(tr) Devrimin Savunulması Sorunu Üstüne - Nestor Mahno

a-infos-tr at ainfos.ca a-infos-tr at ainfos.ca
Tue Sep 9 20:20:15 CEST 2008


Delo Truda N°25, Haziran 1927, s. 13-14.
[Liberter Çeviri Kolektifi #10 liberterceviri-et-gmail-nokta-com]

Yurtdışındaki Rus Anarşistleri Grubu tarafından yayımlanan Anarşistler 
Genel Birliği’nin Örgütsel Platformu (Taslak) üstüne pek çok ülkedeki 
yoldaşlarımız arasında bir tartışma başladı. Bu bağlamda bazı 
yoldaşlarımız benden özellikle devimin savunulması konusunda bir ya da 
iki makale yazmamı rica ettiler.

Bu ciddi sorunla olabildiğince özenli bir şekilde ilgilenmeye 
çalışacağım, fakat bundan önce yoldaşları devrimin savunulması 
hakkındaki bölümün Platform’un temel konusu olmadığını söyleyerek 
uyarmalıyım. Ve bu konu temel olmadığı için de bunu pek çok yoldaşımızın 
istediği kadar geniş şekilde inceleyecek zamanı ve enerjiyi ayırma 
gerekliliğini ve dürtüsünü hissetmiyorum.

Benim için kişisel olarak (ve her ciddi, dürüst yoldaş için de) önemli 
olan Platform’un temel meselesidir. Eksik olan şeyler eklenmelidir ve 
ortaya çıkan çalışma temelinde bir yeniden toparlanma gerçekleştirmeli, 
kuvvetlerimizin daha büyük bir örgütlenmesini yaratmalıyız. Yoksa 
hareketimiz, saflarımıza dadanan fırsatçılarla liberallerin ya da 
sürekli gevezelik eden, fakat hareketimizin büyük amaçlarına ulaşma 
temelinde mücadele etme yeteneğinden uzak olan düpedüz spekülasyoncular 
ve her türden siyasal maceracıların etkileri altında sonsuza kadar ve 
sonuncu kez yenilmeye mahkûm olacaktır. Ancak hareketimize içten 
inananları ve devrimle mümkün olabilecek en geniş özgürlüğe ulaşmayı 
isteyenleri yanımıza çekmeyi başarırsak bu amaçlara erişebiliriz. Bu 
yeni toplumda, yeni adalette, yeni düzende her birey en sonunda kendi 
yaratıcı dürtülerini kendisinin ve eşitlerinin yararına kullanabilecektir.

Devrimin savunulması konusunda Ukraynadaki devrim yıllarında Ukraynalı 
emekçilerin devrimci hareketinin çalkantılı, fakat belirleyici 
mücadelesinde elde ettiğim deneyime dayanacağım. Bu deneyimler beni 
birincil olarak devrimin savunulmasının devrimin karşı-devrime karşı 
saldırısıyla doğrudan bağlantılı olduğu konusunda ikna etti. İkinci 
olarak devrimin savunma güçlerinin büyümesi ve gelişimi her zaman 
karşı-devrimcilerin direnişiyle koşullandırılmıştır. Ve üçüncü olarak 
saydıklarımdan ortaya çıkan; çoğu durumda devrimci eylemlerin büyük bir 
cephe boyunca konvansiyonel karşı-devrimci ordularla çarpışan silahlı 
devrimci kıtaların benimsediği siyasal içerik, yapı ve örgütsel 
yöntemlere sıkıca bağlı olduğudur.

Karşı-devrime karşı kavgasında Rus Devrimi en başta Bolşeviklerin 
liderliğinde Kızıl Muhafız kıtaları kurarak işe başladı. Kızıl 
Muhafızların özellikle Alman, Avusturyalı ve Macar sefer kuvvetlerinden 
oluşan örgütlü karşı-devrimin baskılarına karşı koymakta başarısız 
olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bunun nedeni çoğu zaman hiçbir bütüncül 
operasyonel hatta bağlı olmadan hareket etmeleriydi. Bolşevikler bu 
yüzden 1918 baharında Kızıl Ordu’nun örgütlenmesine giriştiler.

