doğa" imgelerinin, doğayı 
kötüleyen-küçümseyen bir ima taşıdığı ortadadır ve böyle bir doğa tarafından yönetilmenin 
kabul edilemezliği, onun egemenlik altına alınması gerektiğine işaret eder.

Marks'ın doğayı egemenlik altına alma öngörüsünün temel düşünce kaynaklarından birisi, 
onun "ilerlemeci" oluşudur. "Hindistan'da Britanya Yönetiminin Gelecekteki Sonuçları" adlı 
makalesinde ilerlemecilik oldukça açıktır: "Tarihin burjuva dönemi, yeni dünyanın maddi 
temelini yaratmak zorundadır... Bir yanda insanoğlunun karşılıklı bağımlılığı üzerine 
kurulmuş bulunan evrensel karşılıklı ilişkiyi ve bu ilişkinin araçlarını; öte yanda, 
insanın üretici güçlerinin geliştirilmesini ve maddi üretimin doğal araçların bilimsel bir 
biçimde yönetilmesine dönüştürülmesini..." Marks, yine doğayı fetihin gerekliliğini 
vurgumakta, uygarlık için gerekli gördüğü sermayeyi yükseltmektedir ve en önemlisi, bu 
süreci "doğal ve zorunlu" karşılamaktadır. Bu yaklaşımın ekolojik düşünceye yakınlığından 
değil, olsa olsa karşıtlığından söz edilmesi gereklidir.

Karşıtlığı görmezden gelenlerden ve ekososyalizmin büyük isimlerinden olan John Bellamy 
Foster, "Marks'ı ekolojiye gereken ilgiyi göstermediği için kınamanın uzun bir geçmişi 
varsa da, tartışmalarla geçen on yılların sonunda, bu görüşün olgularla uyuşmadığı açık 
biçimde ortaya çıkmıştır. Tersine, İtalyan coğrafyacı Massimo Quaini'nin gözlemlediği 
gibi, ‘Marks... modern burjuva ekoloji bilincinin ortaya çıkmasından önce doğanın 
sömürülmesini kınamıştı." demiş ve marksizme ilk ekolojik teorik temel olma durumunu 
atfetmiştir.

Marks'ın doğa anlayışının, onun ekolojik görüşünün kanıtı olduğu iddia edilir. Bu tarz bir 
bağ kuranlar, doğa ve insan arasındaki kopmaz bağlara, bu bağlardan kaynaklı uyarılara 
dikkat çekseler de; bu temel felsefenin doğa üzerinde egemenlik kuran, bütün dünyayı 
insanın emek dolayımıyla oluşmuş bir yere çevirmeyi (belki büyük bir üretim tesisine 
dönüştürmeyi) arzulayan, insanlık ile doğa arasında kaçınılmaz bir karşıtlık olduğunu 
düşünen "üretimci" ya da "Prometheusçu" bir görüşü savunan düşünceleri görmezden gelirler.

Foster gibi düşünürler, Marks'ın düşüncelerinin bağlamını değiştiren Marks yorumlarıyla, 
ideolojiyi güncele uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Bu tarz çabalar, marksizmin 
ilerlemeci varlığını değiştirmekte yetersizdir. Bu tarz bir ilerlemecilik, kapitalizmin 
üretimcilik zihniyetinden kopamayışı gösterir. Üretimsel değişimin olabilmesi için, 
kapitalizm aşaması gereklidir. Hatta bu gereklilik, onun yarattığı teknik olanaklar 
sayesinde doğaya fazla yük bindirilmemesine neden olacaktır. Bu ilerlemeci anlayışın 
kutsadığı çalışma fikri, kökenini Protestan ahlakının çalışmayı yüceltmesinden, bunu 
insanın özü olarak görmesinden alır. Çalışma meselesine ilişkin temel itirazlar, 
Marksistler tarafından emek-iş ayrımı yapılarak da ortaya konmuştur. Emek doğayla 
bütünleşmeyi gerektiren tüm faaliyetlerin adıysa, tüm kapitalist süreç boyunca insanın 
doğayla "emek" dolayımıyla ilişki kurduğu iddiasının altı boştur. Kapitalist süreç, 
tamamıyla doğadan kopuşa neden oluyorsa, kapitalist ilişkilerin ortaya çıktığı bir ortamda 
emek ortaya çıkamaz.

Enrique Leff "gerek geleneksel iktisadın, gerekse tarihsel materyalizmin doğayı bir kenara 
ittiğini, bu yüzden iş ekolojik tahribata geldiğinde her iki yaklaşımın da kuramsal 
sorunlarla sorunlarla yüz yüze geldiğini" söyleyerek güncellenmeleri gerektiğini vurgular. 
Bunun, marksizmin materyalist ve sınıf temelli yaklaşımının mantıksal sonucu olduğunu 
söyleyebiliriz.

