(tr) genc isci: BUYURUN MUSTAFA BEY

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Wed Aug 22 08:01:18 CEST 2018


"Anlıyorum Mustafa Bey. Doğrudur. Elbette. Belki iki taraf için de böylesi daha iyidir. O 
halde bu hafta vardiyam olmasın, ben biraz dinleneyim. Döndüğümde konuşuruz. " ---- Böyle 
bir konuşma ile ilk işimden atılmıştım. Yirmi yaşındaydım ve ailemden ayrı bir yerde 
üniversite okuduğum için çalışmam gerekiyordu. ---- Dinlenmeye ‘gönderildiğim' ilk hafta 
durumun ehemmiyetine varamayıp, biraz çalışmamanın bana iyi geleceğini düşünmüştüm. 
Performansım düşüktü, anketördüm ve yeterli sayıyı sağlayamıyordum. Günlük bir kotamız 
vardı, elbette. Günde kaç insanlarla konuşursak silinmesi zor bi kalemle elimizin üstüne 
çentik atıyor, günün sonunda bunları raporluyorduk. ---- Öyle ki bazen çok insanla konuşup 
gerekli veriyi elde edemezsek, şefimiz bizden şüpheye düşerdi. Elimize baktığı bile 
olurdu, gerçekten o kadar çentik atıldı mı diye. Halen elime baktığımda bazen o çizgileri 
görüyorum.

En çok da şefin sokağın başında bir yerden bizi izlemesine tilt olurdum. Başımızda 
kendince motive edici esasında mobingvari bir şekilde bekler, bizi kontrol altında tutardı.

Otorite, iktidar, dayatmayla kuşatılmış bir denetimin varlığına kendimce en başta o 
yıllarda şahit oldum sanırım.

Gün sonunda yeterli sayıya ulaşamadığımızda saatlerimiz uzuyordu, çünkü onlara göre 
dakikada milyonlarca insan geçiyordu çalıştığımız sokakta ve birilerini durduramamamız 
imkansızdı. Şeflerimize göre her ne olursa olsun birini durdurmalı, görevimizi yerine 
getirmeli, hatta durdurduğumuz kişi bizi taciz ediyorsa dahi güler yüz göstererek 
konuşmayı bitirmemeliydik.

Eğer iyi bir performans gösteremediysek, çoğu zaman uzunca konuşmalara maruz kalıyorduk. 
İşlerin kötü gittiği ve primimizin kesileceği hatırlatılır, sık sık "isim verilmeden" 
aramızdan bazılarının kovulacağı öne sürülürdü.

Ve yakın yaşlardaki on kişi olan biz, her akşam içimize yerleştirilmiş bir yetersizlik 
duygusuyla evin yolunu tutardık.

İşte böyle günlerin bir tanesinde şef yanıma gelip benimle bir çay içip konuşmak istedi. 
Çaycıya yürürken aklımda canlanan ilk şeyin ailemden ayrı yerde tuttuğum ev olduğunu 
hatırlıyorum. Kötü bir şeyler olduğunu sezmiştim, fakat o zamanlar yapabileceğim hiçbir 
şey olmadığını düşünüyordum.

Şu anda o günlere dönüp tazminatsız bir şekilde işten çıkartılan kendimi bulsam, ona en 
başta hiçbir şey için çaresiz hissetmemesi gerektiğini anlatarak sırtını sıvazlarım. 
Kendini performansı düşük bir işçi, başarısız bir eleman, istenileni yapamayan bir 
yetersiz olarak görmemesini söylerim.
Aksine her alanda otoriteyi kıracaksın derim ona. Korkan sen değil şefin, patronun olacak 
derim.

Önemli olanın kafa tutmak olduğunu, hakkından vazgeçmeyip
inatla kurulacak bir mücadelenin ona hissettirilen her
kötü duyguyu içinden uzaklaştıracağını, kötülüğün uzun sürmeyeceğini hatırlatırım.
Eldeki çizikler silinir belki, ama itaate atılan çizik silinmez.

İrem Gülser - Anketör

http://gencisci.org/buyurun-mustafa-bey/


More information about the A-infos-tr mailing list