(tr) DAF, Meydan #23 - Ermenek'te Toprağın Altında Kalan Ne? – Fırat Binici

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Mon Feb 9 10:17:55 CET 2015


28 Ekim Salı: Karaman Ermenek'te bulunan bir kömür madenini su bastı. Terk edilmiş ocakta 
biriken suyun bastığı madende, 18 işçi mahsur kaldı. ---- Soma, Torunlar, Ermenek… 
Yaşadığımız topraklar gitgide daha da genişleyen bir işçi mezarlığına dönüşüyor. Devlet ve 
kapitalizm ele ele vermiş; bitmek tükenmek bilmeyen enerji isteğiyle, kentsel dönüşüm 
projeleriyle, işçi düşmanı politikalarıyla hepimizi öldürmeye çalışıyor. Kimimizi yerin 
dibine gönderiyor, kimimizi bir rezidansın en tepesine çıkartıyor. Bizlerse, toprağın 
bağrına vurduğumuz her kazmada, bir AVM inşaatında çıktığımız her katta biraz daha 
ölüyoruz. Deyim yerindeyse, patronlar cebini doldururken, biz kendi tabutumuzu çatıyoruz. 
---- 30 Ekim Perşembe: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Bunun sorumlusu hazımsız işveren. 
Hesabı sorulmalı.”

İşçi ölümleri peş peşe devam ederken, devlet erkanı ve kapitalistler hızlı bir şekilde 
yaşananların üzerini örtmeye, sorumluluğu birbirlerine atarak zihinleri bulandırmaya 
çalışıyorlar. Katliamların gerçekleştiği tarihlerde, patronları tehdit edip, sorumluların 
cezalandıracağını söyleyenler, olayları soğutup, öfkesi kursağında kalan halkın “gazı”nı 
aldıktan sonra, takipsizlik kararı vermekte, birkaç mühendis ve ustabaşıyı içeri atıp 
tekrar madenleri açmakta, hatta katliamdan kurtulan işçileri işten atmakta ya da buna 
olanak sağlayan yasaları çıkarmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Madenlerde, inşaatlarda, 
fabrikalarda katliam yapanlar, ikinci katliamlarını zihinlerimizde yapıyorlar: Her şeyi 
unutturmaya çalışıyorlar!

7 Kasım Cuma: Ermenek'ten acı haber: 2 işçinin cesedi çıkarıldı.

Soma'dan sonra sokağa dökülen binlerce insan, ertesi gün ortadan kayboluyor. Ya insanlar 
her şeyi unutup hayatlarına devam ediyor ya da maruz bırakıldıkları bilgi bombardımanı 
içerisinde ne yapacaklarını, nasıl yapmaları gerektiğini şaşırıyorlar. Bugün, insanlar 
televizyonun ya da internetin başında saat başı düşen ölüm haberlerini takip ederken, 
aylık işçi ölümleri istatistiklerine gömülüp kalmışken; dün bir işçi daha inşaattan düşmüş 
oluyor ve bütün bu aldatmacalar yarın yaşanacak başka Soma'lara, Ermenek'lere zemin 
hazırlıyor!

18 Kasım Salı: Karaman'ın Ermenek ilçesinde su baskını sonucu 18 işçinin mahsur kaldığı 
maden faciasında sabaha karşı 6 işçiye ulaşıldı. Madenden öğle saatlerinde de 2 işçi 
çıkarılmıştı. Böylece bir günde 8 işçinin daha cansız bedenine ulaşıldı. 6 Kasım'da da iki 
işçi çıkarılmıştı. Halen 8 işçi madende…

Aynı kelimeyi defalarca tekrar ederseniz, o kelimeye yabancılaşırsınız. Çocukluğumuzda çok 
oynadığımız bu oyun, şimdi devletin ve medyanın elinde bize doğrultulmuş bir silah gibi. 
Tetik her çekildiğinde biraz daha unutur, belleğimize tutunmak için çırpınan gerçeklerden 
birini daha kaybederiz. “Ermenek'te 2 işçinin daha cesedine ulaşıldı… Orhangazi'de 
elektrik akımına kapılan işçi öldü… İzmir'de vinçten düşen işçi öldü…” gibi haberler 
televizyondaki spikerin sinir bozucu durağan sesiyle tekrarlanıp dururken artık uğultuya 
dönüşürler. Art arda kulaklarımızın dibinde, gözlerimizin önünde patlayan haberler artık 
normaldir; yaşamın gerçekleridirler. Nasıl bulutlar birbirine değdiğinde şimşek çakmak 
zorundaysa, işçiler de patronların ve devletin refahı, kapitalizmin sürdürülebilmesi için 
ölmelidirler! Sözün kısası, işçi olmanın fıtratında ölüm vardır!

19 Kasım Çarşamba: 8 işçinin cenazelerinin Türk bayrağına sarılı tabutları, Ermenek Devlet 
Hastanesi Morgu'ndan alınıp, cenaze aracıyla törenin düzenleneceği Keleşoğlu Camii önüne 
getirilip, yan yana kondu. Yakınları gözyaşlarına hakim olamayıp ağıtlar yaktı. Cami 
önündeki kalabalıktan bazıları ise, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı attı.

