(tr) 19 Anti-militariste "halkı askerlikten soğutma" davası

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Fri Jan 22 23:48:04 CET 2010


6 Ocak günü Ankara'da Yüksel Caddesinde çoğunu anarşistlerin
oluşturduğu anti-militarist bir grup, basın açıklaması yaptı. Yapılan
basın açıklaması, tutuklu bulunan "Vicdani retçi" Enver Aydemirle
dayanışmak amacına yönelikti.  Zaten Basın açıklaması sırasında grubun
taşıdığı pankartta "Vicdani Redçi Enver Aydemirle Dayanışma
İnisiyatifi" yazıyordu.  Grup Yüksel Caddesinde açıklamasını okumaya
başladığı an, polis'in gözünün döndüğü andı. Çevik Kuvvet Polisi grubu
görür görmez hızla gruba doğru yöneldi ve çembere aldı. Polis'in
sayısı 100 kadar iken anti-militaristler 30 kişi ya var ya yoktu.
Böyle meselelerde, varla yok arası nitelenen "özgürlüğü", öldürmeyi
reddederek temsil edenlere karşı, neyi temsil ettiği kendinden menkul
olanlar, her zaman orantısız bir denklemle ifade edilir. Orada da
böyle olmuştur. Bu durum orantısızdır çünkü boyun bükmek kafayı havada
tutmaktan daha kolaydır. Anti-militaristler azdır çünkü itaat etmek
reddetmekten daha kolaydır.
Ama tarih daha reddedenlerin bittiğini tükendiğini yazmamıştır. Az da
olsa reddedenler oradadır. İtaat edenlerde. Efendiler tut derse
tutacak birisi mutlaka bulunur. Dakikasında rütbeli polis tut demiş,
rütbesiz polisler de tutmuştur. Ne kadar basit bir ilişki... Daha basın
açıklaması bitmeden, "bir vatandaşlık hakkı "olan basın açıklamasını
bitirmeden taciz edilenler Anti-militaristler olur." Vatandaş"ın
bittiği, hikâye olduğu yer işte tamda burasıdır. Vatandaş dediğin emre
itaat edendir. Reddeden değil.  Tut emrini, Anti-militaristlerin
üzerine kâbus gibi çöken lacivert üniformalı vatandaşlar alır, her bir
anti-militaristin üzerinde en az üç çevik tepinmeye başlar. Polis,
kolları büker, boyunları tutar, enseleri çökertir, postalla bastırır.
Toza dumana kesen ortalıkta, kesin olan tek rakam gözaltına
alınanların sayısı olarak kalır: 23
Sonra, Gözaltı aracından başlayarak 24 saat sonraki adliyeye kadar
sürekli taciz tehdit ve baskıya maruz bırakılırlar. Saçı kısa
kadınlar, Polislere göre "at gibi", saçı uzun erkekler "karı gibi"dir.
Atların ve karıların ve erkeklerin nefes alıp verdiğini bilip yaşamı
sevenleri ve öldürmeyi reddedenleri böyle ezmeye çalışırlar.
Nezarethanede gece boyu kapıları çarparak anti-militaristlere uyku
uyutmazlar. Sonra onlara ifade imzalatmaya çalışırlar.
Anti-militaristler, Susma haklarını kullanırlar. Sabah adliyeye
götürülürler. Savcı 22'sini serbest bırakır. Volkan sevinç tutuklanır.
Gerekçe, Savaş karşıtı Volkan Sevinç'in "kanunsuz" toplantıya,  hiçbir
zaman sahip olmadığı ve polis'in "silah" diye nitelediği bir çakıyla
katılmasıdır. Mehmet Ali Ağca'yı aramıza karıştıran, Ogün samast'la
yan yana fotoğraf çektiren, Engin Ceber'i yok eden, Alexsis'i ve
Carlo'yu öldüren, Uğur Kaymazın ve Ceylan'ın küçük bedenlerini
kurşunlarla delik deşik edenler, bir şeyi silah olarak niteleyebilir
mi? Bunların yaşa dedikleri hayat yaşanır mı? Bunların elinden su
içilir mi? Sofralarından ekmek yenir mi?
Volkan Sevinç şu anda, Sincan'da tutuklu. Volkan dâhil o gün
salıverilenlerden 19 Anti-militarist, "halkı askerlikten soğutmak" ve
"suç ve suçluyu övmek" suçuyla yargılanacaklar. 19 Anti-militarist.
Dava tarihi henüz belli değil, ama yaşamın korkunç bir cendereye
dönüştüğü, yüzlerin silikleştiği, gündelik hayatın sabahtan akşama
ölümcül bir hakiyle militarize edildiği bugünlerde belirsiz kalarak
canımızı sıkan tek şey bu dava değil. Kimseye güvenmiyoruz, adını
bildiğimiz, omzuna ve vicdanına dokunabildiklerimiz dışında. Bu
topraklarda, yeryüzünde binlerce yıldır, çelikle, yasalarla ve
postalla ezilenler, Kürtler, Ermeniler, Çingeneler, zenciler,
eşcinseller, yani başka türlü doğanlar ve başka türlü dünyalar
düşleyenler, Anarşistler, komünistler...  Başını bilmediğimiz, ama
sonuna da gelmediğimiz tarihin her zaman bir parçasıydılar ve
bitmediler, bitmeyecekler.
Bugün, medya ve iktidarlar kendi yarattığı ucubelerle hesaplaşıyor.
Mehmet Ali Ağca, medyanın yarattığı dünyada katil oldu. Şimdi ona
"katil" diyorlarsa, o adam gibilerini sokakta görmekten utanıyorlarsa,
kendilerine pay biçmeliler. İkiyüzlülüğün daha basit bir ifadesi az
bulunur. Diz çöküp, emir bekleyen kalem ehli gazetecilerin sayfa sayfa
kana boyadıkları bir dünyada öldürdü Hrant Dink. O artık yok. Ama onun
bir oğlu var. Hrant'ın oğlunu dinlesinler. O adam vicdan taşıyor,
ölümü ve büstleri değil, insanları sevdiğini söylüyor. Öldürmeyi
reddedenleri dinlesinler. Vicdanı susturulamayanları, Volkan Sevinç'i
dinlesinler. Yastığa koydukları başı değil yastıktan kaldırdıkları
başı gözetsinler. Uyumanın ve unutmanın dünyasında uyanışın ve
hatırlamanın hikâyelerine kulak versinler. Bu ateş, iktidarların
yaktığı yaşamı kül etmeye niyetli bu büyük yangın, bir gün kendilerini
de yakar. Bir gün reddedeceksiniz çünkü içinizden kopan ses,
vicdanınızdan başlayarak ürpertecek tüylerinizi. Kayıtsız
kalabilirseniz o sese, vicdanınızın sesine, Eyvallah. Orada, Sağır
olduğunuz odada kalın. Uyanmayın, kapınızı pencerenizi açmayın, bir
tanenize daha tahammülü yok yeryüzünün...
Vaktiyle, rivayet edilir ki, bu dünyada var olmak bir hafiflikti.
Öldürmeyi redderek var olanların, var olmakta inat edenlerin azametine
dayanarak, el ve omuz alarak sürüyor bu hayat. Faşizme ve iktidarlara
inat devam ediyor. Ve hiç bitmeyecek reddedenler.

Anti-Militarist Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi



More information about the A-infos-tr mailing list