Bu sırada biz Ukrayna’nın emekçilerinden oluşan özgür tümenler’in 
kurulması çağrısında bulunmuştuk. Siyasal veya sosyal hiçbir güvenlik 
araştırması olmadan silahını kapıp savaşmaya gelen her gönüllüye açık 
olduğu için özgür tümenler’in her tür iç provokasyona karşı hayatta 
kalmakta zayıf oldukları 1918 baharında hemen ortaya çıktı. Bu yüzden bu 
örgütlenme tarafından oluşturulan silahlı birimler haince 
karşı-devrimcilere teslim edildi. Ve bu da onların Alman, Avusturyalı ve 
Macar karşı-devrimine karşı mücadelede umulan tarihsel rollerini 
oynamalarını engelledi.

Bununla birlikte devrimin savunulması için oluşturulmuş doğrudan 
devrimci savaş birlikleri olarak tanımlanabilecek özgür tümenler’in 
örgütlenmesindeki bu ilk engeli takiben kafalarımızı kaybetmedik. Özgür 
tümenler’in örgütlenmesi, biçimi korunarak gözden geçirildi. Tümenler, 
görevi düşman hatlarının çok gerisinde işlemek olan piyade ve 
süvarilerden oluşan karışık tipte hafif partizan kıtalarıyla veya destek 
kuvvetleriyle birleştirildi. Ve şunu tekrar etmeliyim ki bunlar 
kendilerini Alman, Avusturyalı ve Macar sefer kuvvetlerine ve 1918 yazı 
ve sonbaharında Hetman Skoropadsky’nin çetelerine karşı kanıtladılar.

Devrimin savunulmasını bu biçimde örgütlemeye sıkıca sarılarak devrimci 
Ukrayna emekçileri Avusturya-Alman Junkerlerinin [aristokratlarının] 
pençelerinden kendilerini kurtarabildiler ve devrimi savunmakla 
kalmayarak Alman-Macar ordularını, Petlyura ve Viniçenko önderliğindeki 
Ukrayna yönetiminin ve Kaledin ve Denikin gibi generallerin kuvvetlerini 
yenerek ilerlediler. [Not: Bu dönemde Bolşeviklerin Ukrayna’da 
kuvvetleri yoktu. Bolşevik kuvvetler Ukrayna’ya daha sonra geldiler ve 
karşı-devrime karşı bize paralel bir cephe kurdular. Özerk olarak ve 
onların devlet denetimli reçetelerine uymadan örgütlenen devrimci 
emekçilerle birleşme görünümü altında aslında işçilerin parçalanması ve 
dağıtılmasıyla uğraştılar. Bunun için tam da biz tüm cephe boyunca bir 
taarruza girişecekken ve savaşın sonucu toplarımızın ve makineli 
tüfeklerimizin gücüne dayanırken fişek ve top mermisi ikmalini sabote 
etmek gibi yöntemler kullandılar.]

Fakat karşı-devrim ülke içersinde yayılırken diğer devletlerden yardım 
aldı. Bu devletlerden gelen yardım sadece silah ve cephane değil, aynı 
zamanda askeri birlikler biçimdeydi. Buna rağmen bizim devrim savunma 
örgütümüzün de büyüklüğü arttı ve ortaya çıkan gereklilikler karşısında 
yeni bir biçim ve daha uygun savaş yöntemleri benimsedi.

Bilindiği gibi bu dönemdeki en güçlü karşı-devrimci cephe 
Denikin’inkiydi. Bununla birlikte devrimci isyan hareketi 5-6 ay boyunca 
Denikin’e karşı kendisini korudu. Denikinci komutanların en iyilerinin 
bazıları, hala hiçbir destek bulamamış ve sadece düşmandan ele 
geçirdikleri silahla donanmış olan bizim örgütlü devrimci güçlerimizce 
yenilgiye uğratıldılar. Bizim örgütlenmemizin buna büyük bir katkısı 
oldu: Savaş birimlerinin iç özerkliğini çiğnemeden onların ortak bir 
operasyonel kadronun eşgüdümünde alaylar ve tugaylar şeklinde yeniden 
örgütlenmesi sağlandı.

