(tr) İşçi işgalleri ve radikal işçi hareketinin geleceği - Noam Chomsky ile söyleşi

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Wed Jan 6 09:49:41 CET 2010


İşçi işgalleri ve radikal işçi hareketinin geleceği - Diane
Krauthamer'ın Noam Chomsky ile söyleşisi
Obama, ya da patronunuz, ya da gazete, ya da başka biri "şunu
yapıyoruz" dediklerinde, bilin ki sıklıkla tersi doğrudur ve bu
nedenle onların dediklerine aldırmayın ya da tam tersine inanın.
Kendinize ve birlikte hareket ettiğiniz kişilere güvenmelisiniz.
Yukarıdan bir hediye gelmiyor; onu kazanacaksınız, mücadele ederek
kazanacaksınız...

Bu söyleşi 9 Ekim 2009 tarihinde, Profesör Noam Chomsky'nin
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ndeki ofisinde gerçekleştirilmiştir.

Diane Krauthamer: Röportaja, mevcut ekonomik kriz ve işçilerin
karşılaştığımız sorunların üstesinden nasıl gelebilecekleri üzerine
bir tartışmayla başlamak istiyorum. Boston Review gazetesinde basılan
"Kriz ve Umut: Bizimki ve Onlarınki" başlıklı yakın zamanda yazmış
olduğunuz bir yazıda, şöyle diyorsunuz: "Finansal krizin yaraları bir
şekilde sarılacaktır, bir yandan da çokça yaratmış olduğu kurumları
arkasında bırakarak". Bunu takiben, özellikle ilk başta tüm Avrupa'da
ve sonrasında Kuzey Amerika'da da baş göstermiş olan işyerlerinde
militan bir endüstriyel eylem ayaklanmaları ortaya çıktı. Bildiğiniz
gibi, Chicago'daki Republic Pencere ve Kapı Fabrikası'ndaki
1930'lardan sonra Birleşik Devletlerde gerçekleşmiş ilk fabrika
işgaliydi.

Noam Chomsky: Hayır, aslında tam olarak öyle değil, çünkü Ohio,
Youngstown'daki U.S. Steel (Birleşik Devletler Çelik) 1979 grevi de
bir işgaldi -ve aslında, şu an gerçekten takip edilebilecek bir
modeldi. Oradakiler işi grevden alıp, işgücünün ve oradaki topluluğun
U.S. Steel'in boşalttığı terkedilmiş fabrikaların kontrolünü
devralmasını sağladılar. Sonrasında, takip eden yasal süreç radikal
işçi avukatı Staughton Lynd tarafından yürütüldü. Mahkemelerde
kazanamadılar ama kazanabilirlerdi ve bunun için gerekli desteğe
sahiplerdi. Bu olsaydı, gerçekten bayağı önemli bir şey olmuş
olacaktı.

Bu da beni, işçilerin toplu işten çıkarma olayına nasıl tepki
verdikleri ile ilgili soruma getiriyor. Bana öyle geliyor ki, işçiler
uzun vadede kendi öz-yönetimlerine doğru nasıl ilerleyebileceklerinden
çok, sınırlı kazanımları amaçladıkları gibi bir hissiyat uyandırıyor.

IWW'nin (Industrial Workers of the World - Dünya Sanayi İşçileri)
yapıyor olması gereken de bu: o kıvılcımı başlatmak. Evet, haklısın;
tepkisel bir şey bu. Fakat aynısı 1930'lardaki oturma eylemleri için
de geçerli. Demek istediğim, o oturma eylemlerinin idarenin kalbine bu
kadar korku salmasının sebebi; bir oturma eyleminin işçilerin
fabrikayı devralma yolunda sadece bir adım mesafede olduklarını
göstermesiydi.

Şu anda, sayımızın gittikçe arttığını ve büyük oranda güç
kazandığımızı hissediyorum, fakat Amerikan işçi hareketinin geri
kalanı, ne kadar ciddi olduğumuzu tam olarak idrak etmiş durumda
değil. Bahsettiğiniz kıvılcımı sağlayabilmek adına büyük önem
taşıyacak olan, bu hareketi şu anki durumumuzdan daha geniş bir
Birleşik Devletler işçi hareketinin parçası olmaya taşımak gerçekten
zor bir marifet.

