(tr) DAF, Meydan Gazetesi'nin #47 - Üreticiden Tüketiciye Aracıların Sömürüsü - Nergis Şen

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Sat Dec 15 07:06:14 CET 2018


Geçtiğimiz haftalarda Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, uzun zamandan beri çok 
tartışılan ve konuşulan aracılar ve komisyoncularla ilgili beklenmedik bir çıkış yaptı. 
Albayrak "yeni hal yasası" adı altında aracılar ile komisyoncuların sayısının 
azaltılacağını, ürünlerin makul bir fiyata çekileceğini, ürünlerin kalitelerinin 
arttırılacağını açıkladı. ---- Bu açıklamanın iki nedeni olabilir. Birincisi yine bir 
seçim öncesinde tabi ekonomik krizin çok da uzak olmadığı bu dönemde böyle açıklamalarda 
bulunarak insanların içine su serpmektir. Bir diğeri de, üretici tüketici arasındaki 
komisyoncu zincirini kimi büyük şirketlere devrederek şeffaflık söylemi altında 
kapitalistlere peşkeş çekmektir.
Peki, üreticiden çıkıp tüketiciye ulaşana dek ürünlerdeki fiyatların dengesizliği bu kadar 
aşikarken, yapılması düşünülen bu müdahaleler var olan gerçekliği değiştirebilir mi? Arada 
kapitalistler ve devlet oldukça, elbette hayır!

Pazara, markete ya da manava gittiğimizde meyve sebzelerin üzerinde yazan fiyatlar adeta 
cep yakıyor. Fakat öte yandan bu meyve ve sebzeleri üretenler hiçbir şey kazanamadıklarını 
söylüyor. Peki sizce bunda bir çelişki yok mu? Üretim maliyetleri ortada, satış fiyatları 
ortada. Bu durumda üreticinin kazanması hatta ve hatta zengin olması gerekmiyor mu? Fakat 
kazın ayağı öyle değil.

Burada gözden kaçan önemli bir faktör var. Hatta bir değil, birden çok fazla faktör var. 
İşte o faktörler dediğimiz şey, aracılar ya da komisyonculardır. İşte bu aracılar, hem 
tüketicinin çok daha ucuza alabileceği gıdalara astronomik rakamlar ödenmesine hem de 
üreticinin "yeter artık bu sene de mahsul elimizde kaldı." diyerek tonlarca meyve ve 
sebzeyi kamyonlarla sokağa dökmesine sebep oluyor.

Elimizdeki tabloya baktığımızda ortada zarar eden iki tarafın olduğu çok açık. İşte iki 
tarafın zararını topladığımız zaman ortaya çıkan rakam ise aracıların karını gösteriyor. 
Peki kim bu aracılar? Neden bir ürün tarladan markete gelene kadar bu denli zamlanıyor? Bu 
süreç nasıl gelişiyor? Şimdi bu süreçlere şöyle bir bakalım.

ÜRÜNLER	ÜRETİCİ	HAL	PAZAR	MARKET	HAL/ÜRETİCİ	PAZAR/ÜRETİCİ	MARKET/ÜRETİCİ
Kilogram Fiyatı	Kilogram Fiyatı	Kilogram Fiyatı	Kilogram Fiyatı	Fiyat Farkı
(%)

Fiyat Farkı
(%)

Fiyat Farkı
(%)

ELMA	1,31	3,06	3,33	5,21	133,59	154,45	297,91
NOHUT	2,94	5,00	9,86	11,02	70,07	235,46	274,72
DOMATES	1,58	2,10	2,83	4,08	32,63	78,95	157,51
PATATES	1,28	1,73	2,42	3,03	35,69	89,54	137,56
KIRMIZI MERCİMEK	1,89	3,20	6,86	6,97	69,31	263,10	268,93
TZOB'un Temmuz ayına ait üretici-tüketici fiyat raporu

Üretici ve Tüketici Arasındaki Zincirler

Çiftçiler farklı üretim şekilleriyle ürünlerini üretirken bizler bu üretim koşullarının 
bilgisine ulaşamadan neyin tam olarak nereden geldiğini, nasıl üretildiğini bilmeden bu 
ürünleri alıyoruz ve tüketiyoruz. Soframıza gelmeden önce tarladan çıkan bir meyve veya 
sebze -üretici ve tüketiciyi dışarıda bırakırsak- en az altı tane aracının elinden 
geçiyor. İsterseniz bu aracı zincirine sırasıyla bir bakalım. Meyve veya sebze üreticiden 
çıktıktan sonra; ilk olarak tüccar tarafından alınıyor. İkinci adımda komisyoncuya 
ulaştırılıyor. Komisyoncu elindeki ürünü üçüncü aracı olan sevkiyatçıya veriyor. 
Sevkiyatçı zincirin dördüncü halkası olan nakliyeciye, nakliyeci beşinci aracı olan ikinci 
komisyoncuya ve ikinci komisyoncu ise altıncı ve son aracılar olan pazarlara veya 
marketlere veriyor.

