(tr) Komşu Kafe Kollektifi: Patronsuz, çalışansız, 'fiyat'sız bir kafe

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Fri Dec 27 10:54:46 CET 2013


Komşu Kafe Kollektifi: Patronsuz, çalışansız, 'fiyat'sız bir kafe
06.12.2013 19:24
Tarlabaşı Göçmen Dayanışma Mutfağı'nda tanıştılar; 'patronsuz, işçisiz,
hiyerarşisiz hayat mümkün' diyerek Kadıköy'de Komşu Kafe Kollektifi'ni
açtılar. 'Değerler' sistemini sorguluyor ve 'başka bir ekonomi ve yaşam
mümkün' diyorlar
T24 Özgür Duygu Durgun
Yaratıcı fikirler genellikle mutfaktan çıkar dersek abartmış olur muyuz?
Bu, anlatacağımız hikaye için pek de abartılı bir tespit sayılmaz. Neden
derseniz, sadece yaratıcı değil, pekala dönüştürücü olabilecek fikirlerin
peşinde giden ve bu hikayenin kahramanları olan bir avuç insan ilk kez bir
mutfakta buluşup tanıştı. Ve birlikte yemek ve iş yapma serüveninden
kollektif bir çalışma biçimi doğdu.

'Aşçısız, müşterisiz, herkesin yemek pişirdiği ve yemeklerin paylaşıldığı'
bir mekan olarak Tarlabaşı'nda yaklaşık üç sene önce açılan Göçmen
Dayanışma Mutfağı örneğinden yola çıkan bir avuç insan, 'patronsuz,
müşterisiz ve hatta mümkünse fiyatsız' bir kafe açtı Kadıköy'de.  Kısa süre
önce Don Kişot İşgal Evi'yle birlikte benzer ütopyalara sıcak bir 'hoş
geldin' demiş bulunan Yeldeğirmeni semtinin artık bir de 'Komşu Kafe
Kollektifi' oldu.

Komşu Kafe Kollektifi'nde 'müşteri- iş yeri' ilişkisi yerine, daha
katılımcı ve esnek bir ilişki modeli öneriyorlar. Burada herkes, kafeye
müşteri olarak gelenler bile, mutfağa girip bir şeyler yapabiliyor.
Dileyenin kitabını alıp bir köşeye çekilme özgürlüğü var elbette. Elinin
hamuru ile herkesin mutfağa girdiği kafenin asıl sürprizi ise, fiyatları
sizin, yani çay-kahve içip bir şeyler yemeye gelenlerin belirliyor olması.
 Az verdin, çok verdin yok, hatta paranız yoksa önemli değil. 'Gönlünüzden
ne koparsa' da kabul. Gönlünüzden kopanın ne olması gerektiği konusunda
kafanız biraz karışmış ise size 'önerilen fiyat' listesi uzatıyorlar.
Dilerseniz bu listede yazan rakamlara göre hesabınızı ödüyorsunuz. Belki
içinizden 'acaba bu da çok mu az oldu'' diye geçirebilirsiniz ama üzülmeyin
bir sonraki gelişinizde telafi etmek mümkün.

Göçmen Dayanışma Mutfağı'nda tanışıp, kollektif ekonomi temelli bir çalışma
ve yaşama önerisini uygulamaya geçiren bu ekipten Ufuk ve Nora ile
konuşuyoruz. Bu modele nasıl karar verdiler? Pratik hayatın zorlukları ne
olacak? Bir iş yeri böyle ayakta kalabilir mi? Aslında bu bir ütopya değil
mi?

Ufuk, alternatif ekonomi meselesini düşünmeye çok uzun zamandır mesai
harcadığını anlatıyor çünkü uzun yıllar hep başkaları için çalışıp bundan
pek de mutlu olmamış. Daha önce de çeşitli kolektif yapılar içinde olduğunu
anlatan Ufuk,  "Göçmen Dayanışma Mutfağı ve Eylül ayında Foça'da düzenlenen
Akdeniz Dayanışma Kampı sırasında patronsuz, çalışansız, hiyerarşisiz,
kararların oy birliği ile değil fikir yöntemiyle alındığı  bir çalışma
şekli olabileceğini bizzat gördük. Hepimiz bu deneyim sırasında
kazandığımızı aramızda eşit olarak paylaştık ve bunu burada, bu kafede
uygulamaya karar verdik" diyor.



Toplumun 'ötekileri' için kollektif ekonomi


Sosyoloji eğitimini Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamlayan Nora ise 1,5
yıldır İstanbul'da yaşıyor. Geçmişte Berlin'de çeşitli kollektifler için
çalışmış olan Nora okul bittikten sonra 'alternatif bir yaşam nasıl mümkün
olabilir?' sorusunun peşinde önce Tarlabaşı Göçmen Mutfağı'nda sonra da
Komşu Kafe Kollektifi'nde bulmuş kendisini.  ''Kapitalist sistemde her
çalışan bir şekilde emek sömürüsü yaşıyor ama bu özellikle göçmenler,
cinsiyet ayrımcılığına uğrayanlar, aslında toplumun bütün 'ötekiler'i  için
çok daha ağır olabiliyor'' diye anlatıyor Nora ve Ufuk. ''Etnik kökeniniz
yüzünden ayrımcılığa uğramanız, cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaşmanız
dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de çok daha fazla olası.
Örneğin kaçak çalışan bir Türk vatandaşı 100 TL kazanıyor diyelim.  Eğer o
kişi beyaz tenli bir göçmen ise alacağı rakam 60 TL, siyah tenli ise 30 TL
oluyor. Eğer kadınsa üstüne bir de tacizle karşı karşıya kalabiliyor. Bu
nedenle alternatif veya kollektif ekonomiye dayalı yapılar bir dayanışma
kültürü sundukları için böyle kırılgan gruplar için hayati önem
taşıyabiliyorlar''.



