(tr) [Medya] Değişim için protesto değil topyekûn isyan

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Mon May 28 09:34:03 CEST 2012


Değişim için protesto değil topyekûn isyan
2011 yılında dünyayı sarsan 'İşgal Et' hareketinin yaratıcısı David
Graeber 'dünyayı değiştirmenin' yollarını anlattı
GÜLSİN HARMAN İstanbul
Küreselleşme karşıtı hareketlerin içerisindeydiniz. 'İşgal Et' (Occupy
Wall Street) başyapıtınız diyebilir miyiz?
İlk kez 1999'da Seattle'da Dünya Ticaret Örgütü'nün toplantısına karşı
protestolara katıldım. Yale'de kendini anarşist olarak tanımlayan bir
öğretim görevlisiyken gösterilere katılmaya karar verdim. Seattle,
Cenova ve Washington DC'deki gösteriler güçlüydü ama İşgal Et'in
başarısını beklemiyordum. Dürüst olacağım, 17 Eylül'de Zuccotti
Park'ta (finans merkezinde işgal edilen bölge) o kadar insanı görünce
çok şaşırdık. Bu arada, İşgal Et'i ben başlatmadım. Sadece doğru
zamanda doğru yerdeydim. Beni olduğumdan daha önemli biri gibi
gösteriyorsunuz! (gülüşmeler)

 İşgal için çağrı yapan Adbusters dergisindeki yazılarınızda protesto
ve doğrudan eylem arasında bir ayrım yapmıştınız. Biraz açıklar
mısınız?
Protesto kavramı baştan iktidarın göstericilerden üstün olduğunu
kabullenir, çünkü onlardan talepte bulunmuş olursunuz. Küreselleşme ya
da NATO karşıtı gösterilerde Bush'un resimleri taşınıyordu, bu onu
olduğundan önemli kılar. Bir kasaba düşünün. Belediye başkanı suyu
paralı hale getirmek için özel bir şirketle anlaşmış olsun. Eğer halk
gidip belediyenin önünde gösteri yaparsa bu protestodur. Belediyenin
etrafında oturup kuşatırsa bu sivil itaatsizlik olur. Herkes evinin
bahçesinde kuyu açarak su ihtiyacını karşılarsa bu 'doğrudan eylem'
olur.

'İşgal Et' protesto değil

'İşgal Et' doğrudan eylem ruhuyla şekillendi. Doğrudan eylem mevcut
iktidar yapılarının meşruiyetini tanımaz. Anarşist gelenek  "Her şeyi
şimdi yapalım" der. Herkes 'Hareketiniz ne istiyor?" diye soruyor;
iktidardan bir talebimizin olmamasını sağlamak en önemli şey.
En başında İşgal Et'in bir protesto gösterisi olmaması için çaba
sarfettik. İşgal edilen yerlerde kurulan halk meclisleri ve çalışma
grupları hiyeraşik değil, herkesin söz hakkı var; kararlar ortak
rızayla alınıyor.

 Kahire, Madrid, Santiago, Frankfurt, Montreal gösterilerle sarsıldı.
Gösteriler eşzamanlı mı yoksa birbirlerinin doğumuna yardımcı mı
oluyor?
Dünyanın farklı yerlerinde gösteriler birbirini tetikliyor. New
York'ta Mısırlılar, İspanyollar, Tunuslular vardı. "Biz yüzde 99'uz"
sloganını Madrid'den gelen bir eylemci buldu. Tahrir'den gelen bir
Mısırlı "Toplantılarınızı yuvarlak biçimde yapıyorsunuz, hilal biçimde
yapmalısınız ki geride duranlar rahatça öne gelip konuşabilsin" dedi.
Protestoların nasıl bu kadar hızlı yayıldığını merak edenler var.
İnsanları  işlerin yolunda gitmediğine ikna etmeniz için uğraşmanıza
gerek yok ki!
Radikal savrulmalar yaşanıyor

Fakat sisteme olan öfke özellikle Avrupa'da aşırı sağa ve ırkçılığa
kayış olarak da görülebiliyor.
Paris Komünü ve Mayıs 1968 gibi büyük hareketlerde insanların
görüşlerinin radikal uçlara gidip gelmesi beni hep
heyecanlandırmıştır. Paris Komünü'nden kısa süre öncesine kadar eski
rejimin temsilcilerine oy veriliyordu. Sonra bir anda devrim için
ölümüne savaşır oldular. 1960'larda ABD'de öğrenci hareketleri
kuvvetliydi ama 1968'de Cumhuriyetçi Richard Nixon başkan seçildi.
Belirleyici olan insanların bambaşka bir düzeninin kurulabileceğini
düşünememesiydi.