Bu zincirin her halkasında ürüne, herkes kendi karını ekliyor. Bir de üstüne devletin 
vergilerini koyduğunuzda, her seferinde ürünün fiyatının üzerine yüzde hesaplamaları 
ekleniyor. Biraz bunları detaylandırdığımızda da komisyoncu haliyle -biraz kar edebileyim 
düşüncesiyle- bir miktar eklemelerle fiyatı arttırıyor. Her halci aldığı fiyatın üzerine 
komisyon bedeli olarak; kendi komisyon bedelinden devlete ödediği %18 oranındaki vergiyi 
de düşünerek hemen hemen %8 oranında ekleme yapıyor. Sevkiyatçı; halden aldığı ürünü diğer 
şehirlerdeki hallere sattıran kişi. Sevkiyatçı ürüne bir miktar komisyon ekleyerek başka 
hallere ulaştırmak için ürünü nakliyecilere veriyor. Ellerine geçen üründe nakliyeciler, 
kendi kazançları için de bir miktar fiyat arttırma yapıyor. Burada da ürün fiyatına yine 
ekleme yapmaya sebep olacak nakliyat bedeli altında %18 denk gelen bir vergi ve mazot 
parası karşımıza çıkıyor. Ayrıca bir de bu durumların hepsine stopaj ekleniyor. Bu da 
üreticinin tescilli ürünü üzerinden %2'lik oranında kesilen gelir vergisidir. Eğer ürün 
tescil ettirilmezse bu oran %4'e çıkmaktadır. Bu şekilde ürünün bir bölgeden başka bir 
bölgeye gelene kadar çok fazla halkalara uğramasıyla, üst üste gelen vergi, komisyon ve 
masraflarla fiyatların sürekli arttığını görüyoruz.

Peki Üreticinin Kazancı Ne?

Üretici elindeki ürününü kendi yaşamını devam ettirebilmek için satışa sunuyor. Tüccarlar 
üreticiden var olan ürünü alıyor. Tüccar %2 gelir vergisi stopajını ve %1 bağ-kur 
kesintisini yaptıktan sonra kalan tutarı üreticiye ödüyor. Haliyle üreticinin de aslında 
bir şey kazanamadığını görmüş oluyoruz.

TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği)'nin bu sene temmuz ayında açıkladığı üretici-market 
fiyatlarında kirazın üreticiden 2 liradan çıkış yaptığını görüyoruz. Kiraz hale geldiğinde 
3,33 lira oluyor. Pazarda karşımıza 3,88 liradan çıkan kiraz markette ise 6,48 lira 
oluyor. Tüm bu aşamaların sonunda, üretilen meyve veya sebzelerin marketlerdeki 
fiyatlarından %45'inin aracıların payına ve %11'inin vergilere gittiğini öğrenince 
fiyatların nasıl pahalı olduğunu görüyoruz.

Hal böyle olunca da elimizde bir kilo olan domatesin üçte birini devlet, üçte birini ise 
aracılar alıyor. Ee geri kalan kısmı ise biz şehirde domates bekleyenlerle üretici 
paylaşmış oluyor. Aslında bu, şu anlama geliyor: Akşam kurduğumuz sofraya tam oturmak 
üzereyken ve sofrada leziz bir menemen bizi beklerken ansızın kapı çalıyor. Kapıyı 
açıyorsunuz, bir bakıyorsunuz ki, karşınızda iki kişi... Biri devlet diğeri aracı. "Ooo 
biz de çok acıkmıştık." diye teklifsizce kapıdan içeri giriveriyorlar. Sen masaya oturmaya 
fırsat bulamadan ekmeği banıp banıp menemenin çoğunu bitiriyorlar. Onlar evden ayrılırken 
sofrada kırıntılarla, sen ve kapıda bekleyen üretici hüzünlü ve aç bir geceye buruk bir 
merhaba diyorsunuz.

Ürünün her halkasındaki kişiler bu durumun çok normal olduğunu, kendilerinin zaten çok az 
kazandığını söyleseler de bizlerin cebinden çıkan tutarın kat kat arttığının, üreticinin 
ise bir şey kazanamadığı gerçekliğinin üstünü hiçbir şey örtmüyor.

Aslında Biz Ne Yiyoruz?

