(tr) DAF, Meydan #23 - Devrimci Anarşistlerden: Rojava Devrimi ve Kobane Direnişi

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Thu Feb 5 16:10:59 CET 2015


T oplumsal devrimlerin etkisi, sadece devrimin gerçekleştiği coğrafyada siyasi ve ekonomik 
iktidarlara karşı verdikleri mücadelenin etkisi ile sınırlı değildir. Farklı coğrafyalarda 
oluşturdukları etkiyi anlamak, bu etkiyle beraber düşünsel ve pratik değişimleri görmek 
açısından önem taşımaktadır. Kobanê Direnişi ile yaygın bir şekilde konuşulmaya, 
tartışılmaya başlanan Rojava Devrimi, bu etkinin ne olduğunun görülmesi açısından giderek 
daha fazla önem kazanıyor. ---- Devletin ve kapitalizmin Rojava’da yaşananlar karşısında 
aldığı tutum ve saldırısı, bu noktada beklenilir bir durumdur. Ancak bizim aynı zamanda 
yüzümüzü toplumsal muhalefetteki iç tartışmalara dönmemiz gerekiyor. Keza, burada yapılan 
tartışmaların, Rojava’nın etkisinin ne olduğunu anlamak noktasında önemli bir uğrak 
olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Sürecin başından bu yana, farklı coğrafyalardan anarşist yoldaşların Rojava’yı anlamaya, 
direnişi sahiplenmeye yönelik tutumları; uzun süreden bu yana, bu denli örgütlü bir 
şekilde görmeye alışık olmadığımız uluslararası dayanışmayı hatırlamak açısından 
önemliydi. Böylece, dayanışmanın en büyük silahımız olduğunu bir kez daha deneyimledik.

Anarşistler arasında oluşan bu dayanışma durumunun, Kobanê’deki direnişi, tüm dünyadaki 
anarşistler arasında bu denli gündem etmesi kaçınılmazdı.

Farklı coğrafyalardaki anarşist örgütler ve gruplar da, yükselen bu gündeme ilişkin 
düşüncelerini, farklı mecralarda dile getirmektedir. Bu değerlendirmelerin bir kısmı, 
özellikle Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi hakkında yanlış ve eksik bilgi içerirken, öte 
yandan indirgemeci bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.

Farklı coğrafyalardaki anarşist örgütlenmelerin, farklı bakış açılarıyla 
geliştirebilecekleri yorumların olabileceğini göz önünde tutmakla beraber; savaş 
koşullarında varlık mücadelesi veren bir halkın mücadelesine yönelik politik 
eleştirilerin, bu durumdan bağımsız yapılamayacağını tekrar tekrar hatırlamak lazım. Bu 
eleştiriler, belli bir önyargıyla yapılıp kesin genellemelerle şekillendiriliyorsa, bu 
eleştirilerin hakkaniyetini düşünmek de…

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi’yle kurulan bir 
dayanışma ilişkisi, duygusal bir ilişki değildir. Çünkü anarşist örgütlenmeler ,dayanışma 
ilişkilerini “sempati”ye dayandırmazlar. Bu ilişkiler, yoğunluklu olarak politik bir 
perspektif ve bu doğrultuda gerçekleştirilmek için planlanan stratejiler paralelinde 
geliştirilir. Dolayısıyla dayanışma ve mücadeleyi sahiplenme, objektiflikten uzak değildir.