Anarşistliği yüzünden Yale'den atıldı

1961'de New York'ta doğan Graeber, Chicago Üniversitesi'ndeyken
kazandığı prestijli Fullbright bursu sayesinde doktora tezinde
Madagaskar'da halk meclisiyle yönetilen topluluklar üzerine çalıştı.
Çağımızın en önemli antropologlarından biri olarak gösterilen Graeber,
Yale Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışırken sözcülüğünü
yaptığı radikal anarşist gruplarla küreselleşme karşıtı gösterilerde
ön sıralarda yer aldı. 2007'de Yale, başarılı antropoloğun
sözleşmesini yenilemedi. Halen Londra'da Goldsmiths Üniversitesi'nde
çalışmalarını sürdüren Graeber, Eylül 2011'de New York'ta gelir
eşitsizliğine karşı başlayan işgal hareketinin teorik altyapısını
anti-kapitalist Adbusters dergisindeki yazılarıyla oluşturdu.

Devletler borçları affedecek
"Borç: İlk 5000 Yıl" adlı kitabında Graeber tarih boyunca  maddi
borcun nasıl ahlaki anlam kazandığını inceledi.Borca boğulmuş
toplumları isyanın itici gücü olarak gören Graeber şöyle diyor:
"ABD'de  Merkez Bankası mortgage borçlarının affedilmesi için plan
hazırlıyor.  Öğrencilerin üniversite borçlarının affedilmesi için bir
yasa Kongre'de görüşülüyor. Kilit nokta bu ne kadar yaygın ve açıkça
yapılacak. İktidarlar bunu sessizce yapmak isteyecek. Ben diyorum ki;
mümkün olduğunca açık yapalım ve yeni bir tarihi çağa girdiğimiz
anlaşılsın."


Liderler bana akıl danışıyor demek ki doğru yoldayız!

David Graeber Alman liderlerin kendisinden randevu alarak tavsiye
istediğini anlattı

"En geç iki kuşak içerisinde kapitalizmin sona ermemesi için hiçbir
nedenimiz yok" diyorsunuz. Sistem çöküyor mu?
Bence esas liderler bunu düşünüyor. Dünyanın her yerinde iktidarlar
korkuyor çünkü hiçbir somut planları yok. Bir sonraki adımın ne
olacağını bilemiyorlar. Almanya'da üst düzey politikacılar benimle
görüştü, bir anarşiste danışmaya başladılarsa gerçekten endişeliler
demektir!  Ekonomik büyümenin fiziksel sınırlarına dayandık.
1960'ların ve '70lerin halk hareketleri çok büyük etki bıraktı. Korkan
iktidarlar bütün sistemi insanları başka bir dünyanın mümkün
olmadığına ikna etmek üzerine kurdu. Öncelikleri buydu. Batı'da orta
sınıf "Tamam komünist olmayacağız" dedi. İktidar da pazarlık edip
refahtan bir parça vermeye ve siyasi hakları tanımaya çalıştı. Fakat
araç olarak kullandıkları kredi ve borçlandırma sistemi çöktü.

 'İşgal Et' hareketinin ve diğer isyanların geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Şimdiden terimleri ve düşünce biçimini değiştirdik. Gösterilerden önce
bütçe krizinden, borçlanmadan bahsedilirdi artık gelir eşitsizliğinden
bahsediliyor, gerçekten demokratik bir sistemde yaşayıp yaşamadığımız
sorgulanıyor. Bu bir kırılma noktası. Beyaz, orta sınıf Amerikalılar
barışçıl gösterileri sırasında anti-terör timlerinden şiddet gördüler.
Uzun vadeli olarak daha yerel örgütlenmelere döneceğimizi düşünüyorum,
bu iyi olacak. Sendikalar ve çeşitli hak örgütleri ittifaklar kuruyor.
2008'den de şiddetli bir ekonomik kriz yaşanacak.

Aktivist kuşağın ömrü üç yıldır

Bu durumda tepkiler daha da şiddetlenecek?
Elbette. New York'ta 1 Mayıs'ta 200 bin kişi yürüdü. Ana akım medya
bunu vermedi. Seattle'dan şunu anladık: "Bizi görmezden gelirseniz o
kadar büyük bir şey yaparız ki yer vermek zorunda kalırsınız". Şu anda
ayaklanmaların itici gücü her zaman olduğu gibi gençler.
Geleceklerinin çalındığını görüyorlar nasıl sessiz kalmalarını
bekleyebiliriz? Fakat aktivist kuşağın ömrü 3 yıldır. Alttan yeni
kuşağın gelmesi gerekir.

Mayıs 1968'le benzer noktaları var mı şu anki gösterilerin?
Karşılaştırabilir misiniz?
Aynı anda dünyayı saran devrimsel hareketlenme açısından benzer. 1968,
gençliğin bürokratik rejimlere ve değer yargılarına isyanıydı. Şimdi
yaşananlar politika anlayışımızı değiştiriyor. Neo-liberalizm imajını
kurtarmaya çalışıyor. Ortak nokta en temel kabullenmelerimizin
sorgulanması. Şimdiki süreç kesinlikle daha sert ve dönüştürücü.


Kaynak: http://dunya.milliyet.com.tr/degisim-icin-protesto-degil-topyek-n-isyan/dunya/dunyadetay/28.05.2012/1545844/default.htm



More information about the A-infos-tr mailing list