Genel bir operasyonel kadronun oluşması, ancak hem cephede hem de cephe 
gerisinde mücadele eden ve birleşik bir komutaya ihtiyaç duyan devrimci 
emekçi kitlelerinin takdiri ile mümkün olabildi. Bu işçiler, bizim 
anarko-komünist köylü grubumuzun etkisiyle, yeni toplumun inşasında ve 
onun savunulması yükümlülüğünde herkesin eşit haklara sahip olduğunu 
gördüler. Karşı-devrimci Denikinci cephe devrimci işçilerce canlı bir 
ilgiyle gözlenen devrimin hayatını ve onun temelindeki devlet karşıtı 
fikirlerimizi tehdit ediyordu. Bu sırada işçiler bizim devrimin 
savunulmasına dair örgütsel kavrayışımız etrafında bir araya geldiler, 
onu sahiplendiler ve isyan ordusuna yaralananların ve bitkin düşenlerin 
yerlerini alacak düzenli bir zinde savaşçı akımı sağladılar.

Mücadelenin pratik gereksinimlerinde ortaya çıkan bu olgu, bizim devrimi 
savunma hareketimizi tüm faal savaşçı birimleri denetleyecek operasyonel 
ve örgütsel bir kadro oluşturmaya itti.

Devrimci kitlelerin saflarında faaliyet yürüten devrimci anarşistlerin 
karşı-devrimin güçlerine karşı devrimin silahlı güçlerini stratejik 
olarak yönlendirecek bu tür bir operasyonel bileşik komuta kadrosu 
ihtiyacına karşı çıkması fikrine bu pratik deneyim yüzünden 
katılmıyorum. Kendisini işçilerin devriminin ortasında ve Ukrayna’daki 
İç Savaş koşullarında bulan her devrimci anarşistin bizimle aynı 
askeri-devrimci yöntemleri kullanmak durumunda kalacağına ikna olmuş 
durumdayız. Fakat gelecekteki bir toplumsal devrim sırasında 
karşı-devrimin silahlı cepheleri olmasına rağmen yukarıda değindiğimiz 
örgütsel ilkeleri reddeden anarşistler varsa, bunlar harekete ancak 
sözde dâhil olacaklardır ve gerçekte onun dışında kalacaklar, ona zarar 
vereceklerdir.

Devrimi savunulması sorununu çözerken anarşistler anarko-komünizmin 
toplumsal karakterince yönlendirilmelidirler. Eğer hareketimiz devrimci 
bir toplumsal hareket ise, onun örgütlenme ihtiyacını karşılamalıdır. 
Ona layık toplumsal eylem yöntemleriyle ve toplumsal kurumlarla 
donatılmalıdır. Sonrasında kendimizi tüm kalbimizle pratik hayata ve 
emekçi kitlelerin mücadelesine vermeliyiz.

Diğer türlü, eğer bu hareket rüyacıların bir ütopyasıysa, devrimci 
emekçilerin ve özellikle de bizi anlamayan ve devletçi sosyalistleri 
takip edenlerin önünü tıkamamalıyız. Söylemeye gerek yoktur ki anarşizm, 
devrimci bir toplumsal harekettir ve bu yüzden de anarşistlerin politik 
örgütünün safındayım ve her zaman olacağım. Devrim zamanı geldiğinde 
tümenleri, alayları, tugayları ve bölükleri zorunlu olarak düzenli bir 
orduda birleşik bir bölgesel komuta altında birleştirmeliyiz. Gözetmen 
örgütsel kadrolar biçimdeki bu komuta, mücadelenin gereksinimlerine ve 
koşullarına uygun olarak federatif bir operasyonel plan çıkartacak, 
bölgesel orduların eylemlerini koordine edecek ve bu sayede de silahlı 
karşı-devrimle tüm cephelerdeki savaşta başarılı bir sonucun elde 
edilmesini sağlayacaktır.

Devrimin silahlı karşı-devrime karşı savunulması sorunu kolay bir mesele 
değildir. Silahlı devrimci kitlelerden büyük bir örgütsel bağlılık 
gerektirebilir. Devrimci anarşistler bunun farkına varmalı ve bunun 
gerçekleştirilmesinde onlara yardımcı olmalıdır.

Kaynak:
http://www.anarkismo.net/article/9824

İngilizce Orijinali:
http://www.nestormakhno.info/english/defence.htm



More information about the A-infos-tr mailing list