Ütopik görünebilir ama dünyada örnekleri var


Komşu Kafe'de fiyatları çalışanlar değil, 'müşteriler' belirliyor demiştik.
 Bu nasıl mümkün oluyor? ''Burada ana fikir, patron yok, dolayısıyla işçi
yok , hatta fiyat da olmasa diyoruz ama bu konuda esnek bir çözüm bulduk.
Önerilerimizi koyduk. Ne ödeyeceğinize siz karar veriyorsunuz, kesinlikle
sorgulamıyoruz.  Eğer hiç memnun kalmadıysanız bunu öğrenmek istiyoruz
tabi. Ancak biz temelde değer meselesinin çok doğru bir şey olmadığını
düşünüyoruz. Bir şeyin değeri kişiye göre çok farklı olabiliyor. Piyasa adı
verilen, kaynağı belirsiz bir yerin emeğe, işe, ürüne değer biçmesi bize
çok doğru gelmiyor. Bu sistemi esnetecek başka bir model öneriyoruz. Siz
fiyat biçin diyoruz insanlara. Şu ana dek para vermeden çıkıp giden hiç
olmadı hatta insanlar daha fazlasını ödeyip çıkıyorlar''.

Komşu Kafe Kollektifi'nde tüketilen gıdaların önemli bir bölümü ekolojik
üretim yapan çiftliklerden ve şehirde kalan son bostanlardan geliyor. Bu da
kentin amansızca kapıldığı değişim hızında elde kalan belki de son yaşamsal
değerleri korumak ve sürdürebilir kılmak yönünde bir çaba.

Peki, daha fazla ev, araba, kredi kartı, alışveriş üzerine kurulmuş bu
hızlı tüketim kültüründe bütün bunlar fazla ütopik değil mi?

''Evet ütopik gibi durabilir ama dünyada çok fazla kollektif var. Bunların
hepsi de politik örgütlenmeler olmak zorunda değil. Örneğin kalabalık ve
geniş aileler de ekonomik anlamda birer kolektif gibi davranabilmekte' diye
yanıtlıyor Ufuk. Kapitalizmin dünyayı tamamen ele geçirmiş olduğunu sansak
da aslında durumun öyle olmadığını; insanların hayatta kalmasını
kolaylaştıran küçük küçük dayanışmalar ve kolektif yapıların olduğunu
söylüyor. ''Hayatı hiyerarşik yapılar ve statüko olmadan, eşitlik temelli
bir kolektif olarak örgütlenme olarak yaşamayı önemli buluyoruz. Tabi bunun
hiç olmayan, yeni icat edilmiş bir kavram gibi sunulması gerekmiyor. Biz bu
deneyimi yaşamış olarak geliyoruz aslında, ilkokulda, lisede yaşadığınız
dostlukları düşünün. Ya da o zamanlar parayla kurduğunuz ilişkiyi''...



Mahalle hayattır, ona değer biçilir mi?


Nora da, Ufuk'u onaylıyor :  ''Dünyanın hemen her büyük kentlerinde
İstanbul'un yaşadığına benzer dönüşümler oluyor. Nispeten yaşamın ucuz
olduğu bir mahalle öğrencilerin, sanatçıların bu yüzden oraya gelmesiyle
değişebiliyor, mutenalaştırılıyor. Bu Berlin'de de yaşanıyor.  İstanbul'da
da Tarlabaşı ve Sulukule gibi örneklerde bunu görüyoruz. Ancak biz bu
yöndeki değişime karşı bir şeyler yapabiliriz. Örneğin bu değişimi burada
hep beraber tartışabiliriz, bu mahalleden insanlarla konuşabiliriz''.

'Mahalle dediğimiz şey bir hayat değil mi aslında?' diye soruyor Ufuk.
''Mahalle, sadece sokaklardan, binalardan, yollardan ibaret değil. Burada
yine değer meselesinin sorgulanmasına geliyoruz. Bir mahallenin değeri
insanlar arasında sıcak ilişkiler varsa vardır. Peki siz o değere parayla
ifade edilebilecek bir paha biçebilir misiniz?''

https://www.facebook.com/komsoKafeCollective


Kaynak:
http://t24.com.tr/haber/komsu-kafe-kollektifi-patronsuz-calisansiz-fiyatsiz-bir-kafe/245525
-------------- next part --------------
An HTML attachment was scrubbed...
URL: <http://lists.ainfos.ca/pipermail/a-infos-tr/attachments/20131227/f508e9f3/attachment.html>


More information about the A-infos-tr mailing list