(tr) DAF, Meydan #39 - Anarşist Ekonomi Tartışmaları (25): Sermaye, Teknoloji ve Proletarya - 2

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Wed Aug 9 08:35:15 CEST 2017


Anarşist Ekonomi Tartışmaları başlıklı yazı dizimizin bu bölümünde, önceki sayıda ilk 
bölümünü yayımladığımız, anarşist militan, tarihçi ve teorisyen Miguel Amorós'un, 
kapitalizm-teknoloji-ilerleme ilişkisini incelediği konuşmasına devam ediyoruz. Amorós bu 
bölümde, geçen yüzyılda muhalif kesimler arasında yaygın olan işçici ideolojiyi 
eleştirirken, ilerleme karşıtı teorisinin perspektifinden özgürlük mücadelesini anlatıyor. 
---- Altmış ve yetmişli yılların isyanları, eski işçi hareketinin kısıtlarına işaret 
ederek, devrimi, yaşamın bütünsel ve yıkıcı bir dönüşümü olarak tanımladı. 
Sitüasyonistlerin "Proleter, hayatı üzerinde hiçbir gücü olmayan ve bunu bilen kişidir" 
tanımı, sınıf mücadelesini günlük hayatın zeminine taşısa da, Amerikalı radikallerinin 
daha uyumlu olan mücadeleci toplumları ya da kardeşlikleri ile karşılaştırıldığında, 
Situasyonist Enternasyonal'in konseyci işçiciliği ile bir ölçüde çatışıyordu.

Avrupa'da, endüstriyel proletarya hala üretimin merkezindeydi ve yeni sınıf bilinci eskisi 
ile anlaşmazlığa girdi. Genç radikaller, kendilerini sıklıkla fabrikalardaki eski 
militanlarla çatışma içinde buluyorlardı. İşçici ideal, her türlü özgürlüğü, deneyim 
serbestliğini ve tüm toplumsal ön yargı ve sözleşmelerin kaldırılmasını talep eden yaşam 
biçimlerinin yaygın şekilde ortaya çıkmasıyla tamamen geçersiz hale geldi. İşçi 
hareketinin son dalgaları, modernleşme sürecinin krizine tepki olarak, bir tür "işçi 
özerkliğinin" yenilenme ya da ikinci bir hareketlenme yanılsaması yaratabiliyordu. Ancak 
bunlar, bir bütün olarak çok daha ileri gitme potansiyeline sahip olan hareketin, en kati 
yenilgiye uğrayan kesimlerinden geliyordu. Fabrikalardaki isyan, gündelik hayatın 
isyanıyla el ele gittiği sürece, bir ölçüde yeniden keşif ve otonomi imkanı vardı, ama bu 
birliktelik kısa sürüyordu. Sonraki yıllarda, yenilginin acı tadı, önceki yılların 
gerçekçi olmayan iyimserliğini bastırdı. Kurumsallaşma, devlet yardımları ve seçim 
mekanizmaları ile birlikte işçi bürokrasi, radikal işçilerin giriştikleri küçük çaplı 
çatışmalarla önleyemeyen, son derece gerici bir unsura dönüştü. Nadir istisnalar dışında, 
bu hareket aynı arazide kaldı; ücretler, mesai saatleri ya da iş güvenliği konusundaki 
mücadeleler, ne kadar meşru ya da ne kadar şiddetli olursa olsunlar ve mücadelelerinden ne 
kadar çok sayıda meclis oluşursa oluşsun; sermayenin sınırlarını aşmadılar ve bu nedenle, 
ne siyasal-sendikal kayırmacılığı yıkabildiler, ne de günlük yaşamın sömürgelikten 
kurtulmasına katkıda bulundular. Kapitalizme karşı değil, kapitalizmin kendi kendini 
tasfiye sürecine giren belirli bir biçimine karşı savaştılar. Dahası, sermayenin 
seksenlerdeki saldırısı, gümrükleri açtı, tüketimini genelleştirdi ve fabrikalardaki 
radikal isyanlara son verdi. Otomasyon, ücretli emekçi kitlelerini inşaat, dağıtım ve 
turizme yöneltti. Sendika sözleşmeleri ise, eski, dikey müzakere modelini geri getirdi ve 
isyanlarda sınıf bilincinin üzerini örttü. Geri kalanı da baskı halletti. İş yerindeki 
mücadele, kapitalist felaketlerin olmadığı, kısıtlanmayan bir yaşam için olan mücadeleden 
kesin olarak ayrıldı. Devrim fikri tümüyle itibarsızlaştırıldı ve ütopyalar müzesine 
gönderildi. İşçiciliği savunanlardan arta kalanlar, tüketici, uysal ve yönlendirilebilen 
bir ücretli emekçi kitlesinin gözetimi ve evrensel kurtuluş ideallerinin taşıyıcısı olan 
soyut bir işçi sınıfının hayali arasında gittikçe daha fazla sıkıştı. Bu kesim, bu 
noktadan sonra kendini gettosuna kapattı; dogmaları, simgeleri ve ritüelleri ile birlikte 
fraksiyonlar biçiminde hayatta kaldı; yetersiz bir toplumsal analiz ve pratikten doğan 
basit bir ideoloji olmaktan vazgeçti ve teknolojik çağda ona ayrılan yere yerleşti.

