(tr) Ahali Gazetesi - DEVLET ve ÇOCUK (en)

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Sun Feb 22 15:38:02 CET 2015


Çeşitli şekillerde hayatımızın ortasına yerleşmiş orada nefes alan, orada yiyip içen, 
orada işeyen devlet aygıtının ne olduğuna dair o tarihi soruyu herkes sormuştur kendisine: 
Devlet nedir? ---- Herkes devletin hayatında kapladığı yeri ve etkileri şöyle etraflıca 
bir düşündüğünde türlü cevaplar elde edebilir. Herkesin cevabı bir yana, bu soruya bu 
günlerde en dolaysız, en net yanıtı kimlerin verebileği de açık. Yani bu sorunun cevabını 
merak eder de kendimiz dışında birilerine sorma ihtiyacı duyarsak eğer, adres belli. 
Onlar, Pozantı Cezaevi'ndeki çocuklarının yaşadıkları karşısında ağlamaktan başka bir şey 
yapamayan, çocuklarıyla aralarına örülen duvarları ne kadar isteseler de yıkamayan ve 
bütün yaşadıklarından sonra birer cezaevi aracına bindirelerek başka bir dört duvar 
arasına gönderilen çocuklarının ellerine bile dokunamadan o araçların arkasından bakan 
anneler.  Ciğerleri patlayana kadar acı çekerken, verin bana çocuğumu, diye bağıramayan 
bir annenin; devlet nedir, sorusuna vereceği cevaba dair tahminlerimiz birbirinden çok da 
farklı olmaz sanırım. Tıpkı, Madımak'ın ateşini 19 yıldır içinde taşıyan bir annenin; dava 
düştü, hadi herkes evine, diyen devlete dair yapacağı tanım gibi. Zira, tarihin en kritik 
sorularını hep anneler cevaplamıştır, hiç kimsenin olamadığı kadar net biçimlerde.

İnsanın ve doğanın tahakküm altına alınmasının temel koşulu olan mülkiyetin koruyucusu 
devlet, tarih boyunca suçu yaratmış ve tanımlamış, cezasını belirlemiş, infazını yerine 
getirmiştir. Genel ahlak ve egemen kültürle aynılaştırıp, inanç ve milliyeçilik 
politikalarıyla dolgularını sıkılaştırdığı, çeşitli tahakküm ve kontrol mekanizmalarıyla 
yaratılan itaatin gönüllü hâle gelmesiyle son şeklini alan toplum içerisinde bireyi, 
"aynılaştırıp", insan olmasından ileri gelen potansiyel "zararlarından" arındırıp "ıslah" 
ederken, edemediklerini hapsetme, katletme gibi yöntemlerini hayata geçirmiştir. Birey, 
tâbi tutulmaya çalışıldığı itaat zincirinin içinde olanlarla duvarların dışında mücadele 
ederken, duvarların içinde ise tâbi tutuldukları aynı yasalar çerçevesinde orada bulunan 
ve kendisiyle aynı derecede mülksüz olanların zulmüne uğramaktadır. Vicdani retçilere 
"vatan haini" denilerek mahkumlar tarafından işkence edilmesi, herhangi bir mülk sahibine 
yönelik bir edimi soncu hapsedilmiş birinin mahkumlar tarfından öldürülmesi gibi örnekler, 
sıradan insanın, dışarıda polisleşerek devletleşmesiyle aynı temele oturur biçimde, 
hapishanede gardiyanlaşarak devletleşmesinin örneğidir. Copları, kalkanları, silahları ve 
panzerleriyle üzerine gelen polislere çıplak elle taş attıkları için hapsedilen çocuklara, 
kendi yaşlarındaki çocuklar da dahil olmak üzere "terörist" denilerek işkence edilmesi, 
zorla bayrak öptürülmeye çalışılması, onlara yönelik taciz ve tecavüz eylemleri aynı 
tabiyetin ürünüdür.

Ancak Pozantı'da yaşananın diğer örneklerden farkı şudur: Çocuklara işkence eden, onları 
taciz edenler arasında kendilerinin yaşında çocuklar da vardır. Çocukları hapishane 
duvarları arkasında itaatkarlaştırıp, kendisi için ölen ve öldüren robotlara dönüştürmeye 
çalışan devletin maşası olanlar, gene devletin yarattığı suç kapsamında oraya konulan ve 
kendilerine başka yaşama şansı tanınmayan çocuklardır. Devlet bu eylemleri yerine getiren 
çocukları da o eylemlere maruz kalan çocukları da yok etmektedir. Birilerine "hırsızlık 
yaptın", diğerlerine "polise taş attın", diyerek hapse atan ve orada birilerini 
diğerlerinin üzerine salarak hepsini birden "ehlileştirerek" yok eden devlettir suçlu olan.

Şimdi; devlet manzaralı zihinlerimizi biraz havalandırmaya çalışıp, gözlerimizi o 
çocuklara ve arkalarından ağlayarak bakan annelerine çevirelim. On iki yaşında bir elin 
taşıdığı taş, zorbalığa ve katliamlara bahane yaratırken, sokakta birlikte top 
oynayabilecek çocukların bazıları diğerlerinin tecavüzcüsü olurken o ananın "devlet 
nedir?" sorusuna vereceği cevap; aklı başında, vicdanı yüreğinde herkesin cevabıdır. Aklın 
ve vicdanın işığında verilecek her cevap, özgür bir toplumu oluşturma yolunda önemli birer 
adımdır. Bunlardan yoksun toplum ise çocukların hapsedilmesi ve katledilmesine, duvarlara 
ve hapishanelere ihtiyaç olduğunu düşünen iki yüzlü bir ahlakın egemenliğinde, yok edilmek 
için sırasını bekleyen ve her biri devletin duvarı olmuş insan kalabalığıdır. Ve devlet 
kadar iki yüzlülük de öldürür.

Yavuz Belge Haber Birimi

http://ahaligazetesi.blogspot.co.il/2012/03/devlet-ve-cocuk.html


More information about the A-infos-tr mailing list