Birleşik Devletler, bu anlamda Avrupa ve diğer sanayileşmiş ülkelerden
farklı. Amerika, alışılmadık ölçüde "işletme-bazlı" bir toplum. Ve
buna yol açan her türden sebep mevcut; feodal bir arka planının
olmayışı ki bu kurumlar Avrupa'da varlığını korurken, burada hiç yer
almadı bile. Bunun dışında gene birçok sebep var. Fakat meselenin
özünde, Amerika'nın, nadiren görülen bir sınıf bilincine sahip,
kararlı ve Avrupa'dakinden daha şiddet dolu bir işçi mücadelesi
tarihine sahip işveren sınıfı tarafından idare edilmesidir.
Sendikalara olan saldırı, burada daha aşırı olmuş ve çok daha başarılı
sonuçlanmıştır. Ayrıca, iş dünyasının propagandası da daha başarılı
olmuştur. Sendika karşıtı propaganda, Avrupa'dakinden önemli ölçüde
fazla derecede etkili olmuştur, hatta sendikanın faydasını gören işçi
sınıfı içinde bile. İşin aslı, Birleşik Devletlerdeki işveren
propagandasının esas vurucu yönü, İkinci Dünya Savaşı'nın bitimini
takiben, hükümetin şeytanlaştırılmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı, Birleşik Devletlerde ve kalan ülkelerde de,
halkın radikalleşmesini getirerek sona erdi ve halkın yönetimi
devralması, hükümet müdahaleleri ve işçilerin fabrikaları ele
geçirmeleri için çağrıda bulunmuş oldu. İş dünyası da inanılmaz bir
karşı saldırı propagandası örgütledi. Konuyla ilgili literatürü
okuduğumda, işin boyutu beni şaşırtmıştı. İki ana hedef vardı: biri
sendikalar, diğeri de demokrasi. Evet, demokrasi (onlar için),
insanların hükümete, hükümet kendilerine aitmiş gibi değil;
kendilerini soyup soğana çeviren ve kendilerine baskı yapan yabancı,
uzaylı bir güç gibi davranmasını sağlamak demekti. Bir demokratik
yönetimde, bu sizin kendi hükümetiniz olmalıydı. Örneğin, demokrasinin
olduğu bir yerde, vergilerimizi ödediğimiz gün olan 15 Nisan'ın bir
kutlama havası içinde geçerdi; çünkü senin karar verdiğin şeylerin
yapılabilmesi adına kaynak toplamak için bir araya geldiğimiz gün
olurdu. Birleşik Devletlerde bu bir yas günü çünkü yabancı güçler
(hükümet) senin o zor kazandığın paranı soymak için geliyor. Genel
yaklaşım bu; ve bu demokrasi karşıtları açısından muazzam bir zafer,
ve tabii ki imtiyazlı, öne çıkmış bir sektör de bu durumda
demokrasiden nefret edecektir. Sağlık reformu tartışmalarında da bunu
görebilirsiniz.

Halkın önemli bir kesimi, eğer sağlık sektörünü hükümet yürütür ise,
özgürlüklerinin ellerinden alınacağını düşünüyor. Ama aynı zamanda,
kamuoyu ulusal bir sağlık programından da yana. Bu çelişki bir şekilde
çözümsüz kalmış oluyor. İş dünyasının propagandası açısından
baktığımızda, özellikle ironik bir durum var çünkü iş dünyası halkın
hükümetten nefret etmesini isterken, bir yandan devletin halk
tarafından sevilmesini istiyor. Yani, kendi çıkarları için çalışan çok
güçlü bir devletten yanalar. Bu yüzden halk olarak hükümeti sevmen
gerekiyor, ama kontrol edebileceğin ve senin çıkarların için çalışacak
hükümetten nefret etmen gerekiyor. Bu çok ilginç bir propaganda yolu,
fakat oldukça başarılı bir şekilde yürütüldü bu. Bunu kendisini, bizi
hükümet illetinden kurtaran kişi olarak sunan Reagan'ın taparcasına
sevilmesinde görebilirsiniz. "Büyük hükümetin" bir havarisiydi
aslında; Hükümet, Reagan'ın kanatları altında büyüdü. Savaş sonrası
dönemde devlet başkanları içinde, serbest piyasanın en güçlü muhalifi
oydu. Fakat gerçekte nasıl olduğu hiç de önemli değil, sizin
tapabileceğiniz bir imaj tertiplediler. Bunu başarmak elbet güç,
özellikle özgür bir toplumda, fakat bu yapıldı ve IWW aktivistlerinin
yapması gereken de bu tarz şeylere karşı mücadele etmek, üretim
alanlarında. Bu hiç de kolay bir şey değil, ama önceden bu da yapıldı.