Bazı değerlendirmelerde, PKK’ye yönelik eleştirilerin temel dayanağı, partinin geçmiş 
siyasal geleneği ile ilişkilendirilmeye çalışılırken, “özgür belediyecilik”in iyi 
uygulanamaması, siyasal değişimin tam gerçekleşmemiş olması ve özünde milliyetçi olması 
gibi eleştirilerle Kürt Özgürlük Hareketi’nin şu an bulunduğu konuma ve perspektife 
yönelik bir önyargı yaratılmaya çalışılıyor. Bütün bunlar yapılırken, bilinçli ya da 
bilinçsiz bir şekilde eksik bilgilendirmeyle bu önyargı temellendirilmeye çalışılıyor. 
Kimsenin Kürt Özgürlük Hareketi’nin anarşist bir hareket olduğu yönünde bir iddiası 
yoktur. Dolayısıyla, eksik ya da yanlış uygulandığı iddia edilen pratiklerin 
değerlendirilmesinin, bu açıdan yapılması önemlidir. Öte yandan, bir halk hareketinin 
“devlet ve kapitalizm eleştirisi”ni bu kadar önemsiyor olması, anarşistler açısından 
görmezden gelinemez. Bu mesele sadece Bookchinci “özgür belediyecilik”le 
sınırlandırılamaz. Hareket, anarşizmle teorik anlamda kurduğu ilişkide, Bakunin’den 
Kropotkin’e farklı birçok yoldaşı referans olarak vermiş; devlet sorunsalına oldukça geniş 
bir perspektiften yorum geliştirebilmiştir. Öte yandan, bu düşünce pratiğe dökülürken de; 
özgürlükçü, komünal ve merkezi olmayan bir şekilde işlerliğe geçmiştir. Bu bilgi, 
makaleler ya da kitaplardan yapılan alıntılardan ziyade, aynı mücadele alanını paylaşan 
politik örgütlenmelerin birbirini gözlemlemesine dayanan bir bilgidir.

Rojava’da oluşan durum ne Esad’ın bölgeyi bırakmasıyla, ne de küresel güçlerle yapıldığı 
iddia edilen anlaşmalarla oluşmuştur. Rojava’da iki buçuk yıl öncesinde gerçekleşen büyük 
dönüşüm, siyasal hareketliliğin Ortadoğu’yu iki zıt kutuptan (cuntacı 
sekülerler-muhafazakâr demokratlar) birinin iktidarını seçmeye zorladığı bir konjonktürde 
gerçekleşmiştir. Rojava, Ortadoğu coğrafyasındaki “baharların” kışa döndüğü bir dönemde, 
halkın bu iki kutba sığmayıp kendi çözümünü yaratmasıdır.

Rojava’da yaşam yeniden yapılandırılırken, yaratılmaya çalışılan toplumsal mekanizmaların 
merkeziyetçi olmayan yapısı, devletsizliğe yapılan ısrarlı vurgu, üretim-tüketim-dağıtım 
ilişkilerinin kapitalizmden olabildiğince uzak bir şekilde örgütleniyor oluşu, 
öz-örgütlenmenin toplumsal işleyişin sürdürülmesinde garantör olması, üç kantondaki 
komünlerin ayrı ayrı karar süreçleriyle komünlerin işleyişini şekillendiriyor oluşunun 
önemini; yaşadığımız çağda kimse inkar edemez. Hele mevzu bahis kişi bir anarşistse, bu 
işleyişin, farklı coğrafyalarda benzer örnekleri çoğaltmak adına umut verici bir deneyim 
olduğunu nasıl inkar edebilir?

Anlamamakta ısrar eden yoldaşlar için tekrar edelim. Mevcut işleyişin anarşist bir işleyiş 
olduğunu iddia etme çabası değildir bu. Ancak Rojava’daki işleyişin anarşizan karakteri, 
toplumsal devrim için mücadele eden anarşistleri mutlu edecektir. Bu mutluluk, 
romantiklikten uzak politik hedeflerimizin, stratejilerimizin böyle bir sistemde, böyle 
bir çağda yaşayabilir olduğunu anlamakla ilintilidir.

Devletsiz toplum pratiklerinin, toplumsal devrim mücadelesi veren anarşistler için olumsuz 
olduğunu kimse iddia edemez. Farklı coğrafyalarda yaşanan benzeri pratikler, kendi özgün 
koşullarında gelişebilir. Bu özgün mücadelelerin anarşist ilkelerle uyumlu olmadığını 
söyleyip önemini azaltmak, teorik kibire dayanan ve pratikten yoksun bir anarşizmin 
anlayışını sergilemektir. Anarşist hareketlerin farklı coğrafyalarda statik konumlarından 
kurtulamamalarına da yol açan bu düşünce tarzı, anarşizmi entelektüel bir çabaya 
indirgeyen bir düşünce tarzıdır.

