(tr) İstanbul: Vicdani Ret Etkinlikleri Toplu Ret Açıklamaları ile Sonlandı

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Tue May 22 09:03:46 CEST 2012


12-20 Mayıs Vicdani Ret Etkinlikleri Toplu Ret Açıklamaları ile Sonlandı
15 Mayıs Platformu'nun "12-20 Mayıs Vicdani Ret Haftası" kapsamında
düzenlenen etkinliklerin son gününde "Barış için sözümüz var" başlıklı
panel düzenlendi. Panelin ardından Tünel'den Taksim Meydanı'na yapılan
yürüyüş sonrasında toplu vicdani ret açıklamaları gerçekleştirildi.
Barış için Vicdani Ret Platformu'nun haberinde etkinlikler şöyle
değerlendirildi;

"15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü için düzenlediğimiz bir haftalık
etkinlik takvimini bugün sonlandırdık. Hafta boyunca düzenlediğimi
etkinlikler boyunca savaşı, savaşın insanlar üzerindeki etkilerini ve
vicdani reddin bu noktada nerede olduğunu konuşmuş, tartışmıştık.
Bugün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde düzenlediğimiz söyleşi ve
panelle hayatlarımızın her alanına sızmış olan militarizmi konuştuk.
Panelin yapılacağı salonun girişine kurulan temsili askeri bölge
içerisinde Roboski'de hayatlarını kaybedenlerin mezar taşları yer
aldı. Etkinlikler başlamadan önce İlker Kılıçer'in gerçekleştirdiği
pandomim gösterisiyle savaşı anlattı.
İlk olarak düzenlenen söyleşide bu toprakların ilk vicdani retçisi
Tayfun Gönül, kışlada "şüpheli şekilde öldürülen" erler Eren Özel ve
Sevag Balıkçı'nın aileleri, Roboski'de yaşanan katliamın tanığı Garipe
Ürek, sivil ölüm yaşayan vicdani retçi Necip Fazıl Kocaoğlu ve liseli
vicdani retçi Abdülmelik Yalçın söz aldı.
Kışlada öldürülen Eren Özel'in akrabası Deniz Özel, Eren'in 18 yıldır
siyasi tutsak olan babası Yaşar Özel'in mektubunu okudu. Mektubunda
"Bugün askeri kışlalar ırkçı, açıkça militarist zihniyetin
pompalandığı ölüm mıntıkaları haline gelmiştir." diye belirten Özel,
militarizmin doğası gereği katlettiğini kaydetti. Kışlada öldürülen er
Ermeni Sevag Balıkçı'nın annesi ise TSK'ya emanet ettiği oğlunun şimdi
toprağın altında olduğunu söyledi. Roboski tanığı Garipe Ürek,
yaşadıkları katliamın acılarının halen devam ettiğini belirtirken
sivil ölüm yaşayan vicdani retçi Necip Fazıl Kocaoğlu kışlada
yaşadıklarını anlattı. Liseli vicdani retçi Abdülmelik Yalçın ise
eğitimdeki militarizasyondan bahsederek sözlerini sonlandırdı.
İkinci kısımda gerçekleşen panelde ise BDP İstanbul milletvekili
Sebahat Tuncel yaşanmakta olan savaşı, kadınların savaşı
sonlandırmadaki rollerini anlattı. Savaşın acımasızlığından bahseden
Tuncel, vicdani reddin bu savaşı durdurmak için izlenecek aktif bir
politik duruş olduğunu kaydetti. Tuncel'in ardından konuşan
akademisyen Foti Benlisoy ise güvenlik politikalarından ve özgürlük
anlayışından bahsetti. "Orduyla sınırlı olmayan bir antimilitarist
perspektife ihtiyaç var" diyen Foti Benlisoy,özgürlüğün egemenlerce
gasp edildiğini vurguladı. Panelde son olarak söz alan akademisyen
Hale Akay ise askeri ve iç güvenlik harcamalarından bahsetti.
Panelin ardından Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nden Taksim Tramvay
Durağı'na kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi. "Askere gitme kardeş
kanı dökme", "İtaatsizlik özgürlüktür", "Ne okula ne kışlaya liseliler
isyana" pankartlarının taşındığı eylemde "Barış için vicdani ret",
"Reddet, diren, hayır de askere gitme", "Hiç kimse asker doğmaz",
"Kadınların vicdanı reddediyor savaşı" sloganları atıldı, dövizleri
taşındı.
Yürünen yol boyunca destek alan kitle zaman zaman da Her Türk asker
doğar" şeklinde slogan atanlar tarafından provoke edilmeye çalışıldı.
Barış için söz söyleyenler ise "Herkes bebek doğar", "Ne mutlu insanım
diyene" sloganlarıyla yaratılan provokasyona yanıt verdi.
Taksim Tramvay Durağı'na varıldığında ise gerçekleştirilen basın
açıklamasının ardından toplu vicdani ret açıklamaları
gerçekleştirildi. Toplam 13 kişinin vicdani reddini açıklamasının
ardından eylem sonlandırıldı.