İş dünyasının sınıf bilincinin yüksek olduğunu belirttiniz. Bu ifadeyi
biraz daha açabilir misiniz?

Tabii, aslında yapmanız gereken tek şey iş dünyası literatürünü takip
etmek. 1930'larda oldukça korkmuşlardı ve kitlelerin sanayicilere
karşı tehlike arz edecek yükselen güçleri karşısında endişeliydiler.
Onlar da Marksist retoriğe yöneldiler; sadece değerler farklılaşmıştı.
Literatür şu şekildeydi; durmaksızın kitlelerin, doğuracağı tehlikeler
ve nasıl kontrol edilebileceği hakkında konuşuyorlardı. Ne
yaptıklarını farkındaydılar ve sınıf bilinçliliği yüksekti.

Kendi çıkarlarına hizmet edecek politikalar için sürekli baskı
yapıyorlar. Örneğin, sigorta şirketleri ve büyük bankalar şimdi
sevinçten havalara uçuyor ve iş dünyası sayfalarında bunu
gizlemiyorlar bile; çünkü krizden eskisinden daha da güçlü bir şekilde
çıktılar ve diğer bir krize zemin hazırlamak için oldukça iyi bir
konumdalar. Onu önemsemiyorlar, çünkü belli bir kefaletle gene serbest
kalacaklar. Bu, intikam duygusunu da barındıran bir sınıf
bilinçliliğidir.

İş dünyasının propagandayı kullanışı üzerine, şunu söyleyecektim;
sendikaları başarısızlığa uğratmak için, şiddet içeren taktiklerden
çok artık propaganda kullanılıyor. Buna katılıyor musunuz?

İkinci Dünya Savaşından sonra bir dönem, işçi hareketine desteğin
güçlü olduğu zaman bu kurnazca yürütüldü. Fakat Reagan'dan beri, bu
açıkça yürütülüyor. Demem o ki, Reagan sendikalardan acı bir şekilde
nefret ediyordu ve onların mahvolmasını istiyordu. Bu 'hava
kontrolörlerinin' grevi ile başladı ve o zamanda beri devam etti.
Reagan yönetimi iş dünyasına, iş kanununu tatbik etmeyeceklerini
belirtti. Reagan dönemi boyunca, yasadışı işten çıkarmalar üçe
katlandı. Bu, o şirketlerin sendikaları yok etmede uzmanlaşmaya
başladığı zamandı. Bunu bir sır olarak saklamıyorlar ve sendikaların
nasıl yok edileceği konusunda her türlü idari tekniğe haizler. Ve
Clinton işbaşına geldiğinde, bu bir nebze daha makul bir orana
kavuştu, fakat Clinton'ın sendikaları sona erdirmek için başka bir
aygıtı vardı: NAFTA (North America Free Trade Agreement - Kuzey
Amerika Serbest Ticaret Antlaşması). Hükümet tamamiyle kanun tanımaz
bir nitelikte olduğundan, işverenler sendikaları, işi başka bir yere
taşımakla tehdit ediyorlardı. Bu yasal bir şey değildi, fakat dediğim
gibi kanun nizam tanımayan bir hükümetiniz varsa, bunun gayrimeşru
olup olmadığı hiç problem değildi. Sanıyorum ki engellenen sendika
girişimlerinin sayısı yüzde 50 oranında artmıştı. NAFTA mevzuatının
belli bir kısmı, emek pratikleri üzerine çalışmaları gerekli kılıyordu
ve bir emek tarihçisi tarafından hazırlanmış, NAFTA'nın nasıl
sendikaların altını boşaltmak ve yok edilmek için kullanıldığını
anlatan iyi bir çalışma vardı. Evet, Clinton yıllarında durum bu
şekildeydi, sonra tabii ki Bush geldi... Ki hakkında konuşmamıza bile
gerek yok. Fakat Reagan'la birlikte sendikalara olan saldırı çok açık
bir hal aldı. Artık Pinkertonlar[1] yoktu, fakat kanunlar da
uygulanmıyordu.

