(tr) Anarşistlerin ve Marksistlerin hatırlaması gereken 1 Mayıs tarihselliği

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Mon Apr 28 11:26:07 CEST 2014


Anarşistlerin ve Marksistlerin hatırlaması gereken 1 Mayıs tarihselliği

Tarihsel olarak 1 Mayısın 1886’da başlatılan 8 saatlik iş günü talepleri
ile bir mücadele günü olarak sembolleştiğini ve işçi sınıfının
mücadelesinde önemli bir yere sahip olduğunu herkes bilir ancak bilinmeyen
veya görmezden gelinen tarihsel bir gerçeklik vardır ki o da 1 Mayısın
anarşist kökenleridir.

1 Mayıs 1886 Amerika’da ülke çapında yaklaşık 350.000 işçinin katıldığı
grevlerin örgütlenmesinde ve mücadelenin genişlemesinde anarşistlerin
yadsınamaz bir payı vardır. Sol literatürde ’’Chicago şehitleri’’ veya
’’Haymarket şehitleri” olarak anılan 8 devrimcinin (August Spiess, Adolph
Fischer, Michael Schvvab, George Engel, Albert Parsons, Louis Lingg, Samuel
Fielden ve Oscar Neebe) hepsi anarşistti ve 1 Mayıs öncesinde ve sonrasında
örgütlenen grevlerin oluşumunda önemli rollere sahiptiler.

Yaygın kanının aksine anarşistler tarihsel olarak işçi mücadelesi ile
yakından ilgilenmişlerdir. Central Labour Union içerisinde anarşistlerin
önemli bir ses olması Amerika’daki sendikal harekete düşünsel olarak nasıl
etkileri olduğunu anlayabilmemiz açısından güzel bir örnektir. Hatta
Chicago sürecinde sendikalar içerisinde anarşistlerin esas güç olduğunu
söylemek tarihsel olarak yanlış olmacaktır.

Haymarket direnişinin bastırılmasından sonra 8 anarşist tutuklandı ve
yargılandı. 20 Ağustos 1886’da idam kararı açıklandı ve dört anarşist
(Parsons, Engel, Fischer ve Spiess) 11 Kasım 1887 günü idam edildi. Louis
Lingg ise bir gün önce hücresinde gizlice intihar etti. Geriye kalan 3
anarşist ise yedi yıl sonra serbest bırakıldılar. 1889’da Paris’te
düzenlenen Enternasyonal’de Amerikan delegasyonunun önerisi ile 1 Mayıs
uluslararası mücadele günü olarak Haymarket şehitleri anısına kabul edildi.

Anarşistler bu tarihsel gerçekliği özellikle Türkiye’deki marksist solun
bunu görmezden gelmesine inat yıllar boyu vurgulamışlardır. Son 10 yıl
içerisinde anarşizmin küçük burjuvalık, örgütsüzlük, liberalizm gibi
etiketler ile daha az anılır olmasına rağmen anarşizmi hâlâ karşı devrimci
olarak gören düşüncelerin hiçte azınlıkta olmadığını kolaylıkla
gözlemleyebiliriz. (İnsan Metin Çulhaoğlu’nun haber solda yazdığı 17 Ekim
2013 tarihli “Anarşizmin bir asalak olarak portresi” adını taşıyan yazısını
hatırlamadan edemiyor! )

Marksist solun çoğu zaman 1 Mayısın anarşist kökenlerine dair olan önemli
ayrıntıları görmezden gelmek istemesi bir yana 1 Mayısın “8 saatlik iş günü
talebi” de sadece marksistler tarafından değil anarşistler tarafından da
tekrar üzerinde düşünülmesi gereken bir talep olarak karşımızda durmaktadır.

Hem marksist sol, hem de anarşistler işçi algısını daima kolektif bi
üretimin ütopyasında coşkuyla çalışacak bireyler olarak hayal etmişlerdir.
Marksistler için “fabrika işçilerin olacak” söylemi devlet temelli bir
sistem ile şekillenirken, anarşistler için bu kollektif üretim biçimi
sendikalar, komünler ve kooparatifler olarak kendini göstermiştir.
“Devrimden sonraki gün” devrimi yapanların fabrikalarda büyük bir heyecan
ile üretime devam edeceklerine dayanan bu inanç maalesef anarşistler
açısından bile işçi denilen öznenin özgür karar verme sürecine darbe
vuracak eylemleri doğurabilmiştir.