 Eylemde okunan basın açıklaması ve vicdani ret metinleri aşağıdadır.
Basına ve kamuoyuna;

1993'ün Temmuz ayında, Milas'ta düzenlenen ICOM-Uluslararası Dünya
Vicdani Retçiler Toplantısında, 15 Mayıs'ın Dünya Vicdani Retçiler
Günü olması kararlaştırılmıştı. 1996'da vicdani retçi Osman Murat
Ülke'nin tutuklanmasının ardından gerçekleştirilen eylemliliklerden
birisi de bu topraklarda ilk kez düzenlenen 15 Mayıs Dünya Vicdani
Retçiler Günü etkinlikleriydi. 1997'den bu yana düzenlenen birçok 15
Mayıs etkinliğinde savaş karşıtı bir hareket örgütlendi.

Bizler de bu yıl 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü için, bir
haftaya yayılan bir etkinlik programı oluşturduk. 12 Mayıs'tan bu yana
devam eden etkinlikler dahilinde; savaşın çocuklar üzerindeki etkileri
üzerine konuştuk, vicdani reddi İslami açıdan değerlendirdik, esir
asker politikalarını ve "halkı askerlikten soğutma" adı altında
konuşulan 318. maddeyi, vicdani reddin hukuksal görünümünü tartıştık.
"Şüpheli asker ölümleri" adı altında gizlenmeye çalışılan kışlalarda
işlenen cinayetleri konuştuk, okulların birer kışlaya çevrildiğini
söyleyen liseli vicdani retçilerle eğitimde militarizasyonu, vicdani
retçi kadınların düzenlediği panelde savaşı, savaşın kadın üzerindeki
etkilerini ve vicdani reddin bu noktada nerede olduğunu konuştuk.

Bugün tüm haftaya yayılan programımızın son etkinliğini
gerçekleştiriyoruz. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde savaşın
insanlar üzerindeki etkilerini, vicdani reddin savaş karşıtı hareket
için önemini, var olan güvenlik politikalarını tartıştık.

Bizler geçtiğimiz yıllarda da olduğu gibi bu yıl da yine, barış dolu
bir yaşama olan inanç ve kararlılığımızla, militarizme karşı, savaşa
karşı, kardeş kanı dökmeye karşı vicdani retlerimizi açıklayacağız. 47
Avrupa Konseyi ülke içinde vicdani reddi yok sayan, vicdani retçilere
sivil ölümler yaşatan, barış için sözünü söyleyenleri "halkı
askerlikten soğutma suçu" adı altında 318. maddeden yargılayan ve
hapseden devletin var oluşunu savaşlardan aldığını biliyoruz. Ve bu
yüzden savaşın acımasızlığını en derin biçimde yaşadığımız bu
coğrafyanın insanları olarak savaşa karşı seslerimizi hep birlikte
yükseltiyoruz, halkı askerlikten soğutuyor vicdani retlerimizi
açıklıyoruz;

Askere gitme kardeş kanı dökme!

