(tr) İstanbul: İnsanız, Vicdanlıyız, Reddediyoruz!

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Sat Jan 2 00:54:22 CET 2010


Barış için vicdani retçiler inisiyatifinin yapmış olduğu çağrıyla
Boğaziçi Üniversitesi'nde Vicdani Ret Kurultayı düzenlendi. Kurultay'a
vicdani retçi Halil Savda, vicdani retçi Özlem Mollamehmetoğlu ve
Lambda aktivisti Aykan Safoğlu konuşmacı olarak katıldılar. Kurultaya
konuşmacı olarak katılmak üzere sabah evinden yola çıkan vicdani retçi
Enver Aydemir ise polisin kimlik sormasıyla sabah saatlerinde
gözaltına alındı. Ayrıca önceki günün akşamında BDP'ye yönelik
baskılara karşı kurultayda sıkça destek konuşmaları yapıldı.
Gerçekleşen kurultayda 7 kişi vicdani reddini açıklayarak, vicdani
reddin hak olarak yasalarca tanınması için mücadele edilmesi
gerektiğini vurguladı.
Kurultaya İstanbul Ahali, SGDF ve Lise Anarşist Faaliyet de kurumsal
olarak katılım sağladılar.
Kurultaydan sonra Güney Meydan'da toplanan katılımclar B.Ü. Kuzey
Kampüsün önüne kadar yürüyüp bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
Polisin sık sık gerginlik yaratmaya çalıştığı yürüyüşte "Hiç kimse
asker doğmaz", "Yaşasın halkların kardeşliği", "Reddet diren hayır de
askere gitme", "Biz 'Ordu'ya sadece fındığa gideriz" sloganları
atıldı.
Basın açıklamasında "Bu topraklar 25 yıldır kardeşin kardeşi öldürdüğü
bir kirli savaşa tanıklık ediyor. Barış umuduna darbe vuran zihniyete
karşı ellerimize silah almayı, katil olmayı ve bu savaşı sürdürmeyi
reddediyoruz" denildi.

24 Aralık Perşembe günü saat 13:00'da Boğaziçi Üniversitesinde İbrahim
bodur salonunda başlayan Barış İçin Vicdani Ret kurultayında LAF
katılarak; Savaşa, Militarizme, Eğitime LAF'ını söyledi.
Lise Anarşist Faaliyet'in kurultay da okumuş olduğu yazılı metin;
BU SAVAŞA LAFIMIZ VAR!

Dört tarafı düşmanlarla çevrili bu kara parçasında ve dünyanın dört
bir tarafında bizce anlamsız iktidarlarca vazgeçilmez savaşlar
yaşanıyor. Ve bu savaşlarda asker insanlar, sivil insanlar,
yetişkin-çocuk insanlar ayırdedilmeksizin ölüyor. Ve bu insanları
öldüren silahların tetiklerinde; tankların direksiyonunda, savaş
uçaklarının pilot koltuğunda yine insanlar duruyor. Ordular bizi
savaşmaya; ölmeye-öldürmeye çağırıyorlar ve ölmek-öldürmek noktasında
hiçbir nedeni olmayan insanlar gönüllü ya da gönülsüz bu emre itaat
ediyorlar.

Biz 14-17 yaşlarında gençleriz. Henüz askere çağrılmadık ya da orduda
bulunmadık. Askere gitmemiş olmamıza rağmen buna karşı bir tutum
geliştirebiliyoruz.

Ancak abileri-ablaları gibi bizim yaşlarımızdaki akranlarımızın çoğu
da askere gitmek noktasında kör bir heves besliyorlar. Televizyonlarda
çatışma haberlerini gördüğünde şuursuz bir şekilde "ben askere
gittiğimde komando olacam" diyor; 15 yaşındaki kız çocukları "beni de
askere al paşam" diyebiliyorlar.

Ordu kurumunun bu başarısını, askere çağırmadan çok önceleri başlayan
itaat kültüründe aramak lazım.

Çünkü asker olmasak da asker olma durumunu uzun süredir yaşıyoruz.
Daha ilk oyuncaklarımız ellerimize verildiğinde askerleştirilmeye
başlıyoruz. Silahlar, asker adamlar, tanklar ve asker elbiseleri ile
tanışıyoruz. Ve terörist öldürme oyunları... Ve askere alınmayacak olan
kız çocuklarına layık görülen çocuk bakıcılığı, barbie bebekler.

Kışlalarda bulunmuyoruz ama okullarda emir komuta sisteminin
içindeyiz. Bizler her sabah gitmek zorunda bırakıldığımız okullarda
kafamızın içinde her an rahat-hazırol sesleri çinlayan gençleriz. 6
yaşından beri her sabah türk olmanın, doğru ve çalışkan olmak anlamına
geldiğini sesimiz kısılırcasına haykırmamız dikte ediliyor bize.
Yurdumuzu özümüzden çok sevmeye ve varlığımızı Türk varlığına armağan
etmeye and içiriliyoruz her sabah. Ve milli tarih, ulusal edebiyat,
nasyonal coğrafya, milli güvenlik dersleriyle askerleştiriliyoruz.