1936’da anarşizmin en büyük pratiklerinden biri olarak gösterebileceğimiz
İspanyol anarşist hareketi ve Paris Halk cephesi marksistler ve anarşistler
tarafından kurgulanmış “işçi” profilinin gerçekliğini yeniden sorgulamamız
için incelenmeye değerdir. Michael Seidman İspanyol devrimine ve işçi
kavramına yeni bir bakış açısı getirdiği “Workers against work: labor in
Paris and Barcelona during the popular front” (İşçiler Çalışmaya karşı)
eserinde işçilerin gerek Madrid hükümetine gerekse CNT’ye (İspanyol
devrimindeki anarşist sendika) karşı greve gitmelerinden hatta CNT’nin
adalet bakanı Juan Garcia Oliver tarafından çalışmayanların veya greve
gidenlerin gönderildiği çalışma kamplarından bahseder. Gerek 1936 devrimi
öncesinde, gerekse devrimin Katalan bölgesinde güç kazandığı 3 yıl
içerisinde işçilerin talepleri marksistlerin veya anarşistlerin hayal
ettiği gibi kollektif bir üretimin parçası olmak değil “daha az iş, daha
çok tatil” fikri üzerinden şekillenmiştir

Gerçek anlamıyla CNT’nin 1936’da 1.5 milyonu aşan bir üye kitlesine sahip
olmasındaki temel unsur işçilerin “daha az iş, daha çok ücret ve daha çok
tatil” taleplerini iyi anlaması ve iktidarı bu talepler aracılığıyla baskı
yapması olmuştur.

Bu yazıda İspanyol devriminin uzun analizine girişebilmemizin imkânı yok
ancak tarihsel olarak İspanyol devrimi bize büyük bir soru sormak zorunda
olduğumuzu gösteriyor: “Peki devrimin gerçek sahipleri olan işçiler üretime
karşı direnirlerse hayal edilen devrim gerçekleşmiş midir?’’

İşte tam bu noktada 1 Mayısın 8 saatlik iş günü talebini tıpkı İspanyol
devrimini radikal bir okumayla gözden geçirdiğimiz gibi gözden geçirmemiz
gerektiğini düşünüyorum. Ortodoks Marksistler çoğu zaman işçilerin
çalışmama isteğini bir yozlaşma olarak okuma eğlimindedirler ve bu
davranışların işçi bilincine sahip olamamaktan geldiğini düşünürler. Ancak
işçilerin çalışmaya karşı isteksizlikleri tam da çalışmanın ve fabrikanın
kapitalizm gibi bireyi yok eden bir otorite biçimi olmasından
kaynaklanmaktadır.

Anarşist anlamıyla 1 Mayıs 1886 kolektif üretimin heyecanını yaşacağımız ve
fabrikaları kutsayacağımız bir gün olmaktan ziyade çalışmaya karşı
direnmenin günü olarak selamlanmalıdır. Tarih boyunca işçiler Marksistlerin
veya bazı anarşistlerin düşündüğü gibi çalışma arzusuyla dolmamışlar veya
fabrikalar sözüm ona onların olunca kolektif üretimin parçası olmak
istememişlerdir.

1 Mayısın anarşistler tarafından unutulmuş kökenin de bu nokta olduğunu
düşünüyorum. 1 Mayıs çalışma denilen ve “devrimci” bir kutsamayla önümüze
sunulan lanete karşı direnişin günüdür. 1886’da Amerika’da ve 1936’da
İspanya’da işçiler çalışmanın ve fabrikanın da kapitalizm gibi bir tahakküm
olduğunu tanımlamasalar da güdüsel olarak bu unsurlara karşı direniş
göstermişlerdir. 1886’da işçiler daha az çalışmak için direnişe geçtiler
umuyorum ki 8 saatlik iş günü talebi çalışma denilen tahakkümün olmadığı
bir dünya özlemiyle yeni bir dünya tutkusunda birleşecek ve umarım bizler 1
Mayısı çalışmanın lanetine karşı bir direniş olarak selamlayarak
mücadelemize devam edeceğiz. Sözlerimi August Spies’in idam kararına
verdiği cevap ile noktalamak istiyorum :

“Eğer bizi asarak … tahakküm altındaki milyonların, sefalet içinde çalışan
ve kurtuluşu arzulayan, kurtuluşu bekleyen milyonların bu hareketini, işçi
hareketini ezebileceğinizi umuyorsanız -eğer düşünceniz buysa, o zaman asın
bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurda, burda veya orada,
arkanızda, -ve önünüzde, ve her yerde alevler yükseliyor. Bu gizli bir
ateş. Bunu asla söndüremezsiniz.”

Meriç Aytekin

Kaynak: Kaos GL
-------------- next part --------------
An HTML attachment was scrubbed...
URL: <http://lists.ainfos.ca/pipermail/a-infos-tr/attachments/20140428/c8c9cb78/attachment.html>


More information about the A-infos-tr mailing list