İşçicilik (Uvriyerizm):

Ücretli emeği ve onun yol açtığı sömürü ve yabancılaşmayı fark etmiş olan bireylere 
propagandasını yapmayı savunan ideoloji. Stalinizm ve Nazizm gibi birçok devlet 
ideolojisinde bu tür bir işçi hayranlığı vardır. İşçiler, ulusun, ekonominin ve kapitalin 
inşasındaki rolleri nedeniyle onurlandırılırlar. İşçicilik sadece "üretken" emeği destekler.

Proletarya devrimini savunanlar gibi, emeği, toplumun tamamının ortak, örgütleyici ilkesi 
olarak düşünenler, sosyalizmi, sermayeden kurtarılmış evrimsel süreçler yoluyla toplumsal 
reform arayışında olan bir işçi rejimi olarak sunarlar. Bu perspektifle bakıldığında 
-ilerlemenin ya da burjuvazinin perspektifiyle- sosyalizm, kapitalizmin düzeltilmiş bir 
halinden başka bir şey değildir ve işçi hareketi modernleşmenin bir aracıdır. Bu yolculuk 
çok fazla toparlanma gerektirmiyordu ve işçici bürokratlar tüm sonuçlarını bilerek bunu 
seçtiler: adına ister "refah devleti" densin, ister "üst düzeyde gelişmiş toplum", gerçek 
kapitalizm gerçekte mümkün olan tek sosyalizmdi. Bu görüşe göre, asıl tehlike, entegrasyon 
değil, dışlanmadır; yani çok fazla kapitalizm değil, çok az kapitalizmdir. Geçmişte, 
sosyalizm sıklıkla, kapitalizmin tutarlı biçimi olarak ortaya atılıyordu; artık daha 
"insan" (ve daha Keynesçi) uyarlamasının mümkün olduğu düşünüldüğüne göre, kapitalizm, 
sosyalizmin tutarlı biçimi olduğunu kanıtladı. Anti-kapitalizm, eğer bir çelişkide sıkışıp 
kalmak istemiyorsa, üretim güçlerine ve piyasanın yasalarına temelden bir tepki 
vermelidir. Malların üretimi ve dağıtımı, sırf üretim ve dağıtım işçilerin eline geçti 
diye, malların üretimi ve dağıtımı olmaktan çıkmayacaktır; ve eğer bu gerçekleşirse, tam 
olarak yok etmek istediği şeyleri, şu ya da bu biçimde yeniden üretecektir: patronlar, 
özel mülkiyet, sanayi, pazar ve devlet. Emek, tamamen gelişmiş bir tüketim toplumunun 
içine yerleştirildiğinde, artık özgür toplumun temellerini oluşturmak bir yana, bir 
ezilenler toplumu bile oluşturamaz. Özgür toplumun temeli, ancak yaşam olabilir.