Starbucks'ın hem kurum içinde hem de dışarıda her türlü sendika
karşıtı propagandaya son vermesi sayesinde; IWW'de, özellikle de
Starbucks İşçileri Sendikası'nda sıkça fark ettiğimiz şey şu oldu;
birçoğunun yaptığı şey, işçilere bir sendikaya ihtiyaçları olmadığını
anlatmak.

Bu Whole Foods[2] çizgisidir işte, sendikasız durumları daha iyi işçilerin.

Doğru, Kurumiçi Toplumsal Sorumluluğu (CSR, Corporate Social
Responsibility) kullanıyorlar. Ve bunlardan çoğu oldukça etkili.

Öyle.

Peki, o zaman biz, küçük ve bağımsız bir işçi sendikası olarak bu tür
propagandalara karşı savaşmak için neler yapabiliriz?

İnsanları örgütlemeniz ve gerçekleri anlatmanız gerekiyor. Bunu yapmak
için herhangi bir sihirbazlık numarası yok. Hatta bazen bu oldukça
eğlenceli de olur. "Kriz ve Umut" yazımda güzel bir grev olayından
bahsetmiştim, 1990'ların başındaki Caterpillar firmasında gerçekleşen
grev. Caterpillar şu açıdan oldukça önemliydi; Reagan usulü grev kırma
tekniklerini ilk kullanan imalat endüstrisiydi. Bu olay, Chicago
Tribune tarafından önemli bir noktaya da dikkat çekilerek oldukça iyi
aktarıldı. Şöyle yazıyordu; grev kırıcılar gayrimeşru bir şekilde
grevi kırdıklarında, işçilerin Peoria'daki desteği oldukça azdı ve bu
oldukça çarpıcıydı çünkü oradaki topluluk tamamen sendika tarafından
oluşturulan, inşa edilen bir topluluktu -sendikaya dayanan bir cemaat
da diyebiliriz. Fakat iş krizin dönüm noktasına geldiğinde, topluluğun
kendisi grevi desteklemedi. Şimdi bu, Obama hakkında ilginç bir
noktayı gösteriyor, çünkü Obama'nın kendisi de büyük ihtimalle
Chicago'daki cemaat örgütleyicilerinden biriydi o zaman. Ve şu an
eminim ki, Chicago Tribune'ı okumuştu, o konu hakkında bilgisi vardı
fakat işgücüyle dayanışmasını göstermek amacıyla gittiği ilk yer
Caterpillar'dı. Unuttuğunu sanmıyorum ve işçi hareketi de tepki
vermedi. Hatta radikal emek tarihçileri bile hatırlamadılar. Bu 15 yıl
önceydi ve bunca şeyden sonra bu olay, propagandanın birçok şekilde
gerçek bir zafer kazandığını gösteriyordu.

Güçlü ve atağa geçen bir işçi hareketini yeniden kurmak büyük çaba
gerektiriyor, fakat daha önce bu yapıldı. Demek istediğim 1920'li
yıllardaki işçi hareketi neredeyse tamamen yok olmuştu. Ve 1930'larda
tekrardan canlandı ve oldukça radikalleşti. Bir şeylerin gerçekleşmesi
mümkün; fakat kendi başlarına değil. Yani, o zamanlar temel haklar
mücadelesinin, işçi mücadelesinin ve daha birçok şeyin tam kalbinde
yer alan Komünist Parti'niz vardı, şimdi başka bir şeyin bunları
sağlaması gerekiyor. Rusya'ya hayranlıklarını sahiplenmeyebilirsiniz,
fakat yerel olarak oldukça iyi kayıtları vardı. Bunu çocukluğumdan çok
iyi hatırlıyorum, çünkü benim ailem de çoklukla sendikanın içindeydi.

Babanız da IWW'deydi, değil mi?

Evet içindeydi... Fakat gerçeği öğrenmek ister misiniz? (Gülüşmeler)

Evet, tabii ki.

Buraya göçmen olarak gelmişti ve hiç İngilizce bilmiyordu.
Baltimore'deki bir şekerci dükkânında çalışmaya gitti. Ve daha sonra
bana demişti ki, şu eleman hep buralarda dolanıyor ve işçilerin
yanında gibi gözüküyor, böylece ben de imzaladım. Daha sonra belli
oldu ki, adam bir IWW örgütçüsüymüş. Babam imzaladığına pişman
değildi; sadece ne olup bitiyor gerçekten bilmiyordu.