Eylemde okunan vicdani ret metinleri:

Ben Belen Yıldırım,
Dünyanın her yerinden haberleri inceleyin. Dünyanın heryerinde her gün
katliamlar yaşanıyor. Irak, Afganistan, Tunus, Meksika, Suriye
kulağımızın alıştıkları... ben alışmıyorum. Alışmayı kabullenmiyorum.
Hiyerarşinin şekillendirdiği hayatlarımızda evden sokağa her an, her
yerde maruz kaldığımız devlet organizasyonunun militarizmi kullanarak
insanları köleleştirip, tahakkümü normalleştiren uygulamalarına göz
yummuyorum. İktidarın kurguladığı herhangi bir oluşumun bir parçası
olmamak adına bir anarşist olarak vicdani reddimi açıklıyorum.

Ben Eylül ÖZDAMAR. Reddediyorum.

17 yaşında bir kadınım.7 yaşımdan beri bu sistemin biz kapattığı ve
kendi ideolojisini dayattığı okullara kapatılmış bulunmaktayım.
Saçımdan etnik kökenime, çorabımdan ideolojime, cinsiyetimden
dinlediğim müziğe varana kadar devletin elinin üzerimde olduğunu
hissederek yaşıyorum pazartesi - cuma günleri "tören" adı altında
koyun gibi dizildiğimiz sıralara sokulup yıllardır söylemekten bıkmış
ve hiçbir zaman anlam veremediğim marşı okutulmaya zorlanıyor,
söylemiyorum. Çünkü devletin beyinlerimize milliyetçilik duyguları,
militarizm ve itaat etme kültürü empoze etmeye çalıştığını biliyorum.
Bu devlet benim yaşıtlarımı öldürdü, cezaevlerine kapattı, darp etti,
tecavüz etti. Ben Uğur Kaymaz'la Ceylan Önkol'la büyüdüm Ben TMK
mağduru çocuklarla büyüdüm ben büyüdükçe onlarda büyüdü ve öfkemiz gün
geçtikçe büyüyor. Ben yaşıtlarımı havan toplarıyla, mermileriyle,
bombalarıyla öldüren bu devleti reddediyorum. Ve biliyorum ki
militarizm sadece okullarda değil her yerde bu yüzden iktidarlara
karşı ezilenlerle birlikte olup mücadele edeceğim. Bir anti-militarist
ve anarşist olarak bu devletin adaletini, hukukunu, emirlerini,
otoritesini, ordusunu, ölmeyi ve öldürmeyi iktidarların savaşlarının
bir parçası olmayı reddediyorum. Savaşsız, sınırsız, sınıfsız,
otoritesiz, kimsenin kimse üzerinde otorite kurmadığı paylaşma ve
dayanışmanın bereketli olduğu özgür bir dünyada yaşamak istiyorum.
Savaşta ve barışta militarizm öldürür.

Ben Nehir Sal.
Bir anarşist ve antimilitarist olarak devleti ve onun kullandığı
araçlardan olan militarizmi reddediyorum.
T.C.'nin uzun yıllardır Kürt Halkı'na ve bu topraklardaki tüm halklara
uyguladığı zulmün kaynağı devletin ve efendilerin militarist
algılarında yatar.
Kışlayı, bireyleri eğitme de ve ehlileştirmedeki son aşama olarak
gören T.C Devleti okullardan ve sokaklardan topladığı gencecik
insanları sistematik bir şekilde birer savaş makinasına dönüştürerek,
Kürdistan'daki ezilen halkların üzerine sürüyor.
Öldürüyor. Tecavüz ediyor. Köyleri boşaltıyor.
İtaat etmeyenleri hapsediyor. Delirtiyor. Sivil ölüme mahküm ediyor.
Yani yaşamı katlediyor.
Ben yaşamı savunan bir anarşist ve antimilitarist olarak, devleti ve
onun militarizmini reddediyor ve vicdani reddimi açıklıyorum. Bütün
ordular terörist bütün devletler katildir.