Proletaryayı kaldırmadan kapitalizmi ortadan kaldırmak, kapitalizmin başka bir biçimini ve 
sonuç olarak başka bir egemen sınıfı ve bir başka devleti yeniden üretmeye eş değer 
olurdu. İlerleme ideolojisini reddetmeden proletaryayı ortadan kaldırmak da aynı sonuçlara 
götürür. Emtianın saltanatını sona erdirmek istiyorsan, emeği de, onun varlığını sağlayan 
teknolojiyi de ortadan kaldırmalısın; kısacası, bireyleri işçi olma durumundan 
özgürleştirmelisin, onları ücretli emekçilere, makinenin aksesuarlarına ve tüketimin 
kölelerine dönüştüren nesnelleştirilmiş toplumsal ilişkilerden özgürleştirmelisin. Emeğin 
nesnelleştirilmesi öncelikle üretim araçlarında engellenmelidir, ama bu, üretim 
araçlarının kolektif olarak ele geçirilmesi ya da otomasyon yoluyla değil, kent-fabrika 
sisteminin sökülmesi ve merkezileştiren makinelerinin terk edilmesiyle 
gerçekleştirilmelidir. Bu süreç aynı zamanda dolaşımda da gerçekleştirilmelidir, ama 
sadece paranın ve pazarın değil, yeni emek biçimi olan teknolojik boş zaman eğlencelerinin 
de kaldırılmasıyla. Emekten kurtarılan bir yaşam, boş zaman değildir; diğer şeylerin 
yanında, üretken faaliyetlerin, "doğayla metabolizmanın", ihtiyaçları karşıladığı ama 
sosyal işlevselliği belirlemediği, "evrensel kardeşliği" hiçbir şekilde değiştirmediği 
(diğer bir deyişle, özgür toplumsal ilişkilerin yeniden üretilmesini engellemediği) bir 
yaşamdır. Devrimin peşinde olduğu şey, bireylerin yaşamı geri almak için, yaşamın bütün 
anlarını özgürce inşa ederek, emek zincirlerini -özellikle de teknolojik olanları- 
kırmasıdır. Yapaylaştırmaya son verdiğinde, ihtiyaçların, erotizmin, arzuların ve 
hayallerin manipülasyonuna son verdiğinde, gücün ve teknolojinin özerkliğinin getirdiği 
kısıtlamalarına son verdiğinde, yaşam engellerden ve dayatmalardan kurtulacak ve kendi 
hizmetinde olacaktır: emek ve tüketim alanından, yani zararlı olgulardan ve teslimiyetten 
kaçacaktır. İnsan ile makine arasındaki, insanlık ile doğa arasındaki veya daha doğrusu 
bireyler ve şeyler arasındaki ilişkilerin yeniden keşfedilmesi gerekecek ve toplumun 
ahlaki olarak ve hiyerarşiler olmaksızın, tarımı, sanatı ve gerçek ihtiyaçların ve 
arzuların karşılanmasını esas alan çok yönlü bir teknolojinin yardımıyla, karşılıklı 
birlikte yaşamanın gereklerine göre yeniden yapılanması gerekecek. Toprağın dengesini geri 
getirmek, şehirlerin büyüklüğünü azaltmak ve çevreyle, tahakküme dayalı olmayan, yeni 
ilişkiler kurmak. Özgür toplumlar oluşturmak. Geçmişte ve bugün toplumsal gelenekler, 
sosyal yaşamın ritmini düzenlese de; bu paradoksal olarak, geçmişin o ya da bu anına geri 
dönüleceği anlamına gelmez. Bilakis, bugün temiz bir sayfa açmak gerekir.

Çeviri: Özgür Oktay

Miguel Amorós

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 39. sayısında yayınlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2017/07/anarsist-ekonomi-tartismalari-25-sermaye-teknoloji-ve-proletarya-2/


More information about the A-infos-tr mailing list