(tr) DAF Meydan #29 - "Ortadoğu'da Devletler Rant Halklar Özgürlük İstiyor" - İlyas Seyrek

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Mon Nov 16 12:48:51 CET 2015


Ortadoğu, yıllardır devletlerin siyasi ve ekonomik açıdan çıkarlarını koruyup 
hakimiyetlerini güçlendirmek için savaştıkları bir coğrafya. Barındırdığı enerji 
potansiyeli ve jeopolitik konumu nedeniyle her dönem devletlerin ilgisine "mazhar olan" 
Ortadoğu'da sıklıkla değişen dengelerle birlikte, çok bilinmeyenli denklemler 
oluşabiliyor. ---- Devletlerin enerji politikalarından askeri ve siyasi stratejik üstünlük 
hesaplarına, yerel güçlerin bölgede yürüttükleri politikalara kadar pek çok farklı 
faktörün etken olduğu Ortadoğu siyaseti, yine çetin ve çetrefilli bir süreçten geçiyorsa 
da, bu kez var olan etkenlerin hepsi bölge üzerinde etkili olmak isteyen devletlerin 
hamlelerini büyük oranda değiştiriyor.

Politikalar Değişiyor

Petrol ve doğalgaz gibi enerjiler ekseninde oluşan ekonomik politikalar; Başur Kürdistan, 
Suriye, Irak, İran gibi yerel enerji sahiplerinin uluslararası güçlerle oluşturacağı 
siyasetle doğrudan ilişkili. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz gibi enerjilerin 
paylaşımı ve ticareti için Ortadoğu coğrafyasına verilen önem artıyor.

Ekonomik üstünlüğün yanı sıra Ortadoğu siyaseti üzerinde kurulmak istenen askeri ve 
politik hakimiyet, küresel güçlerin birbirine üstünlük yarışında önemli bir alanı oluşturuyor.

Devletlerin bu bölgede çıkarları uğruna yarattıkları veya destekledikleri çatışma ortamı, 
şimdilerde aynı bölgede kendi politikalarına zarar veriyor. Bu noktada 2011'den bu yana 
Suriye'de başlayan savaşta muhalif gruplara destek veren başta ABD olmak üzere AB ve 
müttefikleri, gerek gönderdikleri silahların cihatçı örgütlerin eline geçmesi, gerekse 
Esad'a karşı savaşan örgütlerin başarısızlığı nedeniyle politikalarında değişikliğe gitmek 
zorunda kaldı.

ABD ve müttefiklerinin Esad'a karşı savaşta başarısızlığa uğraması, Batı ile girişilen 
siyasi ve ekonomik üstünlük mücadelesi kapsamında Rusya için büyük bir fırsat oluşturdu. 
Rusya da Suriye Devleti'nin "davetiyle" bir meşruluk kazandığı iddiasıyla bölgede askeri 
güçleri ve silahlarıyla varlık göstermeye başladı.

Tüm bu gelişmeler, IŞİD'e karşı savaş ve PYD ile zorunlu olarak yakınlaşma durumu 
devletlerin yeni Ortadoğu denkleminde yürüteceği politikaları ortaya koydu. Bölge 
üzerindeki politikalarında adeta iflas eden devletler, oluşan yeni dengelerle birlikte 
politikalarını değiştiriyor.

Ortadoğu'daki Aktörler ve Hamleleri

Ortadoğu'daki siyasete, coğrafi yakınlığının bulunmasının yanı sıra, tarihsel bağlama 
vurgu yaparak kendisini bölgenin hamisi ilan etmesiyle aktif olarak dahil olan TC, yeni 
süreçte politikalarını değiştirmek zorunda kalan devletlerden biri.