Kendi refahı için tebaasını savaşlarda ölüme gönderen devletler, katledilen gençlerin 
yakınlarını teselli etmek ve kendini aklamak için onlara şehit nişanı verip şaşalı cenaze 
törenleri düzenler. Ama muhtemelen hiçbir iktidarın aklına, kapitalizmin doymaz enerji 
ihtiyacı için termik santrallere yatırım yapıp, o santraller içinde gereken kömürü en 
ucuza çıkarmak için uyguladığı sömürü düzeninden dolayı katlettiği işçileri şehit saymak 
gelmemiştir. Soma'da Zonguldak'ta ve Ermenek'te T.C bayraklarına sarılıp, “milli kahraman” 
ilan edilenler, tıpkı devletlerin savaşlarında ölenler gibi kahraman değildirler. Onlar, 
kapitalizmin insana soluk aldırmayan maddi evreninde biraz soluk alabilmek, kısmen de olsa 
ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ama en çok efendilerin refahını sağlayabilmek için 
yerin yüzlerce metre altına gönderilen işçilerdir. Onlar üzerinden devletin ve 
kapitalizmin devamlılığını amaçlayanların başvurduğu “şehitlik” payesi ise alçaklıktır.

26 Kasım Çarşamba: AFAD : Bugüne kadar yapılan çalışmalarda 10 işçinin cansız bedenleri 
çıkartıldı. Geriye kalan 8 işçi için 603 kişilik ekiple ocağın desandre bölümünde arama 
çalışmaları sürüyor. AFAD, son 24 saat içinde 4 metre ilerleme kaydedildiğini belirtti. 
1'inci Başaşağı bölümünün yakınındaki son günlerde çalışmaların yoğunlaştırıldığı 64 
metrelik ana arterde bugüne kadar 25 metrelik bir alanın tarandığı belirtildi. 1939 metre 
olan ocağın ise yüzde 87'sinin tarandığı ve geriye 241 metrelik yüzde 13'lük bölümün 
kaldığı bildirildi.

Bir canlının ölümü asla “1 kişinin ölümü” değildir. O ölümün arkasında nasıl, neden ve kim 
tarafından soruları yatar. Acısıyla, tatlısıyla bir ömür yatar. Hele bu bir işçinin 
ölümüyse yüzyıllardan beri devam eden ezen ezilen ilişkisi yatar; zengin ile yoksul, 
patron ile işçi, zalim ile mazlumun savaşı yatar. Eğer siz onu sayılara, istatistiklere 
indirgerseniz; onu hiçleştirir, gerçek anlamından koparırsınız. Bu yüzdendir ki, Soma'da 
katledilen işçilerin sıfatına dönüşen “301” sayısı, bir siteye verilerek 
anlamsızlaştırılabiliyor.

28 Kasım Cuma: Ermenek'te işçiler 15 saat kurtarılmayı bekledi, sudan değil gazdan öldü.

Üstüne basa basa tekrar söylüyorum; Tezcan Gökçe, “Ermenek maden kazasında, göçük altında 
kalıp, sonradan cenazesine ulaşılan 8. işçi” değildi; Ömer Cansu, bir eşi, çocukları ve 
arkadaşları olan “kanlı canlı” bir insandı. Kamil Yaman, devletin ve açgözlü patronların 
kar hırsı yüzünden, o madene inmek zorunda bırakılarak katledildi; Hasan Tuncer'i ve iş 
cinayetlerinde katledilen tüm işçileri öldüren devlet ve kapitalizmin ne istatistiklere 
indirgeyerek hiçleştirme çabaları, ne devletin olayın üstünü örtüp soğutma çabaları bu 
gerçekliği değiştiremez. Bu gerçekten doğan acımızı ve öfkemizi dindiremez.

4 Aralık Perşembe: AFAD: “Bugün itibarıyla 463 arama kurtarma personeli ve toplam 602 
kişilik ekiple devam eden çalışmalar, madende mahsur kalan son 5 kişinin bulunması ile 
sonuçlanmıştır.”

Ermenek'te toprağın altında, bildiğimiz kadarıyla hiç işçi kalmadı. “Maden Şehitleri”nin 
yakınları bin bir türlü zırvayla avutulmaya çalışıldı. Ayakkabıları parçalanmış madenci 
babasına yeni kara lastikler alındı, oğlum yüzme bilmezdi diyen anneye ama oğlun “milli 
kahraman”dı denildi, acısı kursağına itildi. Ailelere bir maaş bağlayan devlet, kan kokan 
dudaklarının üzerine işaret parmağını koyarak bütün bu kandırmacaları başarı gibi 
göstererek “susun” dedi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine yenilerini ekleyerek, bilgi 
dağarcığımızı genişletti. Televizyondan ve internetten akmakta olan iş cinayeti haberleri 
hiç hız kesmedi.

Evet, Ermenek'te toprağın altında tek bir işçi kalmadı. Ama çöken madenden etrafa dağılan 
toz bulutları arasından, devletin işçi düşmanı politikaları, yalanları, patronların kâr 
hırsı, zalimliği ve alçaklığı çıktı!

Fırat Binici
firatb at meydangazetesi.org

Bu yazı Meydan Gazetesi'nin 23. sayısında yayımlanmıştır.

http://meydangazetesi.org/gundem/2014/12/ermenekte-topragin-altinda-kalan-ne-firat-binici/


More information about the A-infos-tr mailing list