Fazla kuşkucu olmak için neden arandığında, nedenler yaratılabilir. Ancak bu nedenlerin 
gerçeklikle ilişkisini sorgulamak, her noktada önem taşımaktadır. Kürt Özgürlük 
Hareketi’ni milliyetçi bir hareket gibi tanımlamaya çalışmak hatalıdır. Bu ve benzer 
tanımlamalar, hareketin dönüşümünü görmezden gelmeyle; eski politik yapısını devam 
ettirdiğini iddia etmekle eştir. İşleyişin nasıl olduğuna ilişkin herhangi verisi olmayan, 
tek bilgi kaynağı hareket hakkındaki eleştirel yazılar olan bir bakış açısı son derece 
sorunludur. Çünkü bu eleştirilerin önemli bir kısmı, devletçi zihniyet ve uzantıları 
tarafından dile getirilmektedir. Sağlıklı eleştiri, politik pratiklerin gözlenmesi ve 
deneyimlenmesi ile yapılır. Coğrafyadan ve pratiklikten uzak her eleştiri, oryantalizm 
tehlikesini içinde barındırır.

Rojava’daki işleyişin ve hareketin anarşist olmadığından daha önce bahsetmiştik. Özellikle 
Mezopotamya coğrafyasında yüzyıllar boyu mücadele eden Kürt halkının özgürlük 
mücadelesinin bu tarihsellikten uzak ele alınıyor oluşu da bir başka eksikliktir. 
İdeolojik doğruluk adına gerçeklikten uzaklaşıp, bir halkın yüzyıllardır devam etmekte 
olan mücadelesini değersizleştirenler; sadece devrimci sorumluluklarını yerine 
getirmemekle kalmayıp, kiminle aynı cepheye düştüğünü iyi görmelidir.

Sınıf perspektifini sığ bir şekilde algılayıp, toplumsal mücadeleleri salt ekonomik 
mücadelelerle anlamlandırmaya çalışmak, ezilenlerin verdiği mücadeleler arasına hiyerarşi 
koymaktır. Ezilenleri sadece işçilere indirgeyip, geri kalan iktidar ilişkilerini yok 
sayan anlayış, anarşist hareketin tarihiyle çelişmektedir. Anarşizmin devrimci tarihi; 
ezilenlerin ekonomik, siyasi ve sosyal mücadeleleriyle doludur. Hareketin, farklı 
yüzyıllarda Avrupa’dan Uzakdoğu Asya’ya halkların özgürlük mücadelelerindeki etkisini 
görmezden gelmek, bu etkinin Güney Amerika’da sınıf mücadelelerini besleyen pratiğini 
değerlendirmelere katmamak, anarşist hareketin bütüncül yapısını yok saymak anlamına gelir.

İçinden geçmekte olduğumuz süreç, turnusol kağıdı niteliğindedir. Ezilenlerin varoluş 
mücadelesinin içinde yer almayı duygusallık olarak anlayan, teorik olarak uygun düşmediği 
için devletsiz bir topluma giden bir deneyimi acımasızca eleştirmeyi görev edinen bakış 
açısının, dolaylı ya da doğrudan, nereye denk düştüğü aşikardır.

Medyum değiliz; bir ay sonrasında ya da bir yıl sonrasında Rojava’da neler olacağını 
bilemeyiz. Yakın coğrafyada toplumsal mücadele veren devrimciler olarak, bize umut 
vermekle kalmayan, aynı zamanda mücadele verdiğimiz coğrafyalarda mücadelemizi besleyen bu 
toplumsal dönüşümün, olumsuz ya da daha olumlu bir yola gireceğini bilemeyiz. Ancak 
bizler, devrimci anarşistleriz. Bir kenarda oturup olanları izleyip sadece yorum 
yapamayız; toplumsal mücadelelerin içerisinde yer alıp anarşist bir devrim için mücadele 
ederiz.

Yaşasın Rojava Devrimi!

Yaşasın Kobanê Direnişi!

Yaşasın Devrimci Anarşizm!

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 23. sayısında yayımlanmıştır.


More information about the A-infos-tr mailing list