TC 2011'de Suriye'de başlayan savaşla birlikte bölgede giriştiği aktif role rağmen, 
gelişen durumlardaki öngörüsüzlüğüyle oyun dışı kaldı. 2010 Aralık ayında Tunus'ta 
başlayarak Libya ve Mısır'ı içine alan ve Suriye'ye dayanan bir "hilal" çizen Arap 
isyanlarında ise "İhvancılık" üzerinden bölgenin "büyük abisi" olmaya soyundu. Ancak 2013 
Temmuzunda Mısır'da gerçekleşen darbe ile İhvancıların iktidardan düşürülmesi, dahası bu 
darbeyi ABD, Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteklemesi ile bu politikanın iflas 
belirtileri de ortaya çıkmaya başladı. Mısır başta olmak üzere çevre ülkelerde "illegal" 
konuma düşen İhvancılar ise, Suriye'deki savaşa selefi örgütler saflarında cihatçı olarak 
katıldı. Böylece TC'nin Suriye'de İhvancılığa desteği, bölgede zamanla belirginleşen ve 
küresel devletlerin destek vermeye çekindiği selefi-cihatçı örgütlere desteğe dönüştü.

İç siyasette ise özellikle 7 Haziran sonrası Kürtlere yönelik başlattığı savaşı Rojava'da 
PYD-YPG üzerinden dış siyasette de uygulaması, kendisini büyük bir yalnızlığa itti. Ayrıca 
Esad'a karşı savaşan muhalif gruplara verdiği koşulsuz destek, IŞİD'le olan ilişkisi ve 
kuşkusuz bu nedenlerden dolayı IŞİD'e karşı politikasını isteksizce değiştirmesi, onu 
Ortadoğu'da istenmeyen aktör durumuna getirdi. TC Cumhurbaşkanı da şüphesiz TC'nin 
yaşadığı yalnızlığın farkında olacak ki, bu durumu kurtarma çabası olarak Moskova dönüşü 
"Esed'li geçiş gibi bir şey olabilir" cümlesini kurma zorunluluğunda kaldı.

Ortadoğu'ya yönelik politikalarıyla bölgede varlığını ağırlıklı olarak hissettiren ABD; 
Suriye'de desteklediği "ılımlı" muhalif grupların başarısızlığı, bu grupların cihatçı 
Selefi örgütlerle ilişkisi, yine Esad'a karşı TC ile birlikte oluşturulan "eğit-donat"ın 
başarısızlığı ile bu gruplara verilen silahların El-Kaide bağlantılı An-Nusra'nın eline 
geçmesi nedenleriyle bölgedeki siyasi ağırlığını korumak için politikalarını değiştirmek 
zorunda kaldı. Bu zorunlulukla birlikte ABD, bölgede aktif olarak IŞİD'le mücadele eden ve 
bu nedenle bir denge unsuru olan YPG'yi destekleme hamlesini yaptı. Bununla beraber, Rakka 
ve Cerablus'un IŞİD'den geri alınması için askeri ve politik adımlar atmaya başladı. Eylül 
ayı sonlarında çoğunluğu YPG'lilerden ve Arap aşiretlerinden oluşan, IŞİD'e karşı birlikte 
savaşan askeri güce silah yardımında bulundu. Yine bu askeri güçlere cephe gerisi-lojistik 
yardımı sağlayacak olan Başur Kürdistanı'ndaki Barzani yönetimi ise bu desteği kuşkusuz iç 
siyasette yaşadığı ekonomik ve siyasi krizlerin üstesinden gelebilmek için sağlıyordu.

ABD'nin bölgede başarısız olan politikalarının ardından Rusya, ekonomik ve siyasi 
çıkarları ve de ABD'ye üstünlük kurma amaçlarıyla bölgeye yönelik bir atağa geçti. 
Spesifik olarak ise Suriye'de var olan, içlerinde Çeçenlerin de bulunduğu cihatçı 
örgütlerden duyduğu rahatsızlık ve Suriye'deki çıkarları doğrultusunda bölgeye askeri 
güçlerini sevk etti, cihatçı örgütleri ve IŞİD mevzilerini bombalamaya başladı. Bu 
bombalamalar sırasında Rus uçaklarının TC hava sahasını ihlal etmesi; TC devletinin 
dönemsel ve bölgesel koşulları ve Rusya'ya olan enerji bağımlılığı düşünüldüğünde iki 
devlet arasında şimdilik büyük bir kriz oluşturmadı. Rusya'nın coğrafyadaki bir diğer 
önemli hamlesi ise, ABD'nin, İncirlik Üssü üzerinden bölgeyi kontrol etmesine karşı olarak 
Suriye'de Lazkiye'de bir hava üssü oluşturmasıydı. Ayrıca, ABD'nin yeni oluşan dengeler 
gereği YPG'yi desteklemesiyle ilgili olarak Rusya da YPG'nin bölgedeki mücadelesine destek 
sunacağını açıkladı.