Ve sokaklar... Sokaklarda öğretiliyor bize itaat etmek. Herşey
düşünülmüş sokaklarımızda. Tabelalar, çizgiler, ışıklı levhalar
bizlere itaat etmeyi öğütlüyor : "Dur yoksa ölürsün. Dön yoksa
yanarsın. Herşey senin iyiliğin için. Biz herşeyi düşündük; sen itaat
et yeter."

Ve televizyonlar... Saat başı baba haber bültenlerinde holywood aksiyon
film müzikleri eşliğinde kahraman mehmetciklerin operasyon
görüntüleri; acıklı yeşilçam müzikleri eşliğinde ağlayan asker
anneleri ile duygularımıza tecavüz ediliyor. Ama herşeye rağmen "vatan
sağolsun paşam, siz sağolun."

İşte böyle böyle, yavaşça; sinsice sindiriliyoruz. İşte bu yüzden "en
büyük asker bizim asker" nidalarıyla uğurlanıyor gençler askere. Çünkü
askere gitmek artık insanları sevmek anlamına geliyor. Öldürmek artık
kahraman olmak için bir şart. Tezkereyi almadan "erkek" olmak; erkek
olmadan bu toplumda insan olmak imkansız çünkü. Bu yüzden korka korka
da olsa güle güle gidiyor gençler askere.

Ve bugün, yeryüzünün bu dört tarafı düşmanlarla çevrili kara
parçasında kendi dilini konuşmak; kendi kültrünü yaşamak isteyen kürt
halkına karşı amansız bir savaş yürütülürken askere gitmek demek
patronların kar hırsına; paşaların ve parlamenterlerin iktidar
hesaplarına alet olmak adına kardeş kanı dökmek demektir. Özgürlük ve
eşitlik adına mücadele edenlere kurşun sıkmak demektir.

Bizler bu savaşın ve herhangi bir savaşın piyonları olmayacağız. Bu
yüzden de "Türküm, doğruyum, çalışkanım" değil "İNSANIM, VİCDANLIYIM,
REDDEDİYORUM"

Lise Anarşist Faaliyet

İstanbul Ahali'nin kurultay da okumuş olduğu yazılı metin;

REDDEDİYORUZ

Hak ihlal edildiği noktada ortaya çıkar. Varoluş özgürdür ve özgür
varoluşa yapılan her müdahale; karşısında hak mücadelesini yani özgür
yaşam mücadelesini bulmak zorundadır. Kürt halkının varoluşunu
yoksaymayla-yadsımayla ihlal eden devlet de karşısında kürt halkının
özgürlük mücadelesini bulmuştur. Ve bugün gelinen noktada tahakküm ve
sömürü çarklarının daha iyi işlemesi için mezopotamyada savaşsızlık
halini kendi yararına gören devlet kürt halkının onurlu barış talebine
her zamanki gibi karşılık veriyor.

Barışın "teslim olmak" olarak dayatıldığı; açılımın devlet iktidarının
yeni ufuklara yelken açması anlamına geldiği bir öneriyi kabul
etmesini; vicdanı olan hiçkimse kürt halkından bekleyemez.

Devlet kürt halkının özgür varoluşuna müdahale ettiği gibi resmi
ideolojinin makbul vatandaşı olan Türk halkının varoluşunu da, ortaya
çıkarılan bu savaşta devletten yana olmaya zorlayarak; devletin
ordusun da savaşmaya zorlayarak ihlal etmektedir.

İşte bu yüzden herhangi bir "türk" gencinin ordunun bir neferi olmayı,
savaşmayı, ölmeyi ve öldürmeyi reddetmesi hem kendine dayatılan itaat
ve işbirliğini reddetmek, hem de kendisi gibi saldırı altında olan
Kürt halkının haklı mücadelesiyle dayanışmak anlamında pasifist bir
eylemle aktif bir katılımı anlamına gelecektir.

Bugün ise vicdani ve total red mücadelesi özelliklede gelinmiş bu
süreçte atılması gereken önemli bir adımdır. Savaşın bir öznesi olmama
durumu ve yaşanan bu savaşın insan kaynaklarını yok etme ilkesi her
türk ve kürt gencinin kardeş kanı dökmeyeceği anlamına gelmektedir.

Bizler kendi bulunduğumuz noktadan mücadele etmek durumunda olduğumuz
gibi tahakkümün olmadığı bir dünya düşlüyorsak; bütün ezilenlerin
mücadelesi ile dayanışmak zorundayız. Ve biliyoruz ki ancak bu
dayanışma, yine tahakkümün hiyerarşik kalıplarından bakmak, akıl
vermek, verilen akla uygun hareket edilmediğinde ise uzlaşmış
sayılmakla değil, kendimizin ve diğer ezilen grupların ezilmesini
sağlayan aygıtların yaratılması ve yaşatılmasına ortak olmadığmız bir
tarzda olabilir.

Ve bizler yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz, şimdi, şu anda
büyükmekte ve özgür yaşamlardan yana reddetmeyi seçenler: şimdi, şu
anda zaman dayanışmanın zamanıdır.

İstanbul Ahali


Haber ve fotoğraflar: http://ahali.info/php/wp/?p=1252 &
http://lafisyanda.org/index.php?ind=news&op=news_show_single&ide=21



More information about the A-infos-tr mailing list