Ben Onur Özkaya.
Anarşist bir lise öğrencisiyim. Silah sanayinin global anlamda
pastanın en büyük dilimini götürdüğü, insana ölmeyi ve öldürmeyi şart
kabul ettirip kardeşi kardeşe kırdıran bu sistemi reddediyorum.
Reddimin meşrutiyetini yasalardan değil, vicdanımdan alıyorum. İnsanın
öldürmeye veya zarar vermeye zorlanması sadece cahilliktir. Hiyerarşik
ve statüsel bu yapılanmalarda bulunmayı uygun bulmuyorum ve
reddediyorum.

Ben Serhat Yaşar.
Asker olarak doğmadım, öldürmek için doğmadım. Elime silah alıp bir
toprak parçası için savaşmak, bana düşman gösterilen insanları
öldürmek için doğmadım. Yaşamak ve yaşatmak için doğdum. Yaşamak ve
yaşatmak istiyorum. Bir hiç uğruna öldürmeyi reddediyorum. Ben Serhat,
YAŞAR ; yaşar SERHAT.
Vatan sağolmasın!

Kadınım, sosyalistim, bir gazeteciyim. Bence işim ezilenlerin
acılarını, özlemlerini, isteklerini ve tarihi yaratan eylemlerini
kayda geçirmek, duyurmak... Ama hepsinden önce görmek ve duymak... Ben de
görüyorum. Başımı nereye çevirsem acı görüyorum. Ben de sesler
duyuyorum hep feryatlar duyuyorum. Öldürülen, tecavüze uğrayan
kadınların sesleri, evladının parçalarını eteğine toplayan annelerin
feryadına karışıyor. Edirnekapı'da akan gözyaşları, Dargeçit'te evlat
kemiği arayan gözyaşlarına...
Tüm bunların arasında benden susmam, susarak onaylamam, onaylayarak
evlatlar doğurmam isteniyor. Susmuyorum. Onaylamıyorum. Savaş; beni ve
tüm kadınları kötürüm bırakıyor.
Parçası olmayı reddediyorum.
Askere çağırılmasam da erkekliği ve kötücüllüğü yücelten ordunuzu reddediyorum.
Vicdani ve total reddimi açıklıyorum.
Deniz Doğruer

Ben sınırsız sömürüsüz,efendisiz engelsiz barışçıl bir dünya
istiyorum.Silah üretiminin yasaklandığı işkence aletlerinin olmadığı
bir dünya hayal ediyorum.İleri teknoloji diye sundukları savaş
araçlarının yok edilmesini istiyorum.Farklılıklarımızla bir arada
yaşayabildiğimiz rengarenk bir dünya istiyorum.Herhangi bir nedenle
fiziksel ya da zihinsel olarak engeli olan bireylerin engelsiz bir
dünyada yaşayabilmelerini en çok da savaşların özellikle fiziksel
engele sebep olduğunu belirterek engelsiz bir dünya istiyorum.
Aşkın cinsiyetsiz olduğu heteroseksist bir toplum yaratılma
çabalarının ortadan kalktığı aşkı özgürce yaşayabildiğimiz bir
dünyanın hayallerini kuruyorum.
Bir kadın olarak ataerkil düzenin getirdiği erkek egemen sistemde
ezilmek,ikinci sınıf insan muamelesi görmek değil,kadının ve erkeğin
gerçek anlamda eşit olduğu cinsiyet ayrımcılığının son bulduğu bir
dünya istiyorum.
Çocukların savunmasızlığından yararlanarak her istediklerini çocuklar
üzerinde uygulayabileceklerini zanneden bir toplum değil,yaş
kavramının önemsendiği bireylerin özgürlüklerinin birilerine zarar
vermediği sürece eşit olması gerektiği bir dünya istiyorum.Doğanın
katledilmediği,hayvanların köleleştirilmediği özgür kalabildiği bir
dünya istiyorum.İşte bütün bu nedenlerden dolayı
savaşı,militarizmi,tek tipleştirilmeyi reddediyorum.
Esra Güleç