ABD'nin bölgede varlığını sürdürmedeki en önemli nedenlerinden, Rusya'nın da önem 
atfettiği IŞİD'e karşı savaş ve YPG'ye bu noktada sunulan destek bu iki devletin bölgede 
görünürdeki varlık nedeni olarak ortaya çıkıyor. Fakat Rusya'nın bölgede ABD tarafından 
desteklenen "ılımlı" muhalif gruplar dahil olmak üzere Esad karşıtı bütün gruplara yaptığı 
hava saldırıları; "ılımlı" muhalifleri destekleyen ABD, TC ve bazı batılı devletlerce kınandı.

ABD ve Rusya gibi küresel güçlerin bölgede giriştiği çıkar savaşları kuşkusuz iki devletle 
sınırlı değil. Yapılan nükleer anlaşmayla Batı ile buzları eriten İran, bölgede güçlü bir 
statü kazanabilmek amacıyla aktif bir rol üstlenme adına IŞİD'e karşı Hizbullah'a 
desteğini arttırıyor. Uluslararası siyasetin yapıldığı bir alana dönüşen Ortadoğu'da aynı 
siyasi ve ekonomik amaçlarla Çin göndereceğini vaad ettiği savaş gemileriyle, Suudi 
Arabistan da cihatçı örgütlere sunduğu yardımla aktif rol oynamaya çalışıyor. Ayrıca "Arap 
Baharı" ve darbe sonrası iç ve dış siyasetinde tekrar tekrar değişimler yaşayan Mısır da 
iç siyasetinde ve bölgede iyileşme ve güçlenme arayışında. Bu nedenle Ortadoğu'da meydana 
gelen yeni gelişmeler ve bu gelişmeler doğrultusunda oluşturulan yeni politikalarla 
yakından ilişkili olarak Fransa'dan 5,2 milyar avro tutarında 24 savaş uçağı ve bir 
fırkateyn alımı için anlaşma yaptı. Fransa, Mısır'ın dışında Kuveyt ile 1,5 milyar 
avroluk, Katar'la ise 6,3 milyar avroluk silah anlaşması yapmıştı.

Gözardı Edilemez Bir Denge Unsuru Olarak YPG

Bölgeye çıkar ve hakimiyet kurma amaçlarıyla müdahil olan tüm bu devletlerin haricinde, 
ancak bu devletlerin göz önünde bulundurma durumunda kaldığı, en önemli dinamik ise 
kuşkusuz yıllardır devletsiz özgür bir yaşamı kurma amacıyla mücadele veren Kürt halkının 
özgürlük mücadelesidir.

YPG, IŞİD'e karşı verdiği özgürlük ve yaşam mücadelesinde kazandığı zaferlerle bölgeye 
gelen küresel devletlere kendisini siyasi bir özne olarak kabul ettirdi. Ayrıca bölgede 
IŞİD'e karşı savaşan Arap gruplarıyla oluşturulan "Demokratik Suriye Güçleri" adlı 
birlikle beraber IŞİD'in elinde bulunan Rakka ve Cerablus'un alınması için ortak bir 
harekata hazırlanılıyor. Bu nedenlerle de devletler Ortadoğu'da var olan siyasette güçlü 
olabilmek için YPG ile ilişkileri iyi tutmak, stratejik anlamda birbirlerine karşı önemli 
bir koz oluşturmak istiyor.

Devletler siyasi ve ekonomik kazanç doğrultusunda Ortadoğu'da hamleler yapıp yaşamı tehdit 
eden politikalar üretseler de, halklar tüm bu politikalara karşı direniyor. Bölgede ve tüm 
coğrafyalardaki ezilen halklar, Rojava ve Filistin'de olduğu gibi kararlılıkla, özgürlük 
ve yaşam için mücadele ederek direnişi sürdürecektir.

İlyas Seyrek

ilyasseyrek at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 29. sayısında yayımlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2015/11/ortadoguda-devletler-rant-halklar-ozgurluk-istiyor-ilyas-seyrek/


More information about the A-infos-tr mailing list