Hangi endüstri dalındaydı kendisi?

Baltimore'de şekerlemeciydi. Diğer akrabalarım içinde, bazı kadınlar
Uluslararası Kadın Dokuma İşçileri Sendikası'ndaydı ve erkekler de
genelde tezgâhtar ya da o tür işleri yapan tiplerdi. Ben
Philadelphia'da yaşıyordum ama ailem New York'taydı. Sendikanın onlar
için yaptıklarını görebiliyordum. Gerçekten hayatlarını kurtarmıştı.
Terzi olan iki teyzem evlenmemişti ve tabii ki 1930'larda işsizlerdi,
fakat sendika onlara bir hayat verdi. Bir sendikanın kuruluşu için
birkaç haftayı kırsalda geçirmişlerdi ve eğitim programları ve o tatta
şeyler düzenlenmişti. Bilirsiniz işte, gerçek bir cemaat, topluluk
hayatı vardı. Ve Komünist Parti üyesiydiler; Rusya ile ilgili
umursadıkları bir şey yoktu, sadece Birleşik Devletleri
umursuyorlardı.

Burada, işçi hareketinin ve IWW' nin geleceğine dair düşünmeyi de
önemsiyorum. Daha genel bir ifadeyle, özellikle şu an içinde
bulunduğumuz ve muhtemelen Batı Dünyasında uzun bir süre daha
yüzleşiyor olacağımız finansal zorlukların ışığında eğer sonraki kuşak
Dünya İşçileri Birliği üyelerine[3] bir adet tavsiyeniz olsaydı, bu ne
olurdu?

Aslında, insanlardan birçok mektup alıyorum. Bu akşam eve gittiğimde,
gene bugün gelmiş olan 15 mektubum olacak, çoğunlukla da gidişattan
memnun olmayan ve buna dair bir şeyler yapmak isteyen genç
insanlardan. Ve bana ne yapmaları gerektiğini, ne okumaları
gerektiğini söyleyip söylemeyeceğimi soruyorlar. Fakat bu böyle
işlemiyor. Demek istediğim her şey; kim olduğuna, değerlerinin ne
olduğuna, kendini nelere adadığına, hangi koşullar altında yaşadığına
ve ne tür tercihlerin sorumluluğunu üstleneceğine bağlı. Ne yapman
gerektiğini belirleyecek olan bunlar. Belli bazı genel fikirler vardır
ki; bunlar herkesçe bilinen ve kabul edilen gerçekliklerdir. Bunlardan
bahsetmek, bunlar hakkında konuşmak değerlidir çünkü her zaman inkâr
edilirler.

Öncelikle, iktidar odaklarından duyduğunuz hiçbir şeye
inanmayacaksınız. Bu yüzden, eğer Obama, ya da patronunuz, ya da
gazete, ya da başka biri "şunu yapıyoruz" dediklerinde, bilin ki
sıklıkla tersi doğrudur ve bu nedenle onların dediklerine aldırmayın
ya da tam tersine inanın. Kendinize ve birlikte hareket ettiğiniz
kişilere güvenmelisiniz. Yukarıdan bir hediye gelmiyor; onu
kazanacaksınız, mücadele ederek kazanacaksınız ve bu durumun ve
koşulların ciddi bir analizini ve anlayışını gerektiriyor. Bu
olduğunda, birçok şey yapılabilir. Mesela Sağ'ı ele alalım, şu anda
yükselmekte olan popülist bir sağ kanat mevcut. Ve sol için de geçerli
olan, yaygın reaksiyon da onlarla dalga geçmek, alaya almak. Fakat
doğru tepki bu değil. Eğer bu insanlara bir bakarsanız, örneğin
radyoda konuşmalarını dinlerseniz, hakiki mağduriyetleri olduğunu
göreceksiniz. Radyo konuşmalarını bayağı bir dinlerim ve gerçekten çok
ilginçler. Eğer dünyaya dair anlayışını, bilgini bir anlığına
dondurabilirsen ve çağrıda bulunan o insanların dünyasına girersen,
onları gerçekten anlayabiliyorsun. Bu konu üstüne bir çalışmam yok,
ama bu insanların gerçekten mazlum hissettiklerini fark edebiliyorum.
Şöyle düşünüyorlar; "Hayatımda her şeyi doğru bir biçimde yaptım,
tanrıdan korkan bir Hristiyanım, beyazım, erkeğim, çok çalıştım ve
silah da taşıyorum. Benden beklenen her şeyi yapıyorum ve düzülen ben
oluyorum." Ve aslında gerçekten düzülüyorlar. 30 yıldır ücretleri ya
durmuş ya da düşmüş vaziyette, sosyal imkânları kötüleşiyor, çocuklar
sapıtıyor, okul yok, hiçbir şey yok, bu yüzden birilerinin onlar için
bir şeyler yapıyor olması şart ve onlar da bu birileri kim, merak
ediyor. Rush Limbaugh bu ihtiyaca cevap verdi, bankaların sahibi olan,
hükümeti ve tabii ki medyayı yöneten zengin liberaller, sizi hiç
umursamıyorlar; yaptıkları sadece her şeyi; kaçak göçmenlere,
eşcinsellere, komünistlere ve diğerlerine bağışlamak.