Militarizm öldürür.Öldürür çünkü eline silah verir.Silahın çeşitli
firmalar tarafından yapılır ve bazı "büyük" adamlar tarafından sana
uzatılır,istemezsen zorla verilir.Gidersin kardeşlerini
öldürürsün,ölürsün.Bu sırada silah firmaları banka hesaplarından
paralarını çekiyor olurlar o "büyük"adamlarla güzel yemekler
yiyebilmek için.
Sen oturursun silahını parlatırsın.mMermilerini küçültürsün küçük
çocukların canı daha az acısın diye.
reddetmekten buy kadar korktuğun için,öldürmeyi
umursamazsın.Kardeşinin okulda bayrağın altında hazır ola geçip tek
tip olmasını da umursamazsın,çünkü bir kaç sene sonra O'da asker
olacak senin gibi.O'da öldürecek.Sonra büyüyecek baban gibi
olacak.Baban okulda tek tip öğrenci oluşuyla,vatanı için gözünü
kırpmadan insan öldürüp büyük adamlara para kazandırışıyla,silah
tutarken öğrendikleriyle nasıl annene eziyet ettiyse,kardeşinde öyle
eziyet edecek kız kardeşine.
Sen silahı atmıyorsun ya elinden,sen olmasan savaşta olmayacak unutuyorsun.
Üzgünüm kardeşim reddetmezsen öldüreceksin,öleceksin.
Ben reddediyorum kardeşim.Silah firmalarını,debletin öldürmenin adına
şehit olmak deyip sıyrılışını,küçük çocuklara atılan küçük
kurşunları,orduyu,hazır olda durmayı,bayrağa vatana millete tapıp
hayali betonlarla örülmüş çizginin dışındaki kardeşlerimi öldürmeyi
,militarizmi reddediyorum!
Çünkü biliyorum silah tutan eller;barışın,kardeşliğin,özgürlüğün düşmanıdır!
Gizem Şahin

Merhaba ben Uğur Polat,
20 yaşında sosyalist bir Kürt genciyim. Doğduğum günden bu zamana
ailemde, okulda ve toplumda bana öğretilen her şeyi reddediyorum. İşçi
sınıfı ve ezilenlerin vermekte olduğu haklı mücadeleyi sonuna kadar
destekliyorum. İşçi sınıfı ve ezilenleri baskı altına alma ve yok etme
amacı ile kurulmuş silahlı kuvvetlerinde yer almayı reddediyorum.

Merhaba ismim Polen Ünlü.
20 yaşında bir Türk genciyim. Sosyalist bir kadınım. Anti militarist
değilim. İşçi sınıfı ve ezilenlerin haklı mücadelesini tüm yüreğimle
desteklemekteyim. Kardeşlerimin, sevdiklerimin, devletin uygulamakta
olduğu kirli savaşın bir parçası olmasını istemiyorum. Bu savaş sadece
erkekleri değil kadınları da katletmektedir. Bu sebeple vicdani
reddimi açıklıyorum.