"Çiftçinin farklı üretim şekilleri" diyerek yazıya başlamıştım. Şimdi bu üretim 
şekillerini ve aslında bu kadar pahalı ne yediğimize bakalım. Yaşadığımız topraklarda 
çiftçiler genellikle iki farklı şekilde üretim yapmaktadırlar; modern tarım ve geleneksel 
tarım. Modern tarım; yapay gübrelerin, ilaçların, makinaların kullanıldığı ve genetiğiyle 
oynanmış yada hibrit (melez) tohumlarla üretimin yapıldığı tarım yöntemidir. Geleneksel 
tarım ise bunların (gübre, ilaçlama, makina vs.) çok az kullanıldığı ya da hiç 
kullanılmadığı ve genellikle "atalık tohumlar"ın kullanıldığı bir tarım yöntemidir.

Tüccarlar genellikle ürünü ucuza alabilmek adına modern tarım yöntemiyle elde edilmiş 
ürünleri tercih etmektedirler. Fakat bu ürünlerin pahalı olmasının yanında besin değeri 
açısından da hiçbir değeri bulunmamaktadır.

Geleneksel tarımın ise aşamaları hem emek hem de maliyet olarak daha fazla olduğundan 
tüccarlar bu yöntemle üretilen ürünleri, satabilmeleri pek mümkün olmadığından tercih 
etmiyorlar. Tabi bu arada geleneksel tarım yöntemi de adına "organik, ekolojik, doğal" 
denilerek kendi piyasasını yaratmış bulunmakta. Ekolojik pazarlarda veya marketlerin 
organik reyonlarından bu ürünlere ulaşmak artık çok kolay. Ancak günümüzde bizler modern 
tarım yöntemiyle üretilmiş ürünleri zaten yüksek rakamlara alırken geleneksel tarım 
yöntemiyle üretilmiş ürünleri bu ekolojik pazarlarda veya organik reyonlarından çok daha 
fahiş fiyatlara alıyoruz.

Hem Sağlıklı Hem Ucuz Gıda Mümkün Mü?

Bu sorunun cevabı ise elbette mümkün olmalıdır. Çünkü bunu mümkün kılmak isteyen birçok 
üretici ve birçok tüketici var. Aracıları ortadan kaldırarak geleneksel tarım yöntemini 
benimseyen üreticilerin ürünlerini ise, bu ürünleri karşılıksız bir şekilde tüketiciyle 
buluşturan kolektifler, gıda toplulukları ve kooperatiflerde bulabiliriz. Üstelik herhangi 
bir aracının olmadığı doğrudan üreticinin ve tüketicinin arasındaki ilişkisi üzerine 
kurulu bu sistematikte "yediklerimiz gerçekten ne" sorusunun cevabı "temiz, sağlıklı ve 
güvenilir" olacaktır. Bahsettiğim bu sistematiği benimsemeyen üretici ya da tüketici köylü 
ya da kentli kurnazları da yok değil. Ancak bırakalım onlar kendi kurnazlıklarının peşinde 
birbirlerini yesinler. Ben samimiyeti ve doğruluğu benimseyenlerden bahsediyorum.

Bu tarz bir kolektif, gıda topluluğu yada kooperatifin amacı; geleneksel tarım yöntemiyle 
üretilen meyve ve sebzenin, üreticiden doğrudan, hiçbir kar amacı gütmeden tüketiciye 
ulaştırmaktır. Ürünün üretiminden, dağıtımına ve tüketimine kadar gerçekleşen sürecin 
tamamında üretici ve tüketici başta olmak üzere tüm ilgili kesimlerin sözünü 
söyleyebileceği ve inisiyatif olabileceği yolları geliştirmektir. Tüketici istediği zaman 
üretim alanlarını ziyaret edebilir hatta üretimin bir parçası olabilir. Bu tarz bir 
sistematikte daha fazla üreticiyle tanışarak, yeni bileşenleri ile beraber var olan 
ihtiyaçların doğrultusunda üretimin ne kadar gerçekleşebileceğini zamanla üretici ve 
tüketici birlikte karar verebilirler. Bu şekilde, aracılar vasıtasıyla aldığımız güvensiz 
ürünlerin yerine hem üreticisini tanıdığımız hem üretim koşullarını bildiğimiz hem de daha 
da ucuza aldığımız güvenilir gıdaya ulaşmak mümkün hale gelmektedir.

Nice aracısız yaşama, nice güvenilir ürünlere, nice kolektif ve kooperatiflere...

Nergis Şen

nergissen at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 47. sayısında yayınlanmıştır.


http://meydangazetesi.org/gundem/2018/11/ureticiden-tuketiciye-aracilarin-somurusu-nergis-sen/


More information about the A-infos-tr mailing list