Bununla birlikte Marks taraftarları, bir "olgu" olarak ekolojik sorunları bilmese de 
Marks'ın çözümlemelerinde bugün ekolojik sorunlar altında dile getirilen bazı sorunları 
vurguladığını ileri sürerler. Marksizm ve Ekoloji isimli kitabında Gunnar Skirberkk, 
"...bugün ekolojik olarak tanımlanan yetersiz beslenme, hava ve su kirliliği, gürültü, 
çevrenin bozulması ve nüfus artışı Marks döneminde proletaryanın sorunlarıydı ve Marks 
bunları çok iyi analiz etti." demiştir. Bir kuramın ekoloji tabanlı olup olmadığı sorusu, 
-başkaca belirleyiciler olsa da- en çok doğanın nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgilidir. 
İnsanı merkeze koyan, ekolojik yıkımın sonunda insanı ve onun etkinliklerini de 
etkileyeceğinden dolayı yakınan algı, ekoloji mücadelesinde çevreci olarak adlandırılır. 
Çevrecilerin dert edindiği mesele de "çevre sorunu"dur. Marks'ın bahsettiği sorunların 
"ekolojik sorunlar"ı değil, en fazla "çevre sorunu"nu ifade ettiğini unutmamak gerekir; 
salt ekonomik anlamda kapitalizmle ilişkilendirilen "çevre sorunu"...

Marksistlerin Marks'a Yaptıkları Eleştiriler de Eleştirilmelidir

Marks'a ekoloji konusunda eleştiri yapan marksistlerin bu eleştirilerini yaparken 
kullandıkları düşünme biçiminin, Marks'ınkinden ne kadar farklı olduğu sorusu, bu noktada 
oldukça önemlidir.

Örneğin, Marks'ın doğa anlayışına yapılan eleştirileri çürütmeye yönelik tezlerini 
sıraladığı Marks ve Doğa: Al Yeşil Bir Perspektif kitabında Paul Burkett, en yaygın 
eleştirilerden birinin şu olduğunu söyler: "Marks'ın kapitalizm tahlili, doğanın üretime 
olan katkısını ya tümüyle göz ardı eder ya da bu katkının önemini küçümser; bu durum, 
özellikle de onun emek değer kuramı için geçerlidir." Burkett bu eleştiriyi "Marks'ın 
doğanın üretime olan katkısını elbette önemsediği"ne dair kanıtlarla çürütür. Ancak asıl 
meseleye yani doğanın sadece üretime olan katkısına değer atfedilmesine dair herhangi bir 
eleştirisi yoktur, olması da beklenmemelidir.

Engels, Aralık 1882'de Marks'a yazdığı, Podolinsky'nin tarımdaki enerji kullanımının 
ölçülebilirliğiyle ilgili önerisine dair mektubunda şunları söylemişti: "Enerji 
rezervlerini, kömürü, mineralleri ve ormanları nasıl kötü bir biçimde tükettiğimizi sen 
benden daha iyi bilirsin." John Bellamy Foster, bu mektupla ilgili Ekoloji ve Ekonomi 
isimli kitabında "...Marks ve Engels'i, üretici güçlerin geliştirilmesi dedikleri meseleye 
gereğinden fazla heves duymaları sebebiyle eleştirmek mümkün." der. Marks ve Engels enerji 
rezervleri, kömür, mineraller ve ormanların kaynak olarak görülüp tüketilmesinden değil 
"kötü bir biçimde" yani sürdürülemez biçimde tüketilmesinden rahatsızlardır; asıl 
eleştirilmesi gereken de budur.

Ekolojik hareketin felsefi temeli olma iddiasında olan marksistler, varlık-kaynak 
tartışmasında, kaynak ekonomisi dilinden konuşur. Doğa, kapitalizm için olduğu kadar onlar 
için de "üretim ve tüketim sarmalında hammadde sağlayacak bir depo" yani "kaynak"tır. 
Kaynak ekonomisinin, literatüre liberal ekonominin meşhur sınırlı kaynaklar-sınırsız 
ihtiyaçlar denkleminden girmiş olduğu düşünülürse, ekososyalizmin ekolojik mücadeleye 
felsefi kaynak olma iddiası bir yana, liberal kökenlerini sorgulamaya başlaması şarttır. 
Her şekilde "mülk edinilecek" bir kaynak olan doğa, özel mülkiyetin olmaktan çıkacak, ama 
kamu mülkü haline gelecektir.

Bu noktada yapılması gereken, insan dolayımından arındırılmış bir şekilde, doğa ve 
içerisindekilerin varlık olarak görülmesidir. Marksist bakış açısı, varlıkları insan 
etkinlikleriyle ilişkilendirip kaynak olarak görmekte ısrarcıdır. Bu, faydacı bir bakış 
açısıdır. Bu faydacı bakış açısı ise iktidarlı ilişkilerin kurulmasındaki temel 
nedenlerden biridir. Dolayısıyla ekolojik krize neden olan bir bakış açısıyla çözüm ortaya 
konamaz.

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 45. sayısında yayınlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2018/04/marksizmin-updatei-basit-bir-marksizm-elestirisi/


More information about the A-infos-tr mailing list