Reddimdir.
Din, dil, ırk, fizik veya manevi olarak hiçbir insan bir diğerinden
üstün değildir. Dünya üzerinde var olan ve var olmuş bütün canlıları
kendimle eşit görüyorum. Hepimiz aynı doğadan aynı ırktan çoğalarak
meydana geldik. Ama biz insanlığı da doğayı da kirli zihinlerimizle
yok ediyoruz.
Medeniyetlerin varoluşundan beri milyonlarca insan egoların yönettiği
savaşlarda haksızca katledildi. İnsanlığın hür iradeleri hiçe
sayılarak, zorla, korkutularak askere alınanlar, devletin kirli
oyunları adına öldürmeye mecbur bırakılıyor. Askerliği erkekleşmiş
gibi gösteren devlet kültürü vatan borcu adı altında silahlandırmayı
sürdürüyor.
İnsanlığı hiçe sayıp milliyetçi duygularla çizilen sınırlar ve bu
sınırlar için yapılan savaşlar her gün çocuk, kadın, suçlu, suçsuz
demeden birçok insanın ölümüne sahip oluyor. Sınırlar insanları
bölemeyeceği gibi ölmeye ve öldürmeye değmeyecek kadar teorik ve ırkçı
oluşumlardır.
İnsanların savaşlarla ölmediği, çocukların hakkettiği yaşama sahip
olmaları ve militarizmin barınamayacağı bir dünya için vatansızlığı ve
vicdani reddimi açıklıyorum.
Selinay Hazal Erişen

Askerliğin mecburi bir hizmet olması hem kalıcı barışın hem de
insanlık onurunun korunmasının önünde en büyük engeldir. Askerlik
kurumu otoriterliğin en saf halini, her gün yeniden üretirken ben
eşitsizliklerle dolu bu hiyerarşik kuruma maruz kalarak ölmeyi ve
şiddeti öğrenmiş bireylerle kamusal alanı paylaşmayı reddediyorum.
Feminist bir kadın olarak, kadınları ve militarizmden ileri gelen
ataerkinin kadınların üstünde oluşturduğu baskıyı görmezden gelen bu
kuruma itaat etmiyorum.
Tüm bu sebeplerden ötürü vicdanımın sesini dinleyip, cinsiyetçilikten,
mülkiyetçilikten ve militarizmden uzak bir dünya için kadın bedenini
ve namusla özdeşleştirilen vatan uğruna ölmenin ya da öldürmenin bir
zorunluluk olmasını reddediyorum.
Vildan Özer

Kendi tercihim olmadan bu topraklarda dünyaya geldim.Daha sonra bana
bir kimlik yüklendi.Türk olduğum söylendi.Ve sonra "her türk asker
doğar"söylendi.Oysa ki benim türk olmam genetik bir kazaydı ve asker
olarak değil insan olarak doğmuştum.Ve şu nidalarla büyütülmeye
başlandım;"benim oğlum büyüyünce asker olacak,adam olacak",evet asker
olunca adam olacaktım.Vahşi ataerkilliğin bir parçası olan
militarizmin bir neferi olacaktım.Üstümdekiler beni ezdikçe ben
altımdakileri ezecektim.Erkil zihniyetin bir parçası olarak,eşimi ve
çocuklarımı ezecektim.
6 yaşıma geldiğimde insanlık dışı vahşi militarizm hayatıma
girmişti.Her sabah asker gibi sıraya sokulup,anlamının bilincinde
olmadığım sözler söyletilirdi.Orta okula geldiğimde beden eğitimi
derslerinde üçerli beşerli sıraya sokulup uygun adım yürütülmeye
başladım.Ben asi ruhumu ortaya koydukça,"askere gidince adam olur,aklı
başına gelir"denildi.Asker olarak doğmadım ama asker gibi itaat
eden,düşünmeyen,sorgulamayan bir birey olabilmem için ellerinden
geleni yaptılar.Ataerkil zihniyetleriyle "adam" kelimesini
onurlandırıcı,yüceltilen tahaakküm aracı olarak tanımladılar.Bu
sebeple bir anarşist olarak "adam" olmayı ,asker olmayı,militarist
olmayı reddediyorum,vicdani reddimi açıklıyorum.


Kaynak: http://www.anarsihaber.org/12-20-mayis-vicdani-ret-etkinlikleri-ret-aciklamalari-ile-sonlandi



More information about the A-infos-tr mailing list