Bu durumda, bildiğin üzere, göstermemiz gereken tepki; onlarla alay
etmek değil, onun yerine özeleştirel bir tavra sahip olmaktır. Neden
onları örgütlemiyoruz? Yani, onları örgütleyenin Rush Limbaugh yerine
bizim olmamız gerekir. Tamamen aynı olmasa da, can sıkacak kadar
benzer olan tarihsel analojiler var. Erken dönem Nazi Almanyası'nın
estirdiği kötü hava buna benziyordu. Hitler, benzer mağduriyetleri
olan topluluklara sesleniyordu ve sorunların nedeni olarak sunduğu
şeyler çılgınca cevaplardı, fakat en azından cevap veriyordu; bu
gruplar toplumu hiçbir yere götürmüyordu, bunlar Yahudiler ve
Bolşeviklerdi (problem de onlardı).

Demek istediğim, liberal demokratlar ortalama Amerikan vatandaşına
asla şunu söylemeyecekler, "Evet, dışlanmanızın, haksızlığa uğramış
hissetmenizin sebebi yıllar boyunca uyguladığımız ve hala da devam
ettirdiğimiz politikalardır." Böyle bir cevap olmayacak. Ve bu
insanlar, soldan da muhatap bir cevap almıyorlar. Bu yüzden, Limbaugh,
Glenn Beck ve diğerlerinden aldıklarında içsel bir tutarlılık ve
mantık var. Ve bu tipler oldukça ikna edici, kendilerine güvenleri tam
ve her şeye cevapları olan kişiler; çılgınca cevaplar, ama gene de
cevap. Ve bunun böyle devam ediyor oluşu bizim hatamız. Bu yüzden
yapılacak olan şeylerden biri onları alaya almamak, onlara katılmak,
mağduriyetleri hakkında konuşmak ve onlara mantıklı cevaplar
geliştirmektir, örneğin "fabrikalarınızı devralın" gibi.

dipnotlar:
1. Pinkerton's: 1850'de Allan Pinkerton tarafından kurulan Ulusal
Dedektiflik Ajansı'nın adı. Bir güvenlik şirketi gibi çalışan
Pinkerton's; sendikalara sızıp, şüpheli potansiyel grevcileri işten
attırır, ya da grev kırıcıların korumalığını yapardı. Adı başarısız
olan Abraham Lincoln suikastına da karışan bu şirket, daha sonra
Lincoln tarafından Amerikan İç Savaşı'nda kişisel muhafızları olarak
görevlendirildi.
2. ABD ve Birleşik Krallık'ta faaliyet gösteren, dünyanın en büyük
doğal ve organik yiyecek sağlayıcısı firma
3. Wobbly: a member of the Industrial Workers of the World (Dünya
İşçiler Birliği üyesi)

Bu söyleşi uzunluğu ve netliği hesaba katılarak düzenlendi. Tamamını
dinlemek istiyorsanız, lütfen iw at iww.org'a mail atabilir ya da
http://www.authoritysmashers.wordpress.com. adresini ziyaret
edebilirsiniz. Charngchi Way ve the Authority Smashing Hour radyo
programına teşekkür ederiz.

20 Kasım 2009

[Znet'teki İngilizce orijinalinden Taner Olçum tarafından Sendika.Org
için çevrilmiştir]


Kaynak: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=28596



More information about